Yazarlar

Hasan Sezer

Hasan Sezer

YEĞENLERİM İÇİN TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR!

Metiner abimin kızı Sevde, Çevre Yüksek Mühendisi. Üç tane çocuğu var. Büyük oğlu Mehmet Sanat henüz 6 yaşında ve bu yıl okula başladı. Selim Can Erk ve Ali Ant da ikiz çocukları; henüz 4 yasındalar. İkizler de anaokuluna gidiyorlar. Zira anneleri iş kadını…

 

Metiner abim geçen gün arayarak; “ birader Sevde’ye gideceğim. Müsait olursan sen de gel laflarız” deyince yorgun olmama rağmen iş çıkışı yeğenime gittim. Ufaklıklar, dedelerini de görünce adeta enerji topuna dönmüşler zıp zıp zıplıyorlardı. Yemekten sonra çay faslına geçmiştik ki, bir şey dikkatimi çekti. Anneleri çocukları devamlı uyarıyor ve uslu durmalarını söylüyordu. Oysaki çocukların hareketleri hiç de aşırı değildi. Hareketli olmalarına rağmen, herhangi bir şeyi devirerek veya sürükleyerek gürültüye de sebep olmuyorlardı.  Sevde’yi ikaz etmek zorunda kaldım ve “en nihayetinde bunlar henüz çok küçük. Enerjileri de yerinde. Aşırı bir gürültü de yapmıyorlar. Bırak çocuklar oynasın dedim.” Yeğenim Sevde “Amca senin haberin yok. Yaşlı karı-koca komşularımız var. Çocuklar gürültü yapıyorlar, diye apartman sakinlerinden imza toplamaya çıkmışlar. Allahtan kimse imza vermemiş. Bunun üzerine kapıya dikilen teyze; adeta ültimatom verircesine “ben saat 04 te yatıyorum. İnternete giriyorum. Sabahları uyurken 08.00’de senin çocuklarının gürültüsünden uyuyamıyorum. Ayakkabılarını koridorda giydirme. Evin içinde giydir. Koridorda da koşuşturmasınlar” şeklinde konuşup söylene söylene uzaklaşmış.

 

Bunları dinleyince dondum kaldım. 4 yaşındaki çocuk laftan ne anlar? Adı üstünde çocuk! Devamlı uyarı, devamlı kontrol o çocukların ruhsal gelişimini nasıl etkiler? Kafamda sorular peş peşe sıralanmaya başladı. Benim üst komşumun da Ege isminde bir çocukları var. Ege şu anda 3. Sınıfa gidiyor. 3-4 yaşlarında iken samimi söylüyorum. Gece 03’te uyanıyor ve evi bir uçtan diğer uca mekik gibi turluyordu. Anne babası şüphesiz onu uyarıyorlardı ama hiper aktif bir çocuk olan Ege enerji birikimini ancak o şekilde koşarak atabiliyordu.

 

Her yer bina doldu. Çocuklarımıza oyun sahası kalmadı. Biz de 3 çocuk büyüttük. Komşularımızdan hiçbir şikâyet duymadığımız gibi; Büyük oğlum Mehmet Emin evin içinde koştururken, kapının koluna çarpınca kaşı açılıyor. Alt komşumuz Halil abi, hemen bir araçla en yakın hastaneye götürüp tedavisini yaptırıyor. Yine kızım Elif 3-4 yaşlarında iken balkondan hızla mutfağa dalınca, annesinin elindeki kızgın çorba tenceresi, kafasından aşağıya tüm vücuduna dökülüyor. Üst komşumuz Tekin abi yıldırım hızı ile hemen yakınımızdaki Kızılay merkezine yetiştiriyor. Anında ve doğru tedavi sayesinde çok şükür ki; Elif’te yanığın hiçbir izi kalmadı. Bizler çocukluğumuzdan itibaren böyle komşularla haşır-neşir olduk.

 

BU TOPLUMA NE OLDU?

 

Yıllar öncesi idi. Kadıköy’den Belediye otobüsüne bindim. Erenköy’e gidecektim. Hareket sonrası otobüs dolmaya başladı. Annesinin kucağında oturan henüz 2,5-3 yaşlarındaki küçük çocuk da annesine gördüklerini soruyor, kendince yeni dillenmeye başlamasından dolayı adeta kendisini ispatlamaya çalışıyordu. O sırada yaşlı bir amca; “ Yeter artık sustur şu çocuğu. Kafamız şişti” diyerek kadını adeta azarlayarak uyardı. Kadıncağız; “ Amcacığım, çocuğum henüz gördüğünüz gibi çok küçük. Sus demekten anlamaz ki” deyince amca yatışacağına daha da celallenmeye başladı. Allahtan yolcular da bu durum karşısında tavırlarını koyarak yaşlı amcayı susturdular. Bütün bunlar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçerken Ferhan Şensoy’un gazeteden okuduğum bir demeci aklıma geldi. Şensoy; “ Eskiden ev alıp evleniyorduk. Şimdi ise kat alıp katlanıyoruz” diyerek çok ince bir espri ile günümüzdeki bazı eğriliklere parmak basıyordu. Demem odur ki,  bizim ikizler için tehlike çanları erken çalmaya başladı. Henüz dünyayı tanımadan başlayan okul hayatına komşu baskısı da eklenince sizlere dikkatli davranmak kalıyor! Ayağınızı denk alın.

BizGençler