Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

“Danışman” kim? “Danışan” kim?

Türk Dil Kurumu (TDK) arena ismini “Boğa güreşi, yarış, oyun vb. gösteriler yapılan alan” ve “siyasi çekişmelerin geçtiği yer” diye açıklıyor.

Stadyum ismini ise “takım oyunları, atletizm karşılaşmaları ve çeşitli törenlerin yapılabilmesi, seyircilerinde bunları izleyebilmesi için elverişli oturma yerleri olan alan, stat” diye tarif ediyor TDK.

Ha Ali Veli, ha Veli Ali yani: Tarifleri aynı; sadece kökenleri farklı…

Fakat buna rağmen memleket meselesi haline gelecek kadar önemli de olabiliyor. Oldu da nitekim.

Türkiye’deki statların bir kısmı “Arena” ismiyle anılıyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir hafta sonu İstanbul’da Kasımpaşa Stadyumu’nda “İmam Hatip Gençlik Buluşması” Toplantısında yaptığı konuşmada “Arena isimlerini stadyumlardan kaldıracağız. Bizim dilimizde böyle bir şey yok” dedi ve o koca koca takımların yönetim kurulları tatillerini yarıda kesip toplandılar ve “Arena” ismini stattan kaldırma kararı aldılar. “Arena” yerine kullanılan “stadyum” ismi de yabancı kökenli bir isimdi ama olsun, Cumhurbaşkanı’nın dediğine göre mutlaka vardı bir hikmeti! Bu gibi işlerde mantık aranmaz. Önemli olan emre itaattir. 

 

Yardımcı doçent nedir ya?!

 

Bu hikmetli sözler saymakla bitmez. “Yardımcı doçent” de onlardan biridir ve kısa süre önce gündeme gelmiştir.

İslam Dünyası Yükseköğretim Alanının Oluşturulması Toplantısı vardı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan kürsüdeydi. Bir ara YÖK Başkanı’na döndü ve şu soruyu sordu:

“Allah aşkına bu yardımcı doçentlik nedir ya, bunu gözden geçirin.”

Erdoğan bu soruyu soralı üç gün oldu ama YÖK Başkanı başta olmak üzere tüm rektörler büyük bir telaş halinde araştırıyorlar. “Ne yapayım da emri yerine getireyim” diyen diyene. Erdoğan’ın formülü ilk bulana “Dile benden ne dilersen” diyeceğini hepsi de adı gibi biliyor. Öyle demese bile isminin “Bir şekilde değerlendirilecekler” listesine yazılacağının şuurundalar.

Hem ayrıca Erdoğan “Bunu birileri birilerini oyalamak için yapmışlar” demişti ki, bu sözün ucu FETÖ’ye kadar giderdi. Belli ki çok önemliydi! Kim “FETÖCÜ” damgası yemek isterdi ki?  Dolayısıyla “yardımcı doçentlik” meselesini bir an önce çözüme kavuşturmak lazımdı.

 

Danışan mı danışman mı?

 

Bir de TDK “danışman” ismine ne diyor, ona bakalım ve kapatalım mevzuu.

TDK, “danışman” için şu ifadeyi kullanıyor:

“Bilgi ve düşüncesi alınmak için kendisine danışılan görevli, müşavir.”

Eğer bir yerde bir “danışılan” varsa, ona bir de “danışan” vardır.

Devlet adamlarının çok danışmanları vardır. Bunlardan bir kısmı gönüllü danışmandır, bir kısmı da maaşlı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birçok danışmanı vardır. Bunlardan bir kısmı da başdanışmandır ki, bulunması zor olduğu için o adla anılmışlardır.

Ankara’daki danışmanların bildiklerini rapor etmeleri çok zaman önce bitti. Onlar Erdoğan’ın hoşuna gidecek şeyleri rapor etmekle meşguller.  

 

YÖK Başkanı da danışmandır

 

Ayrıca YÖK Başkanı, rektörler, üniversite öğretim üyeleri, spor kulübü yöneticileri, iş adamları, STK yöneticileri de birer gönüllü danışmandırlar. Kendi alanlarıyla ilgili konularda Cumhurbaşkanı’na rapor hazırlayıp bilgi verirler.

Gel gör ki, Türkiye’de roller değişmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, her şeyin en iyisini bilen bir “danışman” olunca, danışmanları da ister istemez “danışan” oldular. Danışman “şöyle yapın” diyor. Danışanlar da “Başım gözüm üstüne” deyip o emri yerine getirmeye çalışıyorlar. İşin en ilginç yanı da hiç sorgulamanın olmamasıdır! Kimse “yardımcı doçentliğin şöyle bir faydası vardır” ya da “Stadyum da yabancı kökenli bir isimdir” demiyor, diyemiyor! Bu ülke uçmaz da ne yapar?!.

 

 

 

 

 

 

 

 

BizGençler