Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

“Efendi” ile “asalak” arasındaki ilişki

Türk Dil Kurumu (TDK) “asalak” kelimesini isim olarak da sıfat olarak da tarif ediyor. İsim olarak “Bir canlıda sürekli veya geçici yaşayarak ona zarar veren başka canlı, parazit” diye tarif ediyor. Sıfat olarak ise “Başkalarının sırtından geçinen (kimse), abacı, otlakçı, parazit, tufeyli” diye tanımlıyor.

 

Bitkilerdeki asalağa “sarmaşık”ı, hayvanlardaki asalağa ise “bit”, “pire” ya da “kene”yi örnek göstermek mümkündür.

Bitki veya hayvan üzerindeki “asalakların” en büyük özelliği,  üzerlerinde yaşadıkları canlıda ne bulurlarsa onunla beslenmeleridir.

Bitki öyle değildir hâbuki. Topraktan aldığı minerali az bulmuşsa biraz daha derinlere kök salıp yeni lezzetlere ulaşabilirken “sarmaşık” yapamaz onu. Dolayısıyla “sarmaşık”lar ne “özgür”dürler, ne de gelişmiş bir “damak zevkleri” vardır.

Hayvanlar içinde geçerlidir aynı şey. İnek mesela. Sevdiği ota kavuşuncaya kadar dolaşma şansına sahiptir. Bit, pire ve kenenin böyle bir şansı yok denecek kadar azdır.

Bir de insanların sırtından geçinen “asalak”lar vardır. Onlar da özgür değildir. Dolayısıyla “kişilik”leri de gelişmemiştir. “Silik” yaşarlar. “Kimliksiz”dirler.

İnsanların sırtından geçinen asalaklar sınıf sınıftır. Kimi “para asalağı”dır.  Kimi “bilgi”, kimi de “sosyal statü asalağı”dırlar.

Sırtına bindikleri kişi “ne kadar para” verirse onunla yetinmek zorundadırlar. Ya da kendilerine tanınan “sosyal statü” üstünde bir şey isteyemezler. Hele “bilgi” konusunda hiç “sorgulama” hakları yoktur. Onlar da istemezler zaten sorgulamayı. Onların “sorgulama refleks”leri gelişmemiştir zaten. Efendileri ne derlerse onu kabul ederler ve öyle yaşarlar. Hele “siyasi” konularda “efendiler”inin sözü dışına çıkmak akıllarına bile gelmez.

Efendiler de sınıflara ayrılırlar. “Siyasi efendiler” vardır, “sosyal efendiler” vardır, “maddi efendiler” vardır. Bazen bir efendide üç efendi özelliği de mevcut olabilir. Onun “asalağı” da kendini pek şanslı addeder ve her an dua eder efendisinin varlığına. Bunun bir diğer adı da “öğrenilmiş çaresizliktir!” Ki, o insanların dedelerinin dedesi mutlaka köleliği yaşamış ve o özellik asırlar öncesinden genlerine işleye gelmiştir.  

Sorgulamayan toplumlarda “efendi” de, onun “asalağı” kişi de hayatından memnundur. Tek istekleri vardır; o da, bu düzenin bozulmamasıdır. Bu durum ne zaman ki, sorgulama başladı, o zaman sonar erer ve toplum yavaş yavaş çözülerek; etrafında olup biteni görmeye başlar.

Son söz: “Efendi olmak istiyorsanız, “asalak”larınıza sorgulamayı öğretmeyin!

 

 

BizGençler