Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

  Şanghay Beşlisi mi, AB mi, yoksa kendi başına mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Türkiye kendini rahat hissetmeli, varsa yoksa AB dememeli” demiş ve Şanghay Beşlisi arasında yer alması halinde kendini rahat hissedeceğine dikkat çekmişti.

Erdoğan daha sonraki konuşmalarında da Türkiye’nin önünde birçok alternatifin olduğuna vurgu yapmıştı.

Avrupa Birliği ile Şanghay Beşlisi’nin ekonomik büyüklükleri 15 trilyon dolar civarında ve birbirlerine yakın. Ancak kişi başına düşen milli gelirde AB açık ara önde. AB ortalaması 30 bin dolar iken, Şanghay Beşlisi ortalaması 4 bin dolar.

Türkiye’nin AB ülkelerine ihracatı 65 milyar dolar, ithalatı 78 milyar dolar civarında. Şanghay ülkelerine ise 8 milyar dolar ihracata karşılık 55 milyar dolar ithalat gerçekleştiriyor.

Türkiye ihracatının yüzde 44’ünü AB ülkelerine, yüzde 6’sını Şanghay Beşlisi ülkelere yapıyor.

Türkiye’nin dış ticaret açığının yaklaşık yüzde 70’i Şanghay ülkeleri ile yaptığı ticaretten kaynaklanırken, AB üyesi ülkelerle yaptığı ticarette yüzde 23 dış ticaret açığı veriyor.

Türkiye’ye gelen turistin yüzde 53’ü Avrupa Birliği ülkelerden geliyor, yüzde 35’i Şanghay ülkelerinden.

Bu özet bilgiler de gösteriyor ki, Türkiye’nin ne yıllar içinde kazandığı AB pazarından vazgeçmesi mümkün, ne de yeni yeni büyütmeye başladığı Şanghay pazarından. Ayrıca bu iki pazar birbirinin rakibi ya da alternatifi de değildir. Türkiye, AB ülkelerinden teknoloji ürünü satın alıyor, Şanghay Beşlisi ülkelerden ise daha çok enerji alıyor.

Türkiye’nin enerjiden vazgeçmesi nasıl imkânsızsa, teknolojiden vazgeçmesi de imkânsızdır.

Yani…

Türkiye’nin mangaldaki külleri savurmak için esip gürlemek yerine, ağırbaşlı ve soğukkanlı dış politika uygulamasında fayda var.  

 

 

Suçlu kim?

 

 

Aladağ Öğrenci Yurdu’ndaki feci yangın olayı bir kere daha gösterdi ki, yurtlarda gerekli iş güvenliği de işyeri güvenliği de yok. En önemlisi, denetim yok!

Denetim görevi devletin, güvenlik görevi ise yurt yöneticilerinindir. Yurt yönetimi görevini savsaklıyor, kamu görevlisi ise kusurları görmezden geliyor ve bu “körler sağırlar birbirini ağırlar” durumu facia ile sonuçlanıyor.

Bu ikili ihmal ve kusur üzerinde durup devleti görevini yapar hale getirmek varken, yaşanan facia Kur’an Kursuna ya da Cemaate fatura ediliyor. Ne belediye sorgulanıyor, ne Milli Eğitim? Varsa yoksa cemaat!

Mesele siyasi mecraya taşınır taşınmaz iş bitiyor zaten: Üç beş günlük bağırış çağırıştan sonra konu unutulup gidiyor.  

Ki, bunun örneği çoktur. Bundan 8 sene önce Konya’nın Taşkent İlçesine bağlı Balcılar beldesinde bulunan Kur’an Kursu’nda LPG tankının alev alması sonucu yangın çıkmış ve 17 çocuk ile bir eğitmen hayatını kaybetmişti.

Geçen sene bugünlerde Diyarbakır’da da yaşanmıştı benzer bir olay. Kulp İlçesine bağlı Karaağaç köyünde Müftülüğe bağlı Kur’an Kursu Binası’nda çıkan yangında 6 çocuk ölmüş, 6 çocuk yaralanmıştı.

Bu iki yangından sonra din ve dindarlara olmadık söz edilmişti ve cemaatlerin yurt açmaması gerektiğine temas edilmişti.

Ne oldu? Eski tas, eski hamam!

Hâlbuki alınması gereken tedbirler konuşulsa, bürokratlar üzerinde baskı kurulsa, iş güvenliği uzmanları dinlense daha iyi olmaz mıydı?

Denetimi yapacak olan da kuralları uygulayacak olan da insan. İnsanın eğitilmesi lazım: Türkiye’de o yok! Lak lak etmekte rakip tanımayız ama iş eğitime geldi mi teğet geçeriz!

Devletin denetim yapması, ceza kesip gitmesi anlamına gelmez aslında.  İkaz etmesi, alınması gereken tedbirin alınıp alınmadığını takip etmesi de gerekiyor ama etmiyor! Yasak savıcı denetimlerle geldiğimiz yer burası: Ölüm ve acı!

 

 

 

 

BizGençler