Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

(+)'sıyla, (-)'siyle Ak Parti'nin 15 yılı

“Ekonomi”, “siyaset” ve “sosyal” yapı ülkelerin gerçekleridir ve bu üçlü belli bir uyum içinde hareket eder. Siyaset iyiyken sosyal yapı kötü olmaz mesela. Ya da ekonomi kötüyken siyaset iyi olmaz!

Bunun tek istinası totaliter ülkelerdir. O ülkelerde iktidar ya da hükümdar “Ekonomi de sosyal hayat da iyi” der ve tebaa onun öyle olduğunu kabul edip sesini çıkarmaz. Komünist ülkelerde de durum aynıydı ama onların devri kapandı.

Bu kabul ettirmelerde hep güç kullanılmaz tabii. “Algı yönetimi” de önemli rol oynar ve ayrıca bu yöntem, siyasetçilerin vazgeçilmezidir. Olmayan şeyin, vatandaş tarafından varmış gibi algılaması en büyük arzularıdır çünkü. O da hüner ister. Hüneri olan siyasetçi başarılı, olmayan başarısız olur.

Her neyse… Konumuz o değil.

Türkiye’nin son 15 yılına damgasını vuran olaylar şöyle bir bakalım istiyorum.

Ak Parti, 3 Kasım 2002 tarihinde gerçekleştirilen parlamento seçimlerinde yüzde 34.29 oy aldı ve 363 milletvekiliyle Abdullah Gül başbakanlığında 58’inci hükümeti kurdu.

İktidar oldu ama muktedir olamadı.

Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yasağı kaldırıldı ve 9 Mart 2003 tarihinde Siirt’ten milletvekili seçildi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 11 Mart 2002 günü kendisine hükümet kurma görevi verdi. 14 Mart’ta Erdoğan Hükümeti kuruldu.

 

Çıraklık Dönemi

 

Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan geliyordu ve belediyeciliği iyi biliyordu. Ayrıca belediye hizmetlerinin “bire üç” verdiğini de biliyordu. Ak Parti’nin kazandığı tüm belediyelerde “hizmet” atağı başladı. Beyaz masalar kuruldu. TOKİ devreye sokuldu. Altyapı yatırımlarına hız verildi. Hastaneleri iyileştirdi. Birçok şehre üniversite açıldı.

Vatandaş aldığı hizmetten memnundu. Ekonomi de iyi gidiyordu; 2003 yılında yüzde 5.3, 2004 yılında 9.4, 2005 yılında ise yüzde 8.4 büyümüştü.

Her ne kadar “alışamayan”lara rağmen siyaset de iyi gidiyordu. Askeri vesayetten medet umanlar hâlâ varsa da sayıları azalma eğilimi gösteriyordu. Bazı Türk aydınları, entelektüelleri ve gazetecileri Ak Parti İktidarına destek veriyorlardı.

Ak Parti demokratik bir seçimle iktidar olmuştu ve onu mağdur etmeye kimsenin hakkı yoktu. Ak Parti ayrıca AB kriterlerinden söz ediyor, AB uyum yasaları çıkarıyor ve AB ile temasları sıklaştırmıştı. Herkes, her kesim durumdan memnundu.

Ak Parti’nin bir şansı da global şartların gayet uygun olmasıydı. Batı sermayesi hızlı bir şekilde Doğu’ya gidiyor ve yatırım yapıyordu. Yabancı yatırımcı Türkiye’ye ilgi duyuyordu.Özelleştirme programlarına hız verildi.  Birçok kamu kuruluşu özelleştirildi. Yabancı sermaye ile ortaklıklar gerçekleşti.

2006 yılında ekonomi yüzde 6.9 büyüdü. “Ekonomi”, “siyaset” ve “sosyal hayat” gayet iyi gidiyordu.

Vatandaş 2007 yılındaki genel seçimlerde Ak Parti’ye hiç tereddüt etmeden iktidar görevi verdi. Ak Parti yüzde 46.58 oy alıp 341 milletvekili çıkarmıştı.

 

Kalfalık Dönemi

 

Türkiye ekonomisi 2007 yılında yüzde 4.7 büyüdü. Terörün yok denecek kadar az olması da ayrı bir avantajdı.  Ak Parti “Benim başarım” diyordu ve “muktedir” olmuştu; ayrıca “çıraklık” dönemini kapatan Erdoğan’ın “kalfalık” dönemi başlamıştı.

Özelleştirme, yabancı sermaye girişi ve para bolluğu Ak Parti’nin işini kolaylaştırıyordu. Yol, köprü, tünel, havalimanı inşasına da başladı. Hastane kuyruklarından kurtulan vatandaş, bu yeni hizmetleri takdirle karşıladı. Bir gün süren otobüs yolculukları bitmiş, 1 – 1,5 saatlik konforlu uçak yolculukları başlamıştı.

2008 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 0.7 büyüdü ve Amerika’da baş gösteren Mortgage Krizi tüm dünyayı vurdu. “Kasırgaya yakalanmış tekne” misali ekonomiler ters yatmıştı. Erdoğan, “Kriz bizi teğet geçti” diye övünmüştü hatta.

2009, ekonominin dip yaptığı bir yıldı; büyüme yüzde -4.8’e geriledi. Olsundu, “Nasıl olsa kalfa vardı ve onu da halleder”di. Halletti de: Ekonomi 2010 yılında yüzde 9.2, 2011’de ise yüzde 8.8 büyüdü.

De... Biraz dikkatli bakan hem dünyada hem Türkiye’de bazı şeylerin ters gittiğini görürdü. Türkiye AB ile iletişim kopukluğu yaşıyordu bir kere. Birçok şey rafa kaldırılmıştı.

Erdoğan’ın “Une Minute” çıkışı, dünyanın dikkatini bir anda Türkiye ile İsrail üzerine çekti. Fakat Amerika hiç istifini bozmayıp sessiz kaldı; Türkiye’ye “Aferin” demişti sanki. Simon Peres bile problem etmeyip sineye çekti yediği fırçayı.

Ergenekon Davası başlamış, tutuklanan generaller Silivri Cezaevinde misafir ediliyorlardı. Ne zaman uğurlanacakları bilinmeyen bir misafirlikti bu. Terör başkaldırdı. Telefon dilemeleri, fişlemeler vaka-i adiye oldu.

2010 yılı Türkiye – İsrail olaylarının patlak verdiği yıl oldu. Türban tartışması başladı. Balyoz Darbe Planı, KPSS Skandalı hep bu yılda yaşandı. Ülkenin sağı solu “hain” kaynıyordu!

Fakat hiçbirisi problem değildi. AB yörüngesinden çıkan Türkiye, ABD yörüngesine girmişti. İki müttefik Ortadoğu’da at koşturmaya hazırlanıyorlardı. Ballı börek onları bekliyordu.

 

Ustalık Dönemi

 

2011 seçimleri gelip çatmıştı. Ak Parti, Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ustalık Dönemi” için oy istedi. Alternatifi olmayan Erdoğan rüzgârıyla Ak Parti 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde yüzde 49.95 oy aldı ve 327 milletvekiliyle yeniden iktidar koltuğuna oturdu.

Dünya, Mortgage Krizi’nden bir türlü çıkamıyordu. Amerika çareyi karşılıksız para basmakta buldu ve tüm dünya bu kararı onayladı. Arjantin, Brezilya, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler ise cankurtaran simidine sarılır gibi sarıldı. Para bollaşmıştı çünkü.

Türkiye’de dümende “Usta” vardı ve problem etmeye gerek yoktu.

Arap Baharı başladı ve ABD ile Türkiye kol kola Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya indiler. Pastadan pay alacaklardı. Ne olduysa oldu, Türkiye ile ABD’nin arası açıldı. Mısır konusunda farklı şeyler söylüyor, Suriye’de ayrı telden çalıyorlardı.

Türkiye’de terör azmıştı. Akil insanlar seçilmiş, “Barış Süreci” başlatılmıştı ama hemen her gün şehit haberleri gelmeye devam ediyordu. Canlı bomba dönemiydi.

Ekonominin de eski performansı kalmamıştı. 2012 yılında 2.2 büyüme gerçekleşmiş; 2013’te 4.2, 2014’te 2.9 olmuştu. Bu yetersiz büyümeler işsizliğin artması neden oluyordu.

28 Mayıs 2013 günü başlayan Gezi Olayı çözülmemişken, 17-25 Aralık Olayı patlak vermişti. 2014 yılına 17-25 Olaylarıyla girildi.

İktidar “Gezi Olayı”na sert tepki gösterdi. “İç düşmanlar” dedi. Bu eyleme katılanların “Hain” ve “Düşman” olduğunu söyledi. 17-25 Aralık ise tam bir kumpastı ve “Paralel Yapı” yapıyordu bütün bunları.

 

Reis Dönemi

 

Cumhurbaşkanı Seçimi yapıldı ve Türkiye’de ilk defa cumhurbaşkanını halk seçiyordu. Erdoğan halkın seçtiği cumhurbaşkanı olarak öncekilerden farklı bir cumhurbaşkanı olacağını söyledi ve öyle de davrandı.

Türkiye yüzde 6.1’lik bir ekonomik büyüme yakaladığı 2015 yılının 7 Haziran günü genel seçime gitti. Ak Parti tek başına iktidar olacak oyu alamadı!

“Terörü önlemem için tek başına iktidar olmam lazım” dedi ve erken seçim istedi. Ak Parti’nin dediği oldu ve 1 Kasım 2015 günü yapılan seçimde Ak Parti yüzde 49.5 oy aldı ve 317 milletvekiliyle tek başına iktidar oldu.

“Çıraklık”, “kalfalık” ve “ustalık” dönemini tamamlayıp “Reis”lik dönemini idrak eden Erdoğan’ın işi gün geçtikçe zorlaşıyordu. Canlı bombalar tarafından gerçekleştirilen terör eylemler 10’larca kişinin hayatını kaybetmesine sebep oluyordu. Ölenlerin arasında Türk vatandaşları olduğu gibi yabancı ülke insanları da vardı.

15 Temmuz 2015 günü “Darbe Teşebbüsü” gerçekleşti ve bunu “Fetö Örgütü” üyeleri yapmıştı. 2016 yılına girildiğinde ekonomi ağır aksak gidiyor, yükselişe geçen faiz, döviz kuru ve enflasyona çare bulunamıyordu.  İşsizlik artıyordu.

24 Kasım 2015 günü Rus uçağı düşürüldü ve Rusya Lideri Putin Türkiye’ye ambargo koydu. Türkiye Rusya’ya sebze ve narenciye ihraç edemez hale düştü ve Antalya’ya gelen Rus turist gelmez oldu.

Bütün bunlara rağmen Türkiye ekonomisi 2016 yılında yüzde 2.9 büyüdü. Erdoğan “İç ve dış mihraklar olmasa Türkiye daha da büyürdü ama dış mihraklar ve onların uzantısı olan hainler mani oluyor” diye izah ediyor durumu.

“Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan” hikâyesi var ya aynen o: Enflasyonu kötü yönetim mi azdırıyor? Yoksa “hainler” mi engelliyor büyümeyi? İktidara bakarsan o “sütten çıkmış ak kaşık!” Ülkenin içinde bulunduğu şartlara bakan ise “Çok yanlış yapıldı. Enflasyon da, döviz kuru ve faizdeki artış da o yanlışın ürünü!”

Sizce hangisi?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BizGençler