Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Üç dönüm bostan, yan gel yat Osman

Akdeniz ülkeleri yaşaması kolay ülkelerdir. İlk medeniyetin Mezopotamya’da başlaması da ondan zaten: Su var. Güneş var. Toprak verimli. Tarım kolay.

 

Medeniyet daha sonra Filistin, Mısır, Fas, Tunus, Cezayir’e oradan da Cebelitarık Boğazı’nı aşıp İspanya’ya ulaşmış. Hakeza Ege. Yunanistan’dan Fransa ve İtalya sahillerine inmiş.

İklimi, adı üstünde Akdeniz İklimi; fazla soğuk olmaz. Soğuk olmayınca “Kalın elbiseler giyeyim, eldiven takmadan sokağa çıkmayayım” derdi de olmaz. Meyve sebzesi boldur. Akşam tohumu at, sabah meyve alırsın. “Aç kalmak” diye bir derdi yok yani. O zaman geriye bir tek şey kalıyor; gülüp oynamak. Siesta yapmak.

Tabiat böyle bir cömertlik sunar da insanoğlu değerlendirmez mi?  Değerlendiriyor tabii. Yiyip içip keyif yapıyor.

Akdeniz insanını strese sokmanın âlemi yok. Onun bu keyfi sürdürmesini sağlamak lazım.

Da… Nasıl?

Bugünlerde Akdeniz’deyim, Orta Akdeniz’de. Tatil için geldim. Harika yerler. Her birinin muhteşem manzarası, nefis havası var. 

Akdeniz’in sadece Antalya destinasyonu, (bu yılı istisna tutarsak) senede 15 milyon turist ağırlıyor. Silifke – Mersin arasında binlerce yazlık tesis var ve onlar da iç turizme hizmet veriyorlar.

Taşucu – Alanya arasında uzanan 200 kilometreye yakın sahil henüz bakir.  Taşucu ilk koy. Onun ardından Boğsak, Yeşil Ovacık, Büyükeceli, Sipahili, Aydıncık, Soğuksu, Bozyazı, Anamur koyları geliyor. Yolları bozuk olduğu için pek ilgi görmüyordu bu koylar. Fakat, şimdi bölge duble yola kavuştu. Turizmcinin gözdesi oluverdi birden.

Bu koylarda güneş - deniz ve kuma ormanı ve poyrazı da ilave edin. Poyraz önemli bir unsurdur bölge için. Sürekli eser ve Toroslardan getirdiği serin ve kuru hava ile sahilleri yıkar adeta. Nem ve rutubeti denize döker.

Orta Akdeniz ayrıca ören yerleriyle bezelidir. Bölgeyi elinde bulunduran imparatorluk deniz ticareti yapmış ve Akdeniz’in verimli tarlalarından kalkan buğday, arpa, nohut, keçiboynuzu gibi ürünlerini büyük yerleşim yerlerine deniz yoluyla taşımışlar.

Tarih ve kültür de var yani.

Türkiye’de bu tür destinasyonlar oldukça fazla ama her şeyin olduğu gibi onların da bir sonu var. Dolayısıyla mevcutları doğru ve yerinde kullanmak lazım…

O da plan ve projeyle olur.

Eğer bu destinasyonlar tek tek planlanırsa turizme çok önemli katkı sağlar her birisi, dolayısıyla ülke ekonomisine.

Turizmden birkaç iş adamının zengin olmasını anlamamak lazım: Turizm demek, “o destinasyonun hem kendi ülkesinin insanları hem de başka ülkelerin insanları tarafından gelip görülmesini sağlamak” demektir.

Türkiye’de dünya insanlarının ilgisini çekme potansiyeline sahip birçok destinasyon mevcut. Deniz, kum ve güneşin yanı sıra yayla turizmi var. Tarih ve kültür turizmi var. Sağlık turizmi var. İnanç turizmi var.

Türkiye’nin tek eksiği plan! Diğer işlerini olduğu gibi turizm işini de plan ve proje olmadan yapıyor. Onun için de 10 kazanması lazımken bir kazanıyor. En fenası da sürdürülebilir olmuyor yaptığı işler.

Türkiye planlı turizm, planlı tarım, planlı hayvancılık yaparsa yan gelip yatmayı hak eder. Tabii inovatif düşünmeyi ve Ar-Ge’yi de ihmal etmemek şartıyla.

Tekstil işi karın tokluğuna yapılan bir iş. Türkiye tekstil ve benzeri işler yapıyor ve ihraç ettiği üründen kilo başına 1.5 dolar para kazanıyor. Ar-Ge yapanlar ise kilo başına 6 dolar kazıyorlar.

Turizmde de öyle. Bacasız sanayi diye adlandırılan bu sektör, tam bir döviz makinesi. Dört mevsim döviz basar.

Türkiye bunları yaparsa “Üç dönüm bostan, yan gel yat Osman” misali, yattığı yerden para kazanır ve keyif yapar.  

 

 

 

 

 

 

 

 

BizGençler