Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

2017 kime ne ders verdi?

Gideni hayırla yâd etmek, geleni ümitle karşılamak gelenektir ve iyi bir adettir. Ayrıca iyi bir adettir.

2017 gidiyor.

2018 geliyor.

2018 ile 365 gün geçireceğiz. Dolayısıyla onu ümitle karşılamakta zorlanmayız.

Da…

Ya 2017? Onun için ne diyeceğiz?

 

 

EYYYY!...

 

2017 yılı yordu bizi! “Eyyy” ya da “Eyy” veya “Ey” diye başlayan öfkeli sözlerden başka bir şey hatırlamıyoruz 2017 için! Uçana kaçana… Oturana yürüyene… Durana koşana “ey” diye lâf çakılmasından hoşlananlar vardı elbette ki! Hatta “Ülkemle gurur duyuyorum” deyip daha fazla “ey” denmesini isteyen ezikler de oldu tabii.

Tecrübe denen şey, yaşananlardan ders çıkarmak değil midir? Hadiseye böyle bakınca 2017’in iyilikle yâd etmek mümkün hale geliyor.  

“Ey” mesela. Ülkeyi yönetenlerin “ey” demesi bize öğretti ki, içi boş olan “ey”lerin her ne kadar gaz alıcı bir yanı varsa da biz vatandaşlara ve ülkeye bir şey kazandırmıyor! “Ey” diyenin arkasından gitmek pek o kadar da matah bir şey değilmiş yani!

 

TOPLUMU DÜŞMANLA KORKUT!

 

Toplumu hep düşmanla korkutmak da öyle: Dünyadaki 200 ülke var. Düşman bulmak zor değil yani. Sıkıştın mı birini “düşman” ilân et ve çık işin içinden. O yetmedi mi? Onların iç uzantısı var. Dış güçlerin maşasıdır onlar! Onlara “hain” de diyebilirsin, “kumpasçı” da… Hatta “terörist” de… Kim karışır ki?!

Önüne düşman atılan vatandaş “gladyatör” oluveriyor birden; onu linç etmekten ayrı bir haz duyuyor. Türkiye’de de yaşandı bunun en âlâsı… Fakat ne var ki, gün geçtikçe “hiç bitmez” denilen düşman dahi bitiyor. Ondan sonra da sistem yavrusunu yemeye başlıyor!

 

 

GÜN GELİR DÜŞMAN DA BİTER!

 

Örnek mi? Aha Ak Parti! Abdullah Gül, Bülent Arınç bu partinin kurucuları değil miydi? Demediğini bırakmadı onlara eski dava arkadaşları. Ne “işbirlikçilikleri” kaldı, ne de “hainlikleri!” Sosyal medya hesaplarına hakaretler yağdırdılar. Suçları “gözünüzün üzerinde kaşınız var” demekten başka bir şey değildi. Şöyle nefis bir ders çıkmaz mı bu gelişmeden? Gün geliyor düşman da bitiyor. O halde düşmanına güvenip iş tutma!

Türk müteahhitlerin durumu var bir de. Kimi İngiliz bankalarına, kimi Türk bankalarına borçlandı ve 350 milyar dolara yakın para harcayıp kilometrelerce duble yol, sayısız tünel, otel konforunda hastane, tatil tesisi özelliğine sahip birçok üniversite, dünyada ilk 5’e giren köprü ve denizaltı tünelleri inşa ettiler. Hepsi kamu garantiliydi.

 

 

AR-GE UNUTULDU

 

Devlet politikası böyleydi ve hepsi peş peşe yapıldı. Çıkan ders ne peki? Ders şu: Türkiye şayet bu paranın 10’da 1’i kadar bir para ile Ar-Ge yatırımı yapmış olsaydı; Türkiye’nin bugün işsizlik diye bir problemi olmazdı. Ayrıca Türkiye katma değeri yüksek, ileri teknoloji ürünü satar ve halkın refah seviyesi bugünün çok üzerinde olurdu.

Niye olmadı bunlar? Her şeye “oy” gözüyle bakıldı da ondan olmadı! 15 yıldır hükümetler müteahhitlere duble yol yaptırdı; vatandaş alkışlayıp oy verdi. Hastane inşa ettirdi; vatandaş minnetlerini sunup oy verdi. Kasabalara üniversite açtırdı, vatandaş memnun kalıp oy verdi.

Ar-Ge ne vatandaşın aklına geldi, ne de vatandaşın oyunu alan iktidarların?

Bundan çıkacak olan ders de belli. Hastane inşa etmek önemli bir hizmet ama onun içinde kullanılacak alet edevatı üretmek de önemli. Havalimanı, köprü, yol, tünel, üniversite için de geçerli bu söylediklerim.

 

İNTERNET ZEHİR Mİ?

 

Bir örnek de Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan verip bağlayayım sözün kuyruğunu. Erdoğan, Yeşilay toplantısında “İnternet uyuşturucudur” ifadesini kullandı. TÜBİTAK Toplantısı’nda ise internet kafelerinin evlerde kurulduğuna işaret edip “Zehir evlere girdi” dedi! Endüstri 4.0 Devrimi’nin yaşandığı bir çağda böyle süslü laflar edip alkış hatta oy alınır ama şuradan şuraya gidilmez!..

Güle güle 2017. Hoş geldin 2018!

 

 

BizGençler