Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

AK PARTİ NE YAPIYOR DA HEP İKTİDARDA KALIYOR?  

Vatandaşın cebinde parası olduğu, eli oy pusulasını tuttuğu müddetçe onun karşısında esnafın “göbek”, siyasetçini sekiz “takla” atması vaka-i adiyedir. Amerika’da da, Çin’de de, Avrupa’da da böyledir bu. İnsanlık tarihi kadar eskidir ayrıca.

Esnafın ayakta kalması için paraya ihtiyacı vardır. Hakeza siyasetçi; onun can suyu da oydur ve oy olmadan yaşayamaz. Vatandaşın parasını alamayan esnaf, oyunu alamayan siyasetçi yok olup gitmeye mahkûmdur. Dolayısıyla “esnaf”ın ve “siyasetçi”nin vatandaşın karşısında her türlü şirinliği yapması normaldir. Hayat memat meselesidir çünkü; neden yapmasınlar ki?

Hâl böyle iken esnafın “müşteri memnuniyeti”ne, siyasetçinin ise “seçmen memnuniyeti”ne azami riayet etmesi ve tüm hesaplarını bu strateji üzerine kurması gerekmektedir.

 

Seçmen memnuniyeti

 

Velinimeti memnun etmenin iki ana yolu vardır müesseseler için. Ya uzmanlarını toplayıp tecrübelerini masaya koyarlar ve “Ne yapsam da müşteriyi çeksem” diye düşünürler. Ya da doğrudan doğruya vatandaşa sorarlar “Ne yapayım da sizi memnun edeyim” diye.

Farzımuhal, bu soruyu soran bir konfeksiyon mağazası olsun. Vatandaş “Ucuz olsun” der bir kere. İkinci talebi “Taksit sayısı 20, ilk taksit 3 ay sonra başlasın” şeklinde olacaktır mutlaka.  Ardından da talepler “Binanın giriş katında kreş olsun, görevli sadece benim çocuğumla ilgilensin, çocuk maması bedava verilsin, biberona konulan süt günlük süt olsun, kahvem az şekerli ve sıcak getirilsin” şeklinde sıralanır gider.

 

Seçmen ne ister?

 

Vatandaşın isteğinin sınırı yoktur. En dikkat ettiği (ya da hiç etmediği) husus “kalite” ve “bedel”dir. “Kaliteli olsun da bedelini ödemeye razıyım” demez. Onu diyenler ayrıdır ve onlar zaten bu anket sorularının muhatabı değildir. Aldıkları mal ya da hizmetin bedelini öder ve giderler.

Konu dağılmasın; biz yine konumuza dönelim. O konfeksiyon mağazasının halini düşünebiliyor musunuz? Müşterinin isteklerinin tamamını yerine getirmeye kalkışsa; üç, bilemedin altı ay sonra topu dikme, hadi yapmadı diyelim bu sefer de müşteriyi kaçırma riski var. Orta yolu bulup müşteri memnuniyetini sürdüren akıllı firmalar hayatiyetini devam ettiriyor, bulamayan gidiyor.

Siyasetçi de bu kuraldan azade değildir aslında. O da anket yapıp seçmene soru soruyor. Seçmen de “İş isterim. Aş isterim. Eş isterim” diyor. Hastane kapılarında doktor kuyruklarında beklemek istemediğini beyan ediyor. Aracıyla kötü yollarda gitmek zorunda kalmış olmasından yakınıyor. Elin Avrupalısı uçaklara binerken, kendisinin 15-20 saat otobüs yolculuğu yapması konusunda sızlanıyor. Trafikten şikâyet edip tüp geçit istiyor.

 

Değirmenin suyu

 

Müşterinin nasıl “kalite” ve “bedel”i sorma alışkanlığı yoksa, seçmenin de “değirmenin suyu nereden geliyor” diye sorma alışkanlığı yoktur. O sadece ister. Yerine getireni sever, getirmeyeni iteler.

Ak Parti birebir yerine getirdi vatandaşın bu isteklerini. Son 13 yılda Türkiye sağlık hizmetlerinde reform yaptı. Ülkenin dört bir bucağı hastanelerle donatıldı. Her kente üniversite açıldı, yetmedi ilçe ve köylere de açıldı. Cumhuriyet tarihinde yapılandan daha çok duble yol bu dönemde inşa edildi.

Vatandaş da nankörlük etmedi, kendisine yapılan hizmeti takdir edip verdiği oylarla Ak Partiyi iktidarda tuttu.

“Değirmenin suyu” meselesini bir kenara koyacak olursak, her şey harikaydı. Muhteşem.

“Değirmenin suyu” kırılma noktası; şöyle ki:

Bu kadar şey bedava olmuyor çünkü. Bir köprü birkaç milyar liradan aşağı inşa edilmiyor. Bir tünel milyonlarca dolara mal oluyor. Havalimanı, yüzlerce milyon dolarlık yatırımdan sonra faaliyete geçiyor.

 

Yap-işlet-devret

 

Bu hizmetler eskiden kamu tarafından yapılırdı. Hazine tahvil çıkarır, yurt dışında satar ve borç para bulurdu; onunla yapardı bu hizmetleri.

Şimdi yük özel sektörün sırtında yüklendi. Devletle “Yap-İşlet-devret” modeli üzerinde anlaşan özel sektör; inşa ettiği havalimanı, köprü, baraj ya da karayolunu anlaşmaya göre 40-50 sene işletip sonunda devlete devrediyor. Sistem böyle işliyor artık. Devlet o işletmenin borcuna kefil dahi olmuyor. Her şey özel sektörün sorumluluğundadır yani.

Ancak, devletin verdiği bir “garanti” var ki, maddi bir sıkıntı olursa o sıkıntı o “garanti”den dolayı dönüp dolaşıp devletin sırtını yükleniyor. Mesela, “köprüden şu kadar araç geçişini garanti ediyorum” diye bir taahhüdü oluyor devletin. O geçiş adedi gerçekleşmişse mesele yok. Gerçekleşmemişse, aradaki farkı devlet karşılıyor.

Ak Parti bu riski aldı ve yol, köprü, tünel, baraj inşa etti. Bu hizmetten memnun olan vatandaş da Ak Parti’ye oy verdi. Bu memnuniyetin sürmesi için bu hizmetlerden faydalanan araç sayısının yüksek olması gerekiyor. İşte o mesele Ak Parti’nin ana meselesi!

 

Kim vermedi ki?

 

Burada bir konuyu biraz daha açmakta fayda var. Ak Parti böyle yaptı da geçmiş hükümetler yapmadı mı sanki? Yaptılar tabii. İstisnasız hepsi yaptı. Onların tek farkı, ya da eksiği yaptıklarını hakla sorarak yapmamış olmalarıydı. Onlar el yordamıyla yaptılar ve halkı muhatap almak yerine kendi elit tabakalarıyla kendi aralarında hallettiler. Kendilerine yakın müteahhitlere yol, köprü, baraj ihalesi verdiler. Sanayicilere bedava fabrika arsası tahsis ettiler. Onların memnuniyeti de üç sene, bilemedin beş sene iktidarda tuttu onları.

Ak Parti “seçmen memnuniyeti”ni tabana yaydı ve bundan dolayı da 15 senedir iktidar koltuğunda oturuyor.

 

 

 

 

BizGençler