Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Ak Parti’nin kaçırdığı iki tren!

Devletler de canlı organizmalardır ve birçok organları vardır. Vatandaş, devletin “alan” eli, hükümetler ise “veren” elidir. Vatandaş sağlık ve sosyal güvenlik hizmeti ister. Hükümetler de onların bu taleplerini yerine getirir. Vatandaş, hizmetinden memnun olduğu partiyi “iktidar”da tutar, memnun kalmadığını ise “alaşağı” eder.

İktidar koltuğu tatlıdır. İktidardaki parti, o koltuğu korumak için vatandaşın kendisinden beklediği hizmetleri en iyi şekilde yapmak zorundadır. Dedim ya; tatlıdır; sıkıştığında suiistimal dahi yapar o koltuk uğruna!

1980 yılına hemen her şeyin kamu eliyle yapıldığı bir Türkiye vardı. 1983 yılında iktidar olan ANAP’ın lideri Turgut Özal, liberal görüşlü bir devlet adamıydı. Onun döneminde başlayan özelleştirme furyası ile kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT) çatısı altındaki işletmelerin bir kısmı özelleştirildi. Sanayi ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren işletmeler özel sektöre geçti. Sağlık, eğitim ve güvenlik hizmetleri de kamuda kaldı.

 

“Alan el” – “Veren al”

 

Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan siyasi tarihimize; vatandaşın “alan el”, devletin de “veren el” olduğunu en iyi anlayan parti lideri olarak geçmiştir. Başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı döneminde vatandaş kendisinden sağlıktan eğitime, ulaşımımdan sosyal güvenlik hizmetine kadar ne istediyse hepsini verdi. Vatandaş da onu iktidar koltuğuyla ödüllendirdi.

Buraya kadar her şey yolunda gitti fakat Erdoğan bir yerde hata yaptı. O da şuydu: İşin “sürdürülebilir” olmasını sağlayamadı! Onu sağlaması için vatandaşı doğrudan desteklemeyi bırakıp ona iş ve aş veren müteşebbisi teşvik etmesi lazımdı. Yapmadı!

Erdoğan siyasi zekası yüksek bir insandır. Kamu hizmetlerinin, yatırımcı tarafından ödenen vergi ile yapıldığını bal gibi biliyordu ama orada vatandaşın “İyi ki özel sektör var. Onlar sayesinde iş buldum ve evime ekmek götürüyorum” demesi gibi bir risk vardı! Erdoğan o riski göze alamadı ne verdiye doğrudan verdi. Dolayısıyla vatandaş da “Allah Erdoğan’dan razı olsun, bize her şeyi veriyor” deyip ona oy verdi.

 

Ballı para

 

KİT’ler özelleştirilmişken nasıl yaptı peki o doğrudan vermeyi? Kendi elit tabakasını kurdu. Çoğu müteahhit olan bu iş adamları sadece para saymayı seviyorlardı. Kamu ihalesinden kazandıkları para ile zengin oldular ve işçilerine yaptıkları ödemeyi “Bu para size Erdoğan’ın hediyesi” dediler. Böyle diyen yeni bir ihale daha aldı. Dedi gene aldı. 3-5 sene inşaat sektörü çok iyiydi. İktidara yakın olanların ballı para kazandığını gören diğer iş adamları, sanayiciliği bırakıp inşaat işine girdiler ama bugün en çok mağdur olan da onlar oldu.

 

Vatandaş avantayı sever

 

Vatandaş hep ister ama vermez! Bedavacıdır; avantayı sever! Elinde akrep vardır; eli hiç oraya gitmez! Köprü ve tüneller paralı diye geçmedi mesela. Devlet, o köprü ve tünellerin parasını şıkır şıkır ödüyor ama vatandaş, eski yoldan geçip keyif çatmaya devam ediyor! İşte bu keyif, yaklaşmakta olan tehlikenin alarm zilleridir! Devletin Hazinesi dolu olsa mesele değildi ama orası da tamtakır, kuru bakır! En ufak bir krizde dibi görünüyor!

 

Belediye ve üniversiteler borç batağında

 

İş adamları gibi devlet de gelen krizin ayak seslerini duymaya başladı. Üniversiteler, belediyeler borç batağına girmiş durumda. Devletin gelirleri azaldı. Azaldı çünkü iş dünyası vergi verecek kadar para kazanamaz oldu. Beyan ettiği vergiyi ödeyemez duruma gelmesi de işin ayrı bir yanı.  

Son 15 senede Türkiye’nin hemen dibinden iki tren geçti. Ama Türkiye her ikisini de kaçırdı! Onlardan sadece birine atlayabilseydi, bugün dünyanın en istikrarlı ülkelerinden biri olurdu hâlbuki ama olmadı!  

 

Türkiye iki önemli tren kaçırdı

 

Bu trenlerden biri 2000-2010 yılları arasında Doğu’ya giden Batı sermayesi idi. 4 katrilyon dolardan fazla bir sermaye Çin ve Hindistan başta olmak üzere Asya ülkelerine gidip yatırım yaptı. Türkiye plansız, programsız ve de en önemlisi hukuksuz yakalandı o trene ve kaçırdı. İkinci tren 2009-2016 yılları arasında geçen para treni idi. Amerika 4 trilyon dolara yakın karşılıksız para basmıştı ve dünyada para hem bollaşmış hem de ucuzlamıştı. Türkiye o treni de kaçırdı!

Ha, kaçırdı derken, ‘o ucuz para ile borçlanma fırsatını kaçırdı’ demek istemiyorum. O fırsatı yakaladı ama ne aldıysa inşaata yatırdı. Ne sanayi, ne teknoloji, ne Ar-Ge yatırımı yaptı. Hele inovatif düşüncenin semtine bile uğramadı! Şimdi el elde baş başta ve yaklaşan krizin ayak seslerini duymamak için kulaklarını tıkıyor!

Sözün özü: Vatandaş hep ister. Devlet bir yerden alsın ki, ona, istediğini versin. Gelişmiş ülkelerin hep besledikleri bir özel sektörleri olmuştur. Özel sektör yerine vatandaşı besleyen devletler ise iflas ile batma noktaları arasında gidip gelmeye devam ediyorlar!

 

BizGençler