Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Altı sene sonra Türkiye nerede?

“Arap Baharı” Arap halklarının demokrasi, özgürlük ve insan hakları taleplerinden ortaya çıkan halk hareketinin ortak adıydı. Durup durduğu yerden çıkmamıştı aslında, bu hareketin altında Batılı ülkelerin parmağı vardı.

 

18 Aralık 2010 günü Tunus’ta patlak veren olay domino etkisi yaptı ve hızla Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün ve Yemen’e yayıldı.

Adı her ne kadar “demokrasi” ve  “özgürlük” şalı ile sarılıysa da o şalın altında başka bir maksat gizliydi. Bölgedeki ülkelerin bazıları petrol rezervi yüksek olan ülkelerdi ve kontrol edilmeleri gerekiyordu. Çıkar kavgasıydı yani. Bu arada güçlü liderlerin de güçleri kırılmalıydı tabii.

İç savaş başlamıştı ve liderlerin birçoğu gitmiş, yerine yenileri gelmişti. Amerika başta olmak üzere her ülkenin parmağı vardı bu eylemlerde.

Türkiye o günlerde Amerika ile müttefikti ve kendisine “Bölgenin hamisi” rolü biçilmişti. Bölge halkı o günün Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan’ı “kurtarıcı” olarak görüyordu. Erdoğan 2009 yılında Şimon Peres’e “one minute” resti çekmiş ve iyice havalanmıştı.

O günlerde olaylar bitmek bilmiyordu. Filistin’e insani yardım götüren Mavi Marmara Gemisi’nden dolayı Türkiye - İsrail gerginliği yaşamış ve sözüm ona İsrail cezalandırılmıştı.  

ABD rüzgârı Erdoğan’ın yelkenini şişirmiş ve kendinde her işe müdahale etme yetkisi görür oluştu. Mısır’da Mursi’yi deviren Sisi, Cumhurbaşkanı olmuştu. Erdoğan “Benim için Mısır’ın Cumhurbaşkanı Sisi değil, Mursi’dir” demişti.

Ne olduysa olmuş, Obama – Erdoğan’ın arasına kara kedi girmişti.  Obama, Erdoğan’ın “tiran” olarak nitelendirdiği Sisi’yi kendine müttefik ilan etmiş, ona destek veriyordu. Obama’nın çekilmesiyle Erdoğan yapayalnız kaldı. Daha önce kendisine “Halifemiz, efendimiz” diyenler de çekilivermişti birer ikişer.

Hele Suriye konusunda müthiş bir yalnızlığa düşmüştü. Esad’ın bir ay içinde devrileceği ve o güne kadar da Türkiye’ye en fazla 100 bin Suriyeli mülteci geleceği tahmin edilecekti. Tahminlerin hiçbirisi tutmadı. Ne Esad gitti, ne de mülteci sayısı yüz binlerde kaldı.

Hiç beklenmedik bir anda devreye Rusya girdi ve Esad’a hem asker, hem de silah yardımı vermeye başladı. Esad’ın eli iyiden iyiye güçlenmişti.

Türkiye’nin her hamlesi boşa çıkmış ve altı sene içinde “hami” olma maksadıyla yola çıktığı bölgede yalnızlaşmıştı.

Türkiye için bedel ödeme dönemi başlamıştı. Suriye’ye ihracat yapamadığı gibi başka ülkelere yaptığı ihracat için dahi kullanmıyordu Suriye topraklarını.

Mısır her türlü zorluğu gösteriyordu.

Rusya ambargo koymuş ve Türkiye’den ürün almaz olmuştu. Putin, Rusların Antalya’ya tatile gitmesini de yasaklamıştı.

Bütün bunlar Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun başının altından çıkmış olmasındı? O günlerde Erdoğan’ın danışmanıydı çünkü; daha sonra Dışişleri Bakanı olmuştu ayrıca ve uyguladığı dış politikayı “Sıfır Problemli” diye nitelendirmişti.

Başbakan Davutoğlu istifa etti, yerine Binali Yıldırım seçildi. Çiçeği burnunda Başbakan Binali Yıldırım koltuğa oturur oturmaz “Dostlukları arttıran, düşmanlıkları azaltan bir dış politika izleyeceğiz” açıklaması yaptı. 

Gerçekten öyle de oldu. Rusya’dan özür dilendi. İsrail ile anlaşma yapıldı. Turizmci ve üreticinin yüzü güldü.

Binali Yıldırım “Rusya ve İsrail ile nasıl anlaştıksa, Mısır ve diğer bölgelerle de öyle anlaşacağız” dedi ve Suriye ile de anlaşabileceklerini ilave etti.  

Binali Yıldırım’ın “Mısır’la ilişkiler normalleşebilir” açıklamasından sonra Mısır Dışişleri Sözcüsü Ahmed Ebu Zeyd de bir açıklama yaptı. “Türkiye’nin Mısır’la ilişkilerini iyileştirmeyi amaçlayan her türlü çabayı memnuniyetle karşılaşıyoruz.”

Erdoğan’ın mesajları her ne kadar Binali Yıldırım mesajları kadar ılımlı değilse de Rusya’dan özür diledi. Daha dün “DAEŞ’ten de PYD’den de daha ileri teröristsin. Koca ülkeye yazık ettin” diye seslendiği Esad’a da zeytin dalı uzatırsa şaşmamak lazım.

Türkiye; Orta Doğu, Körfez ve Kuzey Afrika ülkelerini kanadı altına almak ve halklarına ağabeylik yapmak için yola çıkmıştı ama 6 sene sonunda kendini, bin yıldır yan yana yaşadığı Kürtlerle savaş eder buldu.

Kişi başına düşen 10 bin dolar milli gelirle “ağabeylik” yapmanın da “hami” olmanın da imkânsızlığını anladı Türkiye anlamasına ama bedeli ağır oldu. Yine de “Zararın neresinden dönersen kârdır” deyip yola devam etmesi lazım. Başka çaresi yok.

 

 

BizGençler