Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Ayrışmak yerine birleşmeyi deneyelim

Hukuku kısaca “yönetim kuralları” diye tarif etmek mümkündür. Toplumun huzurlu yaşamasını düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasalar manzumesidir yani.

 

Toplum hayatı zaman içerisinde değişime uğruyor ve kendini yeniliyor.  Devletin yaptırım gücü de bu değişimlerle birlikte değişiyor tabii ki. Daha doğrusu, değişmesi lazım. Hakeza yönetim sistemleri; onlar da öyle. Sistem ister “Parlamenter sistem” olsun, isterse “Başkanlık sistemi” hiç fark etmez; onlar da değişiyorlar.

Türkiye’nin işte tam bu noktada İki handikabı var ve bunlardan kurtulamıyor bir türlü!

1)      İthal kanun

2)      Değişime uyumsuzluk

 

29 Ekim 1923 yılında ilan edilen Cumhuriyet ile birlikte Türkiye’nin kanunları da değişti ve o kanunların önemli bir kısmı Batı’dan alındı. Alındıkları ülkelerin en ideal kanunlarıydı belki de bu kanunlar ama Türk toplumuna dar geleni de oldu, bol geleni de oldu. Kalıp farkı vardı çünkü.

İşin bir garip tarafı da “Cumhuriyetçiler”in, 1924 Anayasasını yahut da bazıları tarafından ilk Anayasa olarak kabul edilen 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu dayatıyor olmasıdır.

Eğer toplum değişmişse - ki değişti- kanunların ve yönetim sistemlerinin de kendi içinde yenilenip toplumdaki değişime uyum sağlaması gerektiğini kabul etmek lazım. “Değişmesin” demenin hiçbir mantığı yoktur!

“Padişah taraftarları” için de geçerlidir bu: Abdülhamit Han o gün neyi nasıl uygulamış ve davranmışsa aynısını istiyorlar. Hâlbuki ne 125 yıl önceki Türkiye bugünkü Türkiye, ne de toplum o günkü toplum.

Değişimleri kabul etmemek, gericiliktir. Türkiye’de “Osmanlıcılar” “gericilik”le itham ediliyorlar. Eğer aradaki seneler dikkate alınarak ortaya atılıyorsa bu iddia doğrudur ve  “125 yıl, 93 yıldan daha geridir” dolayısıyla “Hilafet Dönemi”ne özlem duyanlara “gerici” diyenler haklıdırlar! Fakat “gericilik”ten murat, “kaldığı yerde çakılı kalmak” ise o zaman 93 yıl geriden gelenler de “gerici”dirler.

Cumhuriyetçi olanlar “Osmanlı”yı tukaka etmekten, “Osmanlıcı”lar ise “Cumhuriyet”i yerin dibine sokmaktan geri durmuyorlar.

Toplumda “cumhuriyetçi” ya da “Osmanlıcı” olması anormal bir şey değildir aslında. Her ikisi de ülkenin gerçeğidir nihayetinde.

Ancak bu iki tarafın birbirine saygı göstermesi ve en azından demokrasi kavramında birleşmesi gerekiyor. Düşünce ve inanç özgürlüğüne saygı ancak demokrasi ile mümkün çünkü.

Osmanlı demokrasiye geçememişti. Cumhuriyet de geçemedi. Türkiye’nin esas meselesi bu aslında: Demokrasiyi sindirememek meselesi!

Türk toplumunun “Cumhuriyetçiler” ya da “Osmanlıcılar” diye ayrışmak yerine “demokrasi” çizgisinde birleşmeyi başarması lazım.

 

 

 

BizGençler