Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Başkanlık “hah” deyince gelir mi?

Türkiye parlamenter sistemle yönetiliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Ben halkın seçtiği cumhurbaşkanıyım” diyor ve ülkeyi başkan gibi yönetiyor. Burada fiili bir durum var. Parlamenter sistemde cumhurbaşkanı daha ziyade semboldür ve dolayısıyla sorumluluğu yoktur. Başkanlık sisteminde ise sorumluluğu vardır cumhurbaşkanının.

 

Başkanlık sistemi konuşulmaya başlandı ya; “ilkbaharda referandum ardından da başkan seçimi” demeye başlandı.

Parlamenter sistemi Başkanlık sistemine uydurmak için Anayasa’nın en az 50 maddesinde değişiklik yapmak gerekiyor. 50 madde değiştirmek öyle oluverecek şey değil ama burası Türkiye; o da olur!

 

Değişim şart ama nasıl?!

 

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin sözleriyle “Başkanlık Sistemi” yeniden konuşulur oldu. Bahçeli kapağı açtı ve “cin” şişeden çıktı.

Ağzı olan konuşuyor. Erdoğan sempatizanları “Muhalefet” diye başlıyor mesela söze. “Türkiye’nin değişime ihtiyacı olduğunu bilmezmiş gibi davranıyor” diyor ve konunun yeni Anayasa konusu ile birlikte Meclis’e gelmesini istiyorlar.

Muhalefet ise “Anayasa değişikliğini biz de istiyoruz” diye cevaplıyorlar onları ve referandumdan korkmadıklarının altını çizdikten sonra “Ancak” diyor ve şunu söylüyorlar:

“Ak Parti iler eşit şartlarda seçime gideceksek, hemen gidelim. Medya iktidarın borazanlığını yapıyor. Bugün bile öğlene kadar Başbakan, öğleden sonra Cumhurbaşkanı konuşuyor. Akşama doğru bakanlar, akşam ise sazı yandaş yorumcular alıyorlar. Bu şartlarda sandığa gitmeyi istemek başlı başına adaletsizliktir.”

 

İkisi de "tasarım" ama o başka o başka

 

Geride bıraktığımız haftada Türkiye, daha doğrusu İstanbul ilginç bir etkinliğe şahit oldu. Aynı hafta içinde “tasarım” ile ilgili iki uluslararası etkinlik gerçekleşti.

Biri Uluslararası Tasarım Kongresi’ydi,

Diğeri 3. İstanbul Tasarım Bienali.

Tasarım Kongresi 19 Ekim 2016 Çarşamba günü başladı, bugün (23 Ekim 2016 Pazar) sona erdi.

İstanbul Tasarım Bienali ise 22 Ekim 2016 Cuma günü başladı 20 Kasım 2016 Pazar gününe kadar çeşitli etkinliklerle devam edecek.

Her ne kadar kongrede ele alınan  “tasarım” teması ile bienalde işlenen “tasarım” temasının özünde “sanat” var ise de nihai hedefleri farklılık arz eder. Fıtratlarından gelen bir farktır bu.

Kongrenin konusu olan “tasarım” endüstrinin ilgilendiği “tasarım”dır ve en son hedefi para kazanmaktır; yani kâr. Hem de katma değeri yüksek kâr.

Bienalin işlediği “tasarım” temasıise kazanmaktan ziyade korumaya yöneliktir.

Ormandan yaşayan hayvanlar nasıl tabiata zarar vermeden ve onun kurallarına riayet ederek yaşıyorsa insanların da öyle yaşaması gerektiğini hatırlatır.

İnsanoğlu tabiatı yok etmeyi marifet sayarak gelmiş ve çevreye büyük zararlar vermiştir.  

Aslında insanların da tabiatın şartlarına uygun yaşaması, yaşam alanlarını ona göre kurması gerekmektedir. Bienaller işte buna dikkat çekme özelliği olan etkinliklerdir. Sanatçı hassasiyeti ile çevrenin korunmasını ister. Topluma bu kültürü aşılar.

20 Kasım 2016 Pazar günü sona erecek olan 3. İstanbul Tasarım Bienali’ni bu gözle gezerseniz çok şey görmüş olursunuz.

 

 

BizGençler