Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

BEDELLİ gelsin; moraller düzelsin

Hükümet referandumdan önce kim ne istemişse verdi. Hatta istemeyene de verdi. Maksat, “Evet” oyu almaktı. Sayıları 700 bini bulmasına ve organize olmalarına rağmen BEDELLİ bekleyen gençlere BEDELLİ askerlik hakkı tanımadı. Gençler çok tepki göstermelerine rağmen sandığa gidip “Evet”” oyu kullandılar. Bu gençlerin hemen hepsi iş sahibi, yaptığı üretimle ve ödediği vergiyle ülkeye katkı sağlıyorlar.

O gençler Hükümetten şu talepte bulunuyorlar: “BEDELLİ hakkımız verilsin ve kurduğumuz düzen bozulmasın.”

 

Yeter; daha fazla germeyin!   

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa’ya duyduğu öfke dinmek bilmiyor. Durup durup “Siz kimsiniz” diye soruyor. Onların “Haçlı ruhu”yla hareket ettiklerini ileri sürüp içerideki uzantılarının ihanet içinde olduklarını iddia ediyor.

Bunlar elbette ki, içi boş sözler değiller.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’na (AGİT) da sert tepki verdi ve “Haddiniz bilin” dedi. Bu kuruluşu tanımlarken şu ifadelerle tanımladı: “Bunlar Avrupa’da kendilerine göre bir rapor hazırlıyorlar. Türkiye’deki seçimler şöyle olmuş, böyle olmuş! Sizin hazırladığınız siyasi içerikli raporları ne görürüz, ne duyarız; biz yolumuza devam ederiz.”

Elbette ki Türkiye yoluna devam edecektir.

Ancak…

Bu meselelerin iç politikaya malzeme edilmemesi gerekiyor!

Refah seviyesinin artması talebinde bulunan toplumun karşısına bir düşman çıkarıp onların sesini kısmak eskiden beri uygulanan bir yöntemdir. Halk huzursuzlanmaya, homurdanmaya başlayınca hükümdarlar komşu ülkeye savaş açardı. Can derdine düşen insanlar basmayla-pazenle, ekmekle-peynirle uğraşır mı? Tam aksine; onlardan vazgeçtiği gibi uzak durduğu hükümdarın dizinin dibinden de ayrılmaz olurlardı. Tek koruyucu odur çünkü.

Fakat her şeyin bir haddi hududu var. Fazlası “kabak tadı” verir.

Türkiye’deki tüm iktidarlar bu yöntemi kullanmıştır. Ak Parti de kullandı; hem de hepsinin kullandığından daha fazla kullandı.

Peki, neden “kabak tadı” vermedi?

Verdi:

Ülke ikiye bölündü!

Vatandaşın yarısı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında yer aldı. Erdoğan “Avrupa’ya haddini bildirelim” diyor, yanında yer alan vatandaş, tereddütsüz “peki” diyor.

Erdoğan bir kesimi “hain” olmakla suçluyor, yanında yer alan vatandaş şeksiz şüphesiz onun öyle olduğunu kabul ediyor.

Erdoğan birilerini işaret edip “Bunlar düşman” diyor, yanında yer alan vatandaş “idam edelim, olsun bitsin” diyor.

Erdoğan benzine zam yapıyor; yanında yer alan vatandaş “Canın sağ olsun” deyip geçiyor.

Bir de Erdoğan’ın yanında yer almayan kesim var. Erdoğan onları gösterip “Terörist” demeye görsün, onun yanında yer alan vatandaş işaret ettiklerine yapmadığı bırakmıyor.

Erdoğan “Bunlar haçlı güçlerinin içerideki uzantısı” deyiveriyor, yanında yer alan vatandaş “vay sizi gidi hainler” deyip parçalamaya kalkışıyor.

Erdoğan’ın yanında yer alanlarla, Erdoğan’ın yanında yer almayanların birbirlerine duydukları öfke fazlasıyla kabardı; kontrolden çıkmalarına ramak kaldı.

Bundan daha ileri “kabak tadı” mı olur?

Bir liderin vatandaşlar tarafından sevilmesi elbette ki güzel bir şeydir. Fakat seven tarafla sevmeyen taraf birbirine düşmanca duygular besler hale gelmişlerse, o sevgiden korkulur! Bu gidişata “dur” demek lazım. Sağlıklı bir gidiş değil çünkü bu gidiş!

 

Gezi Olayı

 

Mühürsüz oy pusulası bir kısım insanı sokağa döktü. Tencere tavasını eline alan meydanlara akıyor. Onlar hak aradıklarını söylüyorlar, İktidar ise “Gezi Olayı hortladı” diyor.

Meral Akşener’in dediği gibi “hak arama yeri sokak değildir.” Ülkenin istikrarı “Sokak” yerine “hukuk”un tercih edilmesi gerektirmektedir ama bir miktar insan sokağa döküldü diye onları “Hain” ilan etmenin de âlemi yok!

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Tencere tava, hep aynı hava” diye karşıladı bu hareketi. “Yedi defa kaybettiler, sekizinciyi deniyorlar. Havalarını alırlar.”

 

Uluslararası gözlemciler ne dedi?

 

AGİT ve AKPM başta olmak üzere Türkiye’deki referandum oylamasını izleyen uluslararası gözlemciler “evet” ve “hayır” taraflarının eşit olmayan şartlarda yarıştıklarını, “evet” kampanyasının medyayı domine ettiği şeklinde rapor tuttu. AGİT Heyeti Başkanı Tana de Zulueta “Mühürsüz oy pusulası yasaya aykırıdır” açıklaması yaptı.

Bu gözlemcilerin söz ve raporları “taraflı” ve “önyargılı” olabilir. Bunun yolu, onların yanıldıklarını açık ve net bir şekilde açıklanmasından geçiyor. “Haçlı” demekle çözüm olmaz. Olsa olsa gruplaşmayı arttırır. Türkiye’nin hiç mi hiç istemediği bir şeydir gerginlik.

 

 

 

BizGençler