Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Ben de yedim o yağmuru!

Çan’da iki gün geçirdim. Harikaydı. Kale Grup’un 60’ıncı kuruluş yıldönümü vardı. Kale Grup, o günün Başbakan’ı Adnan Menderes’in temelini attığı Çanakkale Seramik Fabrikası’nı tüm zorluklara rağmen bir dünya markası yapma başarısı göstermiş bir kurum. Çan’ın ortak gururu… Çanakkale’ye her gün bir milyon dolardan fazla döviz giriyor bu tesisler sayesinde.

Kuruluş gününü Seramik Festivali olarak kutluyorlar. 30 bin nüfuslu Çan, her sene adeta bayram havası yaşıyor. Bir hafta terennüm ediliyor nu hava. Yine öyle oldu. 5 bine yakın kişi birbiriyle kucaklaştı. Çanlı işçi de vardı festivalde,  İtalyan sanayici de. Van’da görev yapan bürokrat da vardı, İstanbul’da eğitimini sürdüren üniversite öğrencisi de…

Çocuklar sünnet ettirildi. Vakti gelmiş gençler evlendirildi. 5-10-15-20 ve 25 senesini dolduran çalışanlara plâket verildi.

Yeni yatırım vardı. Başbakan Yardımcısı Fikri Işık temelini attı. Zeynep Bodur Oktay konuştu. Birçok kişi Kale Grubu’n kurucusu İbrahim Bodur’u anlattı. Duygulanıp ağlayan da oldu, Kale Grup’ta çalışmış olmanın gurunu paylaşan da oldu.  

Dedim ya, dopdolu iki gün. Yüzü gülen binlerce insan gördüm… Birbirine, akrabasına bakar gibi bakan ve hemen kaynaşıveren insanlarla el sıkıştım…

 

İbrahim Bodur’un doğduğu ev

 

Festival devam ediyordu ama biz gazeteciler için dönüş vakti gelmişti. Yenice son uğrak yerimizdi. İbrahim Bodur’un doğduğu Nevruz köyündeki evi ziyaret edip oradan Bandırma’ya geçme vardı programımızda. Öyle de yapıldı. Köylü kadınların hazırladığı nefis börekleri ve benzerini başka bir yerden bulamayacağımız sarmalar yenildi. Klişeleşmiş “Karnı doyan Kürt’ün gözü yolda olurmuş” sözünü söyleyip izin istendi.  

Her şey muhteşemdi. Yemyeşil bölgelerden geçip Bandırma’ya geldiğimizde saat 15.50 idi. 16.00 seferini yapan deniz otobüsü hareket ettiğinde biz anca yerleşmiştik. Geçirdiğimiz iki güzel günü birbirimize anlatarak zihnimize kazıma çabamız; 2 saatin göz açıp kapayıncaya kadar geçmesini sağladı.

Cama vuran yağmuru görüyorduk ve havanın karardığının farkındaydık ama hepsi o. Denizin ortasında daha ne görülebilirdi ki?

 

Çok şiddetli darbeyle irkildik

 

Eşyalarını toplayan yolcular çıkış kapısına doğru inmeye başlamıştı. Kapıların açılması bekleniyordu. Müthiş bir sesle herkes irkildi ve kapı önündeki kalabalıkta beti bet beniz attı! Yüzlerce ton ağırlığında bir gülle, büyük bir metal parçasına çarpmıştı sanki. O şiddetli sesi aynı şiddette bir sarsıntı izledi. İnsanlar paniklemişti. Ne oldu? Bir çarpma olmuştu ama ne neye çarpmıştı?!!

Kimse bilgi vermiyordu ama görevliler oradan oraya koşuşturdukları görülüyordu. Sonunda anons geldi:

“Herkes yerine otursun ve ikinci bir anonsa kadar yerinden kalmasın.”

Feribotun iskeleden uzaklaşıp açığa gittiği görülüyordu. Yerinde dönmeye başladı. 12 dakika kadar sürdü bu durum. Yağmur dinmiş, güneş çıkmıştı. Az önceki o vahşi dalgalar da yoktu. Kaptan hiç zorlanmadan iskeleye yanaştı ve dışarı çıkıldı.

 

Deniz otobüsün gövdesi darbe almıştı

 

Gördüğümüz manzara dehşetti. Bizim feribot başka bir feribota çarpmış ve onun baş kısmı, bizim feribotun ise gövdesi ciddi yara almıştı. Şükür ki ölen ya da yaralanan olmamıştı.

Doğru Yenikapı Metro Durağının yolunu tuttuk ama orada bizi bir sürpriz bekliyordu! Yenikapı – Bayrampaşa hattı trafiğe kapalıydı!

İstanbul’da alternatif biter mi? Tramvay vardı! Otobüs değil de niye tramvay diyebilirsiniz? Otobüs, otomobillerle birlikte selde kalmıştı. Yenikapı – Aksaray arası kilitti! Araçlar suda yüzüyordu!

Aksaray – Yusufpaşa tarafındaki yoğunluğu anlatmanın imkânı yok. Yollar kırılıp caddeye düşmüş ağaç dallarıyla doluydu. Su ve çamur zaten diz boyuydu.

 

Tramvayda yer buldum

 

Bu gibi durumlarda en akıllıca şey tabana kuvvettir. Bendeniz de öyle yaptım. Millet Caddesi’ni takip ederek Cevizlibağ’a gelecek ve oradan da metrobüse binecektim. Haseki Hastanesi civarında yağmur şiddetini arttırdı. Tramvay işliyordu ama lebalep doluydu. Çaresiz ona yöneldim. Yusufpaşa- Bağcılar arasında tramvay seferleri vardı. Haseki Durağında bekledim ama binmenin imkânı yoktu. Görevliler bizi Bağcılar yönünden gelen tramvaya yönlendirdi. “Araç Yusufpaşa’dan geri dönüyor. Burada ayakta beklemeyin.”

Öyle yaptım ve o tramvayla Zeytinburnu’na kadar geldim. Oradan da metro ile Yenibosna… Böyle bir havada kim taksi bulmuş da ben bulacağım? Biraz yürüdüm. Biraz otobüse bindim ve eve geldim.

Yağmur yaş… tabii afet; olabilir. De… Belediye nerede? Kaldırım yok, yol yok! Her yer dere! Ya kendin bir su birikintisine basmak zorunda kalıyorsun, ya da yoldan geçen araçların fışkırttığı kirli su ile yıkanıyorsun! Kaçış yok yani!

3 saatlik bir macera benimkisi. Belki de en hafif atlatan benim. Allahü teala yolda kalanların yardımcısı olsun.

 

 

 

 

 

BizGençler