Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Beyin avcıları nasıl avlanıyorlar?!.

Geçen hafta 5. İnovasyon Haftasıydı. Ekonomi Bakanlığı’nın desteği, Türkiye İhracatçılar Birliği’nin (TİM) organizesiyle gerçekleşen hafta oldukça başarılı geçti. Üç gün süren kongre, sergi ve diğer etkinliklerde, beş senenin verdiği tecrübeyle oldukça başarılı bir performans sergilendi.

Kongredeki sunumlar oldukça günceldi bir kere. Tebliğlerin hepsi birer emek ürünüydü ve dinleyicilerin kafalarındaki inovasyonla ilgili soruları cevapladı. İş adamlarının gençlerle paylaştıkları bilgi ve tecrübeler adrese teslimdi ve hepsi yerini buldu.

İstanbul Kongre Merkezi’nin salonlarında teşhir edileninovasyon çalışmaları da öyleydi; hepsi ümit verici çalışmalardı. Şirketlerin kendi iştigal alanlarına uygun inovasyona yoğunlaşmış olduklarını,  ortaöğrenim ve üniversite öğrencilerinin ise daha ziyade internet oyunlarında başarılı buluşlar yaptıkları da ayrı bir gözlem konusuydu. 

 

Para neredeyse insanlar oraya akarlar

 

Marifet İltifata tabidir sözü meşhurdur.

İnşaat sanayi hükümetin iltifatına mazhar olduğu için şirketler “konut” işine, yol ve köprü inşaatına yatırım yaptılar.

Diğer taraftan Ar-Ge ve İnovasyon ihmal edildi. Bu alanlara yeterli yatırım yapılmadığı için Türkiye katma değeri yüksek ürün üretip satamadı!

Gençler için de durum aynı. İnovatif düşünceye sahip olan öğrenciler, hem bütçe sıkıntısı çekiyorlar,  hem de yol gösteren ve ellerinden tutan yatırımcı olmamasından dolayı çaresizlik içinde kıvranıyorlar.

“Oyun sektörü” öyle değil halbuki; illaki bir alıcısı oluyor. Dolayısıyla gençler “oyun” ve “eğlence” alanlarında yeni yazılım çalışması yapmaya ve başarılı projelerini satıp üç beş kuruş para kazanmaya yöneldiler.

Gençlere de şirketlere de bir diyeceğim yok. Madem ki, iltifat neredeyse marifet orada; onlar da onu yapıyorlar.   

 

Beyin avcısının av taktiği

 

Bir başka konu ise beyin avcılarının avlanma stratejileri. Hemen belirteyim ki, kendilerine göre muazzam bir sistem kurmuşlar, şıkır şıkır işliyor.

Sistemin kurucusu ABD’li şirket ya da vakıfları; gayet sade ve sürdürülebilir bir yöntem kurmuş, uyguluyorlar.

Gençlerin Ar-Ge çalışması yapmalarını ve inovatif düşünmelerini teşvik eden bu sistem Türkiye’de oldukça yaygın bir şekilde uygulanıyor.

Elektrikli otomobil yarışması yapıyorlar mesela. 5-6 üniversite öğrencisi bir grup kuruyor ve otomobil üretimi için kolları sıvıyorlar.

Yarışmayı organize eden vakıf gençlere “Haydin bakalım” diyor. “Üretim için gerekli olan finansmanı ve alet edevatı temin edin.”  

Gençler kendi aralarından ağzı lâf yapan birini ya da ikisini seçip piyasaya salıyorlar. Gençler yola düşüyor ve “o kapı senin bu kapı benim” diye işyerlerinin kapısını çalmaya başlıyorlar. Şirket yetkililerine durumlarını anlatıyorlar.

Uzatmayayım, parayı ve parçayı temin edip yapmak istedikleri elektrikli otomobili yapıyorlar.

 

Türk’ten av olur da avcı olmaz mı?

 

Sistemin o kadar çok güzel yanı var ki, saymakla bitmez.

Listenin en başına “ekip çalışması”nı koymak lazım tabii; birlikte üretim yapmaya kararlı bir ekip.

Hedefine ulaşmak için para ve alet edevat arayıp bulma becerisine sahip bir ekip ayrıca bu ekip.

Ürettikleri otomobille çeşitli yarışmalara katılıp ya bir üst kategoriye geçiyorlar, ya da eleniyorlar.

En sonunda büyük final gelip çatıyor. Birçok ülkenin en iyi ve en başarılı ekipleri Amerika ya da Avrupa’da tertiplenen büyük finalde yarışıyorlar. Her mutlu son gibi o finalde kazanan grup ödülü alıyor.

Bu finalde hakemlik yapan uzman kişiler, kılı kırk yarıp en uygun olan ekibe ödülünü veriyor. Binlerce izleyici o ekiplerin başarısına şahitlik etmenin hazzını yaşıyor. Öğrenciler ülkelerine ve okullarına ödül kazandırmanın gurur ve heyecanını yaşıyorlar. Anne babalar seviniyorlar.

Fotoğraflar çekiliyor, alkışlar, neşeli çığlıklar göğe yükseliyor.

Anlattığım bu mutluluk tablosu bildik tablo ve açıkta cereyan ediyor.

Bir de görmediğimiz aktörler var bu oyunun içinde ve en önemli rol onların rolü.

Peki, kim onlar?

Kim olacak? Beyin avcıları!

Sayısız süzgeçten geçip başarısını ispatlamış olan semiz beyinler, ödüllerini aldıkları esnada o “avcılar” tarafından “avlanıyor”lar!

Onların ödüllerini aldıkları esnada meydanda hazır bekleyen Avrupalı ve Amerika beyin avcıları faaliyete geçiyor ve avlarına yakalıyorlar. “Gel, Silikon Vadisi’nde çalış” ya da “Gel, araştırmalarına filanca üniversitede devam et” deniyor.

Bu süreci anlatmaktan maksadım “av” olanları ikaz etmek ya “avcı”ları deşifre etmek değil. Asla değil, kat’a değil.

Sadece “Bu avcılar içinde Türkiye neden yok?” Onu sorguluyorum. “Av” olan Türk var da “avcı” olan Türk neden yok?

 

 

 

BizGençler