Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Bir “Evet”le “Güçlü Türkiye” olunur mu?

Türkiye’nin ana meselesi “hukuksuzluk”, “plansızlık” ve “verimsizliktir!” Ki, “Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Sistemi” geldiğinde bunların hiçbirisi düzene girmiş olmayacaktır.

Çünkü “hukuk” her iki sistemde de ya vardır, ya yoktur. “Plan” ve “verimlilik” de öyle; o sistemde “var”, bu sistemde “yok” değildir yani.

Türkiye maalesef “Hukuk Devleti” olamamıştır. Planlı iş yapma geleneği yok denecek kadar azdır. Haliyle yapılan hemen her işin verimi düşük olmuştur.

Vatandaştan “Evet” oyu isteyenler, Cumhurbaşkanlığı Hükümeti’nde “bürokrasinin azalacağını” dolayısıyla “hizmetin hızlanacağını” iddia ediyorlar. Bir evrakın “o bakanlık senin, bu bakanlık benim” dolaşmayacağını öne sürüyorlar.

Çelişki dolu bir iddiadır bu. Bir yandan gidişin “Tek Adam”lığa gidiş olmayacağını ileri süreceksin, bir yandan da her şeyi “Tek Adam”ın yapacak olmasından dolayı işlerin pratikleşeceğinin altını çizeceksin! Olacak şey mi?  

 

Al takke, ver külah

 

Neyse…

Türkiye’de sistemi bozan, yönetimi hukuk dışında kalmaya iten ana unsur, ülkenin sahip olduğu gayrimenkulün yarıdan fazlasının kamuya ait olmasıdır.

“Al takke, ver külah” durumları hukuksuz bir ortamlarda çok daha kolay yapılır, değil mi? 

Bu kuralın geçerli olduğunu en iyi, siyaset yapanlar bilir. Siyasetçinin o “hukuksuz alanı” hep şahsi çıkarı için kullandığını düşünmek fazlasıyla iddialı bir durumdur. Ki, onu da peşinen söylemek lazım.

Siyasetçiler, devlet işlerini yaptırmak için de suiistimalde bulunmak zorunda kalabilirler! Devlette çalışanlar arasında “salla başı, al maaşı” kuralı pek revaçtadır. Verilen işi ayağını sürüyerek yapar bürokrat. Fakat cebine üç beş kuruş sıkıştırdın mı, füze oluverir o uyuşuk adam!

Devlet işlerini hızlandırmak isteyenin bürokrata, taşerona, müteahhide menfaat sağlaması gerekmektedir. Bunu bilen siyasetçi gözünün yaşına bakmaz; verir. Sorana da “Devletin işini hızlandırdım, ne var bunda” cevabını verir.

 

At cambazları!

 

Bu uygulama ilk bakışta masumane bir durum gibi görünse de tamamen yanlıştır. Sistemin yozlaşmasından başka bir işe yaramaz. Rekabet unsurunu yok eder bir kere. Kayıt altında olanlar, kayıt dışı çalışanlarla rekabet edemeyeceklerini görüp geri dururlar. Onların geri durmasıyla meydan at cambazlarına kalır!

Dolayısıyla “Devlet işleri hızlanacak” sözüne ihtiyatla yaklaşmak ve bu sözü sarf edenden uzak durmakta fayda vardır.

Bürokrat risk almaktan çekinir ve hukuki sorumluluk getiren işi yapmaktan imtina eder. Devletin menfaatine olsa dahi yapmaz riskli işi. Devletin tepe noktasında oturanlar ise istiyor olabilirler o işin yapılmasını. Baş istiyor, ayak direniyor! Olacak şey mi? Bu gibi durumlarda o bürokratın direncini kırmanın pratik yolunu arar siyasetçi. O da o bürokratın oğluna vakıf binalarından işyeri tahsis etmek, ya da kızını akçesi bol bir yere atamaktır.

Müteahhide arsa tahsis etmek ya da adamına ihale vermek de öyledir. Onları kendine bağlamanın ve her dediğini yaptırmanın en kestirme yolu bu pratik yoldur! “Al gülüm, ver gülüm” durumu budur işte!

De…

 

Tuz koktu

 

Bu (sözde) pratik uygulamanın uzun vadede nasıl bir yozlaşmaya neden olduğunu da göz ardı etmemek lazım. Unutmamalı ki, tuzu dahi kokuyor bu sistem!

Nasıl kokuyor, biraz da ona bakalım.

Türkiye’nin yabancı sermayeye ihtiyacı var fakat “hukuksuzluk” yabancı sermayenin gelmesini engelliyor. Dış piyasadan borçlanma mecburiyetinde olan Türkiye, o “hukuksuzluk” riskinden dolayı borçlanırken yüksek faizle borçlanmak zorunda kalıyor. Yurt içi yatırımcı kendini güvende hissetmez oluyor ve tamamını değilse bile sermayesinin bir kısmını yurt dışına taşıma gereği duyuyor. En önemlisi de ülke güvenilirliğini kaybediyor. İnsanlar “vasıf”larına göre değil, “yakın”larına göre iş bulmaya ve iş yapmaya başlıyorlar. Ki, bilgiye yatırım değersizleşiyor!

 

İyi niyet taşları

 

“Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir” sözü meşhurdur. Kişiler iyi niyetli olabilir. Suiistimal maksatlı bir faaliyetleri de yoktur belki ama izledikleri yol yol olmadığı için o işin sonu hüsranla biter!

Türkiye’de iyi niyetle yapılan yanlışların sayısı o kadar çoktur ki, ekonomiye ve sosyal hayata verdiği zararlar saymakla bitmez. Plansız ve programsız yapılan işler daima verimsizlikle sonuçlanmıştır.

Buna verilebilecek en yakın ve en basit örnek, Osmangazi Köprüsü’dür. Bu köprü Körfez’in iki yakasını bir araya getiren bir köprüdür ve zamanla yarışanlara ilaçtır. Fakat beklenilen olmadı. Köprüden geçen yok! “Pahalı” diye köprüyü kullanmıyor vatandaş! Devlet müteahhide geçiş garantisi vermişti. Dolayısıyla köprüden geçmeyen kişiler köprü parası ödüyorlar. Bu köprü iyi niyetle fakat plansız yapılmış bir köprüdür ve vatandaşa yük olmuştur!

 

Büyük Türkiye

 

Türkiye’nin “o” sistem “bu” sistem arayışından çok, planlı programlı iş yapmaya yönlenmesi ve her işini hukuka uygun yapması gerekmektedir. Planlı, programlı ve hukuka uygun iş yapılırsa her şey tıkır tıkır işler ve bürokratik engeller olmadan yürür.

“Büyük” ya da “Güçlü” Türkiye bir “Evet” ile gelip “Hayır” ile elden çıkmaz. O kavramlar ancak “hukuk” ile olur. Türkiye’nin “hukuk”a ihtiyacı var. “Hukuk Devleti” olması lazım.

 

 

 

BizGençler