Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Bir müjde verdi, çarşı karıştı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kızılay’ın Kilis’te düzenlediği iftar yemeğinde Suriyelilere, “Vatandaşlık” müjdesi verdi ve İçişleri Bakanlığı’nın bu konuda çalışma başlattığını bildirdi. Suriyelilerin böyle bir talebi oldu da mı söyledi, yoksa öylesine mi söyledi henüz netliğe kavuşmadı ama çarşı karıştı!

 

Muhalefetin Erdoğan’ın bu sözüne ilk tepkisi “500-600 bin Suriyeli oy kullansın, diye böyle yapıyor” şeklinde oldu. 2019 yılında 2 milyon Suriyelinin seçmen olacağını ve Ak Parti’nin bu insanları oy deposu olarak gördüğünün altı çizildi. 

Muhalefetin bir başka yorumu da Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun demografik yapısıyla ilgiliydi. “Hükümet, Suriyeli mültecileri Kürt nüfusun yoğun olduğu yerlere dağıtarak; onların gücünü kırmayı planlıyor.”

Bir iddia da Erdoğan’ın mülteci meselesine “insan hakları meselesi olarak değil, siyasi rant olarak bakıyor” olmasıydı.

MHP Lideri Devlet Bahçeli “Suriyelilere vatandaşlık hakkı hazmedilebilecek bir şey değil” ifadesini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ise “Profesörleri, sanatçıları, sporcuları alsınlar ama Erdoğan ‘Kim talep ederse’ diyor. 3 milyon insanı nasıl sindireceksin? Şimdiden gettolar oluşmuş” sözleriyle dillendirdi itirazını.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda ısrarlıydı ve geri adım atmaya niyetli değildi. Muhalefetin itirazını görünce kısa bir açıklama daha yapıp Suriyeli sığınmacıları kalifikasyonu yüksek insanlar olarak tanımladı ve “Biz bu insanları değerlendirme imkânına sahibiz” dedi.

Erdoğan’ın bu tavrını gören Hükümet üyeleri ve Ak Parti temsilcileri birer ikişer açıklama yapmaya başladılar. Hepsi, “Bu uygulama gerekliydi” diyor ve “Biz de kalifiye Suriyelileri Avrupalı ülkelere kaptıracak göz var mı” anlamına gelen sözler sarf ediyorlardı.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Suriyeli mülteciye vatandaşlık verme hususunda kriterlerin mutlaka olacağına dikkat çekti ve “Su ve çevre konusunda uzman insanlar vardı. Avrupa maalesef bunları kaptı. Yani Avrupa çok uyanık” dedi.

Türkiye’nin su ve çevre konusunda uzman eksiği var mı? O da ayrı bir konu!

Başkaları da konuştu tabii. Çok renkli şeyler söylendi. Mesela, “Suriyeli mülteci Türk vatandaşının tüm haklarından faydalanıyor ama iş sorumluluğa geldi mi sorumlu tutamıyorsunuz” diyen bile oldu.

“Havuz” ya da “Yandaş” diye anılan medyanın yazıp çizdiklerine hiç girmiyorum. Onlar bu kararın çok ama çok faydalı olduğunu söylemek için kelime oyunu yapıyor, cümleleri süslüyor ve göze girmek için her zamanki taklalarını atıyorlardı.

Ak Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, bütün Suriyelilere Türk vatandaşlığı verilmeyeceğini söyledi.

 

Hani “kazan-kazan”dı?

 

Dış politikanın ana düsturu “dostluklar ve çıkarlar” üzerine inşa edilmiştir, değil mi? Çıkarın varsa dostsun, yoksa yoksun. Türkiye dış politika ile iç politikayı karıştırdı. Suriye meselesini iç meselesi haline getirdi. Dış politika da “menfaat” varken; iç politikada “menfaatsizlik” vardır. Dış politikada “kazan-kazan” varken, iç politikada “sorumluluk” ve “görev” vardır. 

Bölgeyi karıştıran olmasına ve bu karışıklıktan büyük menfaat beklemesine rağmen ABD, teröristlere karşı kullandığı her silahı ve füzeyi açıklıyor ve fiyatını söylüyor. Bunun anlamı “Kazanan kim olursa olsun bu silahların bedelini ondan alacağım” demek oluyor yani.

Türkiye ise “Açık kapı” politikası izledi ve 3 milyona yakın Suriyeli mülteciyi içeri aldı. Şimdi de “öyle mi yapsam” yoksa “böyle mi yapsam” diye yalpalayıp duruyor!

 

Hesabı doğru yapalım

 

Nüfusu 78 milyon olan Türkiye’de 3 milyonu Suriyeli olmak üzere 5 milyon civarında mülteci yaşıyor. Ülkelerin kişi başına düşen milli geliri hesaplanırken, ülkenin mevcut milli gelir değerleri o ülkenin nüfusuna bölünür.

Türkiye’nin 2015 yılı milli geliri 720 milyar dolardı. Bu rakamı nüfusa böldüğümüzde 9 bin 230 dolar elde ediyoruz. Ki, Türkiye’nin kişi başına düşen milli geliridir bu.

İyi de 5 milyon da mülteci yaşıyor bu ülkede. Onların ürettiği katma değeri, milli gelire dâhil ediyoruz ama kişi başına düşen milli gelir hesabına dâhil etmiyoruz! O beş milyonu da hesaba dâhil edip 720 milyar doları, 83 milyon nüfusa böldüğümüzde kişi başına milli gelir 8 bin 675 dolara düşüyor. Fakirleşiyoruz yani!

 

Madalyonun iki yüzü

 

Suriyeli mültecilerin vatandaşlığa kabulündeki kriterler belli oldu. Birinci hedef doktor, mühendis gibi beyaz yakalılar. İkincisi, ara eleman olarak çalışacak teknikerler. Üçüncüsü ise farklı nedenlerle Avrupa’ya gitmemiş olan zenginler.

Suriyeliler peyderpey alınacak vatandaşlığa. İlk etapta 30 bin, toplamda 300 bin Suriyelinin Türk vatandaşı olacağı ifade ediliyor.

Üç milyon Suriyelinin 2 milyonu kadın ve çocuk. Geriye kalan bir milyon erkeğin de 500 bini çocuk ve engelli. Bu insanlara eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlerin acilen verilmesi gerekiyor.

 

Tek bir soru

 

Suriyeli “kalifiye eleman” ve “zenginler”e Türk vatandaşlığı verileceği söyleniyor. Eyvallah. Da… O Suriyeli elemanları Türkiye’de tutmaya “Türk vatandaşlığı” hakkı vermek yetiyor mu? O insanlar “Türk vatandaşı oldum ya, daha bir yere gitmem mi” diyecekler;  yoksa bir yolunu bulup gidecekler mi Avrupa’ya?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BizGençler