Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Bir ve beraber olalım da hangi noktada olalım?

Nasreddin Hoca merhuma dünyanın merkezini sormuşlar, ayağını yere vurup “işte tam burası” demiş. “Aman Hocam, olur mu” diyenlere de “İnanmıyorsan ölçün” cevabını vermiş.

 

Nasreddin Hoca’ya o pırıl pırıl zekâsına itimat edip dünyanın merkezini bulduk diyelim, İstanbul’un merkezi var bir de, onu ne yapacağız?

 

İstanbul’un merkezi

 

İstanbul’un merkezi de önemli çünkü. En çok tartışılan meseleler arasında yer alıyor. Diyelim ki, Karayollarının levhasında “İstanbul 90 kilometre” ibaresi var. O İstanbul’un sıfır (0) noktası neresi oluyor da onu ölçü alıp “90 kilometre” deniyor.

Kimi o noktanın Abdülhamit Han’ın Sultanahmet Divanyolu Caddesi’ndeki kabrini gösteriyor, kimi Adliye Binası’nın olduğunu iddia ediyor. Fatih Camiini işaret edenler bile vardır!

 

Yenikapı Ruhu

 

15 Temmuz’dan sonra “Yenikapı Ruhu” diye bir kavram geliştirildi. “Öyle” dendi, “böyle” dendi sonunda unutulup gitti ama gidinceye kadar da işe yarayıp gündem doldurdu.

Şimdi de dış politika için benzer sloganlar atılıyor: Birlik içinde olalım.

İktidar partisi, “El Bab’a keyfimizden gitmedik; sınır güvenliğimizi sağlamak için gittik” diyor.

Muhalefet partisi ise “Sınırımız belli. Koruyacaksan sınırda kal ve koru. Sen El bab’a gidiyorsun! Ne işin var senin El Bab’da” diye soruyor.

İki zıt fikir!

Böyle bir çatal kazık yere çakılır mı?

Bir ve beraber olunacaksa, kimin yanında saf tutup da bir ve beraber olacağız? “Bizim” mi, “ötekilerin” mi?

 

Birlik ve beraberlik çağrısı

 

İktidar partisi bangır bangır bağırıyor, “Bugün sen ben yok. Biz varız” diye.

Muhalefet, “Bugünlere senin ‘biz ve ötekiler’ demenle gelindi. Şimdi nasıl olacak da biz olacağız” diye soruyor.

Türkiye alelacele bir kararla Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve Suriye’deki muhalif gruplara destek verdi. 15 gün içinde Emevi Camiinde sabah namazı kılma fikri vardı kafasında ve o vakte kadar Türkiye’ye gelse gelse 300 bin Suriyeli gelirdi. Ki, onları da alıp Şam’a kadar gitmek hiç de problem değildi. Müthiş bir zafer Türkiye’yi bekliyordu ve bu zaferin getireceği şan ve şerefi muhalefetle hangi parti paylaşırdı da Ak Parti paylaşacaktı? Dolayısıyla CHP ve MHP’nin fikri alınmadı. HDP zaten yok hükmündeydi.

Da…

Hiçbir şey beklendiği gibi olmadı.

 

TSK Suriyeli muhalifler için El Bab’da

 

İran ve Rusya’nın desteklediği Hizbullah Beşar Esad’ın yanında yer aldı ve onun ayakta kalmasını sağladı. Irak’taki IŞİD de Suriye’ye girmiş ve ÖSO ve o da muhalif gruba vurmaya başlamıştı. Sonuç malum; evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Türkiye’nin desteğiyle savaşa dâhil olan ÖSO ve Türkmen grupları başta olmak üzere birçok muhalif yalnız kalmıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bugün El bab’da ise Türkiye’deki muhalif partilerin talebiyle gitmedi oraya! Suriyeli muhaliflerin talebiyle Eb Bab’da.

Yiğidi öldür ama hakkını ver, derler. Türk muhalefetinin terör ve Suriye savaşı konusunda iktidara destek verdiğini ve dayanışma olgunluğu gösterdiğini de gözden kaçırmamak lazım.

 

Akıl ve sağduyu

 

Türk toplumu ikiye bölündü. Kabul edelim, ya da etmeyelim; iktidarın bilinçli olarak uyguladığı “Ötekileştirme” politikasının da önemli rolü oldu bu bölünmede.

Şimdi “seferberlik zamanı”, “birlik zamanı”, “tek yürek olma zamanı” da toplum geçmişte o kadar çok gerildi ki, iki yakanın bir araya gelmesi neredeyse imkânsız hale geldi.

Nasıl asker gereksizmiş gibi görünen eğitimi senelerce yapar ve günü geldiğinde de küçük bir hareket zafer kazanır. İşte her şey o zafer içindir. Belki de ülkenin varlık ya da yokluk günüdür o zafer ve yapılan bütün eğitimler, yorgunluklar ve harcamalar unutulur gider.

Birlik ve beraberlik de öyle; ihtiyaç duyulduğunda devreye sokulabilen bir sistem değildir. Vanayı çevirince akıl ve sağduyu belli bir yerde toplanmaz. Evveliyatının olması lazım: Onun için de senelerce birlik ve beraberliğe yatırım yapmak gerekir.

 

Var mı o yatırımınız?

BizGençler