Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Bu kadar din ağzıyla konuşmak doğru mudur?

Siyasetçi konuşurken “İnşallah”, “Maşallah”, “Allah’ın izniyle”“Elhamdülillah” gibi dini terimleri kullansın mı, kullanmasın mı? Soru bu.

 

Bir taraf “Kullanmasın” diyor ve Türkiye’nin İslam devleti olmadığını ileri sürüyor.

Diğer taraf, “Kullansın” diyor ve bu sözlerin Müslümanların dilek ve temennileri olduğunun altını çizip “Hatta bir yerde yemin etmiş sayılıyor ki, verdiği sözü tutacağını konusundaki taahhüdünü güçlendirmiş oluyor” diye destekliyor “Kullansın” sözünü.

Türkiye “İslam Devleti” mi, değil mi tartışması apayrı bir konu ve “İslami” terimlerin konuşulup konuşulmamasıyla uzaktan yakından alakası yok.

Bu kapı açılırsa, İslam’la alakası olmayan da kullanmaya başlıyor “İslami” tabirleri ve bu yolla gerçek yüzünü gizlemesi ve Müslümanları aldatması da mümkün olabiliyor. Geçmişte “Bakara makara” gibi birçok örneği görüldü bunun, uzatmaya gerek yok.

Şayet devlet adamı İslamiyet’in emrettiklerini yapacak, yasak ettiklerinden uzak duracaksa dursun. Hırsızlık, yolsuzluk yapmasın mesela. Kim ne diyebilir ki? Haaa, illa konuşacaksa konuşsun. Planını, projesini anlatsın. Diyeceklerini desin. Sonunda da “İnşallah”, “Maşallah”ı kullansın. Buna da kimse bir şey demez.

Amma velakin, her iki sözünden bir “İnşallah” yahut “Maşallah” ise o konuşmayı yapanın samimiyetinden şüphe edilir. Suiistimal ihtimali çok yüksektir çünkü bu konuşmanın. Akıllı insan suiistimalcilere fırsat vermez. Basiretli Müslüman bu oyuna gelmez.

Panayırlarda gösteri yapan sihirbazlar “Okus – pokus” deyip el çabukluğuyla insanları etkiler ve onların eğlenmesini sağlarlar. O sihirbazların “okus-pokus”larının yerine “İnşallah”, “Maşallah” terimlerini kullanan uyanıkların doğması, dinin saygınlığına halel getirir. İslamiyet’in yanlış anlaşılmasına sebep olur. Buna fırsat vermemek lazım. 

Eskiden “laiklik” terimlerini ısrarla ve ağızlarını yaya yaya kullananlar çoktu, şimdi de “dini” terimleri kullananlar çok. Haddinden fazla!

 

İsrail ve Mavi Marmara meselesi

 

İHH İnsani Yardım Vakfı, “Rotamız Filistin, Yükümüz İnsani Yardım” demiş ve 22 Mayıs 2010 günü Mavi Marmara gemisiyle Antalya Limanı’ndan denize açılmıştı. Geminin içinde birçok ülkeden gelmiş aktivistler de vardı.

2009 yılında “One Minute” resti çekilmiş, İsrail ile ara açılmıştı. Mavi Marmara bu gerginliğin tuzu biberi oldu.

Gazze’ye giden Mavi Marmara Gemisi İsrail askerlerinin saldırısına uğradı ve 9 aktivist hayatını kaybetti.

Altı sene sürdü gerginlik. Sonunda İsrail, Türkiye’nin  “Özür dile, hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat öde ve ambargoyu kaldır” şartlarını kabul etti ve Türkiye – İsrail mutabakatı imzalandı.

Her şey yolunda gidiyor ve iki ülke liderlerinin olumlu beyanatlar verdiği bir andı. İHH “Ambargo başka, abluka daha başka. İsrail Gazze ablukasını kaldırmadı. Filistin’in ticaret yapamıyor. İmzalanan mutabakat onlar bu hakkı vermedi” türü laflar edip gülücüklerin yüzlerde donup kalmasına neden oldu.

Anlaşma yapılmış. İki ülke arasındaki buzlar erimiş. Tatlı tatlı turizm, inşaat ve doğalgaz aktarımı konuşulurken İHH’ın sıktığı limon Erdoğan’ın yüzünü ekşitti, canını sıktı. “Zamanın başbakanına mı sordun kardeşim, Mavi Marmara’yı Gazze’ye götürürken” deyiverdi.  O gün başbakan kendisiydi. Mavi Marmara olayına destek verdiğini dünya alem biliyor, kendisi de gizlemiyordu. Hatta Ana Muhalefet Parti Lideri Kılıçdaroğlu “Yapmayın, etmeyin” deyince onu “İsrail ağzıyla konuşuyor” diye suçlayan da kendisiydi.

Tamam, dış politika: İki ülke arasında gerginlik de olur, anlaşma da. Bunu sorgulamanın âlemi yok, belki de. Hatta bazı şeylerin üstünün örtülmesine göz de yumulabilir. Olmuş, bitmiş.   

Bitmiyor işte. Kralcılar var. Onlar için iş daha yeni başlıyor! Erdoğan sütten çıkmış ak kaşık. İHH tu kaka! Ne gerek var buna? Taraflardan biri bir şey söylemiş, devletin başı ona haddini bildirmiş ve konu kapanmış. Niye deşiyorsun?

Deşmemek olur mu? Kafasını çıkarıp fotoğraf karesine girmesi, varlığını hatırlatması lazım. İşi o çünkü. İşini yapıp ödüllendirilmesi lazım.

İktidarın icraatlarını gözü kapalı onaylasın diye kurulan naylon araştırma şirketlerinden birinin genel koordinatörü “Hükümetin Mavi Marmara olayını tekrar gözden geçirdiği”ne dikkat çekiyor ve “Terk edilmişlik” duygusuna kapılan Gazze ve Hamas halkına ümit olduğunu söylüyor. Türkiye’nin Filistin halkının insani yardımı alabilmesi için İsrail’e yeniden baskı kuran pozisyona geçtiğini savunuyor.

Hadi buna da eyvallah ama belli ki hızını alamamış bizim goygoycu. “Mavi Marmara meselesinin birincil aktörlerinden biri olan İHH hiç kendi muhasebesini yapmıyor” diye buyuruyor! İHH’yı düşüncesizlik ve sorumsuzlukla suçluyor. Maksat belli: İHH gözden düşmüş gibi ya; “O kötüydü, ben iyiyim” demeye getiriyor. Olur a, bir ödül gelebilir!

Esas garip olan ne biliyor musunuz? Bu iki kurumun her ikisi de İktidarın goygoycusu. Aynı kaptan besleniyorlar yani. Fakat biri biraz gözden düşmeye görsün. Diğeri hemencecik onu itip yerine geçmenin yolunu arıyor. Ayıp değil mi?

 

Hükümdarın dalkavuğu

Vakti zamanında patlıcanı çok seven bir hükümdar varmış.

Bir gün dalkavuğuna “Patlıcan mübarek bir yiyecek” demiş.

Dalkavuk “Beli, Sultanım” cevabını vermiş. “Beli” kelimesi “iyi” anlamına da kullanılır; “Peki” ya da “Doğru” manasına da.

“Karnıyarıktan daha lezzetli bir yemek tanımıyorum.”

“Beli, Sultanım.”

“İmambayıldı da öyle…”

“Beli, Sultanım. Mutfak ekibiyle onun adını ‘Sultanımızbayıldı’ yaptık.”

Gel zaman git zaman hükümdar patlıcan yemez olmuş.

Hükümdar “Patılcan da yemek mi” diyor, dalkavuğu tasdik ediyor.

Hükümdar kötülüyor, dalkavuk onaylıyor.

En sonunda hükümdarın tası atmış ve “Bre melun” diye gürlemiş. “Sen nasıl bir dalkavuksun? Patlıcan iyi diyorum, tasdik ediyorsun! Kötü diyorum tasdik ediyorsun!”

“Bunda şaşacak bir şey yok, Hünkârım” diye sırıtmış, dalkavuk. “Ben patlıcanın değil, sizin dalkavuğunuzum.”

 

Mı Acaba?

 

Prof. Dr. Aziz Sancar “Amerika’nın Gururu: Muhteşem Göçmenler Listesine”  girmiş. Türkiye’de böyle bir liste yapsa mı acaba? Bu tür şeyleri sever de!

 

Osmangazi Köprüsü ile İstanbul – İzmir yolculuğu 78 kilometre kısalmış. Köprünün yolu kısaltmış olması mı, yoksa üzerinden ilk geçenin Erdoğan olması mı çok daha önemli acaba?

 

Adana Sabancı Camiinde Cuma hutbesi okunurken Mahmut Kılıçaraslan isimli kişi imamın elindeki mikrofonu alıp konuşmaya başlamış. Üzerinden sarkan kabloları gören cemaat “canlı bomba” diye bağırınca camide panik yaşanmış. Polisin etkisiz hale getirdiği Kılıçarslan “Tebliğ görevimi yaptım” demiş. Bu cesareti dini terimleri fazla kullanan siyasetçilerden mi alıyor acaba?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BizGençler