Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Çanakkale depremi bize Yörükleri tanıma fırsatı verdi

Çanakkale günlerdir depremle sallanıyor. Merkez üssü Ayvacık olan deprem 6 Şubat 2016 sabahından beri bölgeyi sallıyor. Bugün yine sallandı veyorgun binalar yıkıldı.

Ayvacık 6 Şubat günü 5.3 büyüklüğünde bir depremle sallanmıştı. Bugünkü deprem yine 5.3 büyüklüğündeydi ve aynı büyüklükteki depremin üçüncüsüydü. O günden bugüne binden fazla deprem gerçekleştir ve çoğu 4 ila 5 şiddetindeydi.

Bilim insanları 5.5 – 6 şiddetindeki depremlerde mal ve cana zarar gelmeyeceğinin altını kalın çizgilerle çiziyorlar.

Ayvacık ilçesine bağlı 24 yerleşim yerindeki binaların çoğu kerpiç ya da topraktan inşa edilmişti ve dolayısıyla bin 850 bina hasar gördü. Ki, çoğu yıkıldı bunların.

 

İnsan dokusu

 

O yörenin insanlarının tamamı Yörük’tür. Yörükler tabiatla iç içe yaşamaya alışkın insanlardır. Tabiatın parçası olan yağmur, kar, fırtına, dolu ve deprem. Hepsine razıdırlar o insanlar.  

Onlar tabiata âşıktırlar. Onlar mı tabiatın bir parçasıdır, tabiat mı onları bir parçasıdır söylemek zor ama kadınların giysileri rengârenktir. Başlarına yazmalar bağlar, yemeni örtünürler. Hâkim renk olan sarı, kırmızı, yeşil ve beyaz tabiatın rengidir.

Yörükler Toros Dağları’nda yaşarlar ve Kahramanmaraş’tan Çanakkale’ye kadar tüm dağlık bölgelerde varlardır. Genellikle hayvancılıkla geçinirler. Et ve süt beslenmelerinde önemli rol oynar. Ve tabii onlardan elde ettikleri ürünler. Yatağı hâlâ yün yatağıdır mesela. Yörük milleti, akşam ahırdaki hayvanların hışırtısıyla yatmaya, sabahları ise horozla uyanmaya hiçbir şeyi değişmezler.

 

Dağlar bizimdir

 

Söz buraya gelmişken Dadaloğlu’nun “Avşar elleri” şiirinin hikâyesini anlatmadan geçilmez.

Dadaloğlu 18’inci asırda yaşamış bir Yörük şairidir. Dağdan dağa seker ve Toroslardaki yerleşim bölgelerini dolaşıp şiirleriyle halkı coşturur.

O günlerde Çukurova’da tarım yapmak fikri vardır ve padişah dağdaki Yörüklerin ovaya inip tarım yapmasını ister. Bu isteğini fermana döker.

Padişah fermanı, karşı gelinmez ki. İniyorlar. Ovanın sıcağı, sineği daha o gün bunaltıyor Yörük insanını. Yörük, bir yolunu bulup dağa geri dönüyor. Onlarla baş edemeyen görevliler, dağdan inmelerini sağlamak için özel ordu kuruyorlar. Yine olmuyor ve Yörük ne yapıp edip dağa kaçıyor. İşte tam o kaçma döneminde Dadaloğlu;

 

“Hakkımızda devlet etmiş fermanı,
Ferman padişahın dağlar bizimdir.”

 

Dizelerini yazıp söylemiştir.

Yörük milleti dağın temiz havasına alışmıştır. Kayalara yaslanıp kaval çalmak, yıldızlara bakıp hayal kurmak, kuzuların zıplayışını seyretmek yetiyor ona.

Yörük insanı gururludur. Yardım yapacağım derken onların gururuyla oynamamak lazım.

Evleri sağlam olsaydı, hiçbiri depremde yıkılmazdı.

Kerpiçten inşa edilmiş basit evlerdi, yıkıldı.

 

Onlar bizim orijinimiz

 

Onların evleri yıkıldıktan sonra “80 milyon arkanızda” edebiyatı yapmanın anlamı yok. Yıkılan evlerin yerine depreme dayanıklı evler yapın ve onları kendi hallerine bırakın.

Deprem bize Yörükleri tanıma fırsatı verdi. Onlar bizi özümüz ve orijinal halimiz. Televizyon kanalları gidip çekimler yaptı. Onların o rengârenk hayatlarını yayımladılar. Kadınlarda ne makyaj var ne manikür ama onlarda öyle bir özgüven var ki, sanırsın oturduğu yerden dünyayı o yönetiyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

BizGençler