Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Diktatörler “canavar ruhlu” mudurlar?

Türk Dil Kurumu (TDK) “Diktatör"ü tarif ederken “Bütün siyasi yetkiyi kendinde toplamış bulunan kimse” ifadesini kullanıyor.

Diktatörler “Canavar Ruhlu” insanlar değillermiş yani. En belirgin özellikleri bütün siyasi yetkileri elinde toplamış olmalarıdır.

Diktatör olmalarının, yani tüm siyasi yetkileri ellerinde toplama heveslerinin altında, mahiyetindeki kişileri “yeteneksiz” ya da “yetersiz” bulmaları ve onlara “güven” duymamaları yatıyor.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne çıkışının üçüncü yıl dönümü münasebetiyle hazırlanan ve TRT1 ile NTV  kanalında yayınlanan programda Televizyon Yapımcısı Oğuz Haksever sordu, Cumhurbaşkanı Erdoğan cevapladı.

Haksever’in sorularından biri de Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Başbakanlık’tan alınıp Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmasıydı.

 

MİT neden Cumhurbaşkanı’na bağlandı?

 

Erdoğan şöyle cevapladı bu soruyu: “İstihbarattın başı, devletin başına birinci derecede bağlı olmazsa devlet hareket kabiliyetini kaybeder. İstihbarî bilgiler bize gelsin ki, biz de atmamız gereken adımları buna göre atalım.”

15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi’nin yaşandığı gece bilgiler Cumhurbaşkanı’na gelmemiş ve Erdoğan eniştesinden aldığı bilgilerle hareket etmek zorunda kalmıştı.

Bu açıdan bakınca, MİT’in Cumhurbaşkanı’na bağlanması oldukça makul görülüyor. Herhangi bir “güvensizlik” söz konusu değil yani. Başbakan Binali Yıldırım da zaten MİT’in Başbakanlık’tan alınıp Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmasını, “Bu meseleyi Başbakan’a güvensizlik gibi bir yoruma tabi tutmak iyi niyetten yoksundur” şeklinde değerlendirmişti.

De…

Cumhurbaşkanı’na sadece MİT bağlanmadı ki!

Başbakan… Kabine… Milletvekilleri… Parti teşkilatı Valiler… Kaymakamlar… Muhtarlar… Hâkim ve savcılar… Rektörler… Genelkurmay Başkanı… Kuvvet komutanları… Ve hatta STK Yöneticileri… Hepsi Cumhurbaşkanı’na bağlı…

 

Diktatörler de iyi niyetlidir?

 

Hâl böyle olunca diktatörlükten söz etmek ister istemez kaçınılmaz oluyor!

Cumhurbaşkanı’nın tüm organizasyonu kendi uhdesine alması elbette ki kötü niyetle bağdaştırılamaz. Hepsi iyi niyetle alınmış kararlardır. Ancak, burada çok nazik bir durum var; onu da göz ardı edemeyiz. Bütün yetkiyi eline bulunduran lider, işlerin hızlı yürümesi için elinde bulunduruyor değil mi? Mahkemelerin karar vermesini ve meselenin bürokratik işlemlerden geçmesini beklemek liderin tahammül edeceği bir durum değildir. Tahammül edebilseydi, zaten toplamazdı.

Her yetkiyi elinde bulunduran lider“havuç” ve “sopa” stratejisini kullanır. Başarılı olanları “havuç”la ödüllendirir, başarısız olanı ise “sopa” ile cezalandırır. Liderin bu durumu bazen “avantaj” gibi görünse de hem “dezavantaj”dır, hem de “zaaf”tır.

 

İran en yakın örneğidir!

 

“Dezavantaj”dır çünkü uzun vadede işlemez bu sistem.

“Zaaf”tır çünkü liderin bu zaafını bilen kişi ve kurumlar tüm sistemi atlayıp tepeye ulaşmaya ve tepe ile iş yapmanın yolunu aramaya başlarlar. Aradaki tüm demokratik kurum ve kuruluşlar kısa sürede birer ikişer devre dışı kalırlar.  

Bu sistemin beraberinde getirdiği “dezavantaj” ve “zaaf”ın dışında bir kötü yanı da diktatörlüğü kalıcı hale getirmesidir. Diktatörlüğe alışmış ve bağımlı hale gelmiş bir sistemi yeniden demokrasiye döndürmek ve Hukuk Devleti haline getirmek oldukça zordur. En yakın örneği İran’dır bunun.

 

BizGençler