Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

EGEMEN GÜÇLER TÜRKİYE'DEN NE İSTİYORLAR?

Son günlerde en çok işittiğimiz sözlerden biri de “Egemen güçler, Türkiye’nin bölgede güçlenmesini istemiyorlar” sözü oldu. Bu bir zincir aslında; “Dış mihraklar oyun oynuyor”, “Türkiye’ye diz çöktürmek istiyorlar”, “Döviz kurunda manipülasyon” şeklinde sıralanıp giden bir zincir.

De…

Bendeniz sadece egemen güçlerin “Türkiye’nin güçlenmesini istememe” durumuna temas etmekle yetineceğim.

Burada iç içe geçmiş olan üç aktör var aslında ve bu üç aktörün üçünü de mercek altına almakta fayda var.  Önce o aktörlerin kimler olduklarına bakalım.  1) Türkiye 2) Bölge 3) Egemen güçler.

Türkiye, bizim ülkemiz.

Bölge ise eski Osmanlı toprakları üzerinde kurulmuş Irak, Suriye, Mısır, Fas, Tunus, Cezayir ve Libya gibi irili ufaklı 60 küsur ülke.

Egemen güçler malum, Amerika, Rusya ve eskiden İngiltere’ydi, şimdi Almanya!

 

Türkiye gerçek devlettir

 

Türkiye Cumhuriyeti kim ne derse desin, bin yıllık bir devlet kültürüne sahip ve Osmanlı İmparatorluğu’nun tek varisidir. Egemenliği hazmetmiş, özgürlüğü içine sindirmiş, yönetim sistemi kurmuş, tebaasına adaletli davranmayı öğrenmiş ve hepsinden önemlisi de devlet yönetimini hukukla yoğurmuş bir genetik yapıdan söz ediyoruz yani. Maruz kaldığı her türlü entrikayı bastırma dirayeti göstermiş, muhatap olduğu saldırıları püskürtme basiretini ortaya koymuş sağlam bir yapıdır bu yapı.

Ülke ne kadar kötü yönetilirse yönetilsin, günün birinde bu genetik yapı öne çıkıyor ve yapılan yanlışların hepsini silip sistemi yeniden kuruyor.

Peki, bu “İmparatorluk varisi” ülke güçlü mü? Sözün sahibi “Güçlenmesini istemiyorlar” dediğine göre güçlü olmadığını o da kabul ediyor. Fakat “Güçlü olma isteği”ne de vurgu yapmayı ihmal etmiyor.

 

İstemekle güçlü olunur mu?

 

Kritik soru şu: Bu “güçlü olma isteği”nin kuvveden fiile geçmemesi hali hakikaten “Egemen güçlerin” engellemesinden mi, yoksa ülkeyi yönetenlerin “beceriksizlikler”inden mi kaynaklanıyor? Ya da her ikisi birden mi?

Teşhisi doğru konmamışsa, tedavinin başarı şansı sıfırdır!

Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 10 bin dolar seviyesinde. “Egemen güç” denilen ülkelerde ise bu rakam 40-50 bin dolardır. Türkiye’nin “iman gücü” olduğu inkâr edilmez bir gerçektir ama eğer fakirseniz “egemen güçler” geliyor, parayı bastırıp kardeşi kardeşe kırdırıyor ve borusunu öttürüyor. Bu şartlar gösteriyor ki, Türkiye ne yapıp edip ekonomik motivasyonunu arttırmadan güçlü olamaz!

2010 yılında ihracat patlamıştı

 

Bunun için de bölge ülkelerine ihtiyacı var. İşin garibi bölge ülkelerinin de Türkiye’ye ihtiyacı var.

Bir dönem Türk ihracatında müthiş bir patlama yaşanmıştı. Irak, Suriye, Mısır pazarlarının önemli rolü olmuştu bu patlamada. O günün Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “Sıfır Problem” adını verdiği bir formül ortaya attı. Türkiye komşularıyla “sıfır problem” yaşayacağı bir döneme girildiğinin müjdesini vermişti. Daha doğrusu vatandaş öyle algılamıştı bu sözü ama yanıldığını 3-5 sene sonra acı bir şekilde fark etti. Türkiye’nin problem yaşamadığı ülke yok gibi. En fenası da devam ediyor bu problemlerin hemen hepsi!

Türkiye’nin komşularıyla dayanışma içinde olması gerekiyor. Komşularının Türkiye’ye “abi” ve “hami” olması mümkün değil ama Türkiye onlara hem “abilik” yapabilir, hem de “hamilik.” O kültür Suriye ya da Irak’ta yok çünkü ama Türkiye’de var. Türkiye her şeye rağmen bir imparatorluğun varisi ve o imparatorluğun tüm genetik birikimi Türkiye’de.

 

Devekuşu politika

 

Laf biraz uzadı ama konu hassas. Her kelimeyi dikkatli seçip kullanma zarureti var. Türkiye’nin geçmişte uyguladığı “devekuşu” politikası çok eleştirilmişti. Ak Parti hükümetleri o duvarı yıktı ama çok acele etti. “Devekuşu”nda kaçarken “Fincancı katırları”na yakalandı ülke!

Türkiye ile komşuları “etle tırnak” gibidir; ayrılamazlar ama bu birlikteliğin çok soğukkanlı bir şekilde ve itidal içerisinde sürdürülmesi gerekiyor. Türkiye şayet bu itidali gösterebilirse, komşuları Türkiye’ye asla saygısızlık etmezler, edemezler.

“Egemen güçler”e gelince. Egemen güçlerin iyi niyetli birer dost oldukları söylenemez gayet tabii ama devletlerarasındaki dostluk mefhumu zaten menfaatle kaimdir. Menfaat devam ettiği müddetçe dostluk devam eder, bittiğinde de biter.  

 

İstikrarlı ittifak

 

Onun yolu da istikrarlı ittifaklardan geçer. Türkiye son 14 senenin 5 yılıAB, 5 yılıABD ile ittifak yaparak geçirdi. Son 4 yılda ise müttefiksiz yaşadı. Rusya ile müttefik haline gelmesinin daha senesi bile dolmadı. İran ise senelerden beri Rusya ile müttefik ve bu istikrarlı ittifak sayesinde ABD’den “ambargo” tavizini kopardı, Irak ve Suriye’deki etkinliğini pekiştirdi, Avrupa ülkeleri ile sayısız yatırım anlaşması yaptı.  

Biraz uzattım ama yazının kuyruğunu bağlama vakti geldi.

“Abi” demek “koruyup – kollayan” demektir. “Hami” ise “korunmaysa ihtiyacı olanın gelip yardım istediği kişi ya da kurum” demektir.  Türkiye itidali elden bırakmaz, vakarlı duruşunu sürdürme basireti gösterirse bölgenin “abi” ve “hamisi” olur. Bu durum “egemen güçler”in saygı duyduğu bir durum olur ve hiçbirisi Türkiye’nin kılına dokunamaz.

Fakat fevri davranmaya devam eder ve bugün kurduğu ittifakı yarın bozma alışkanlığı sürdürecek olursa herkesin öfkesini üzerine çektiği yetmezmiş gibi krizden krize sürüklenir.

 

 

 

 

BizGençler