Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Erdoğan hakkında bildiklerimiz ve bilmediklerimiz

Siyasi deha kabul edilen Recep Tayyip Erdoğan’ın doğrularının çok olduğu nasıl bir gerçekse,  bir o kadar da yanlışları olduğu başka bir gerçektir. O’nu daha iyi tanımak için siyasi yol haritasına kısaca bir göz atmakta fayda var.

1954 yılında doğan Erdoğan’ın gençlik yıllarında futbol ve siyaset iki önemli unsur olarak görülüyor, mesela.

1976 yılında Beyoğlu Gençlik Kolu Başkanlığı’na ve aynı yıl MSP İstanbul İl Başkanlığı’na seçildi. Bu arada askerlik görevini tamamlayan ve bir müddet ticaretle uğraşan Erdoğan, 12 Eylül İhtilali’nden sonra futbolu bıraktı, siyasi faaliyetlere de ara verip ticaretle iştigal etti.

 

Başarısız dönem!

 

 1983 yılında kurulan Refah Partisi ile birlikte siyasi hayatı yeniden başladı. Refah Partisi zaten 12 Eylül’de kapatılan Milli Selamet Partisi’nin (MSP) devamıydı.

Erdoğan 1984 yılında Refah Patisi Beyoğlu İlçe Başkanı, 1985 yılında ise İstanbul İl Başkanı ve MKYK Üyesi seçildi. 1986 Ara Seçimlerinde milletvekili adayı oldu, seçilemedi. 1989 yılında ise Beyoğlu Belediye Başkanlığı’na adaylığı koydu, orada da seçilemedi.

1989 yılı Genel Seçimlerinden Refah Partisi ikinci parti olarak çıktı. Erdoğan 1991 seçimlerinde tekrar milletvekili adayı oldu ve bu kez seçildi fakat “tercihli oy sistemi” nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu (YSK) O’nun milletvekilliğini iptal etti. Şans işte!

 

Şeytanın ayağı ne zaman kırıldı?

 

27 Mart 1994 tarihine kadar Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olarak görev yapan Recep Tayyip Erdoğan, partisi tarafından aday gösterildi ve 27 Mart 1994 günü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Şeytanın bacağı kırılmıştı!

Erdoğan hitabet gücü oldukça kuvvetli genç bir siyasetçiydi; 1990’lı yıllarda Şevki Yılmaz ve O, Fazilet Partisi’nin (FP) en etkili iki hatibiydi. Nerede bir toplantı olsa ya Erdoğan ya da Yılmaz o salonun konuşmacısı olurdu. Her ikisi de damardan girer ve dinleyenleri bir hamur gibi eritip istedikleri şekli verirlerdi.

Erdoğan’ın siyasi hayatında kimseye nasip olmayan tesadüfler yaşadı. Bunun adına kader, kısmet demek de mümkün; şans demek de mümkün. Hangi tanım kullanırsa kullanılsın, o tanım; Erdoğan’ın siyasi hayatında birçok şeyin onun lehinde geliştiği gerçeğini doğrulayacaktır.

 

Erdoğan’la gelen yağmur

 

Hitabet gücü onu partisi içinde belli bir yere taşımıştı. Belediye Başkanı adayı olduğunda İstanbul susuzluktan kırılıyordu ve Belediye Başkanı Nurettin Sözen sürekli “yağmur bombası” atmasına rağmen ne yağmur yağıyor, ne de yeraltı kaynaklarından su temin edilebiliyordu. Barajlar kurumuştu. Susuzlukla baş etmek isteyen ev ve işyerlerinin bodrum ve çatı katları fiberglas su depolarıyla dolmuştu. Su tankerleri artezyen kuyularından su taşıyor ve aldıkları para ile köşe oluyorlardı. Su deposu üreten firmalar da hayal edemeyecekleri kadar çok para kazanmışlardı.

Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu 27 Mart 1994 gününden sonra İstanbul yağış almaya başladı. Hikmet-i İlahi. Barajlar doldu. Daha sonraki dönemlerde su havzaları genişletildi, yeni barajlara bağlantı kuruldu ve yeni su kaynakları bulundu ve İstanbul’un su meselesi çözüldü.

 

4 aylık hapis çok işine yaradı

 

Erdoğan, 12 Aralık 1997 günü davetli gittiği Siirt’te miting esnasında okuduğu bir şiirden dolayı Diyarbakır DGM tarafından yargılanmaya başlandı. Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 Maddesinden “Halkı din ve ırk farkı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçu işlediği gerekçesiyle dört ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu cezasını 24 Temmuz 1999 tarihinde tamamladı.

Refah Partisi, 16 Ocak 1998 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış ve milletvekilleri bağımsız kalmışlardı. Yeni parti kurma çalışması sürecinde parti “Gelenekçiler” ve “Yenilikçiler” olarak ikiye ayrıldı. “Gelenekçiler” Recai Kutan’ın, “Yenilikçiler” ise Recep Tayyip Erdoğan’ın etrafında toplandılar. Recai Kutan Saadet Partisi’ni kurdu. Erdoğan’ın liderliğindeki “Yenilikçiler” ise 14 Ağustos 2001 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AK Parti) kurdular.

O günlerde iktidarda olan Bülent Ecevit başbakanlığındaki koalisyon hükümeti çok yıpranmış, yaşlanan Ecevit yürürken zorluk çeker hale gelmişti. Vatandaş Başbakanlığa yazar kasa, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ise Başbakan Ecevit’in suratına Anayasa kitapçığı fırlatmış ve koalisyon ortaklarından MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Erken Seçim” talebiyle hükümet istifa etmişti.

 

Merdiven basamaklarını hızla çıktı

 

3 Kasım 2002 tarihinde yapılan Genel Seçimlerde Recep Tayyip Erdoğan’ın Ak Parti’si oyların büyük bir çoğunluğunu almış ve tek başına iktidar olmuştu. Partisi iktidar olmuştu ama Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan Başbakan olamıyordu. Siyasi yasaklı olmasından dolay milletvekili seçilememişti çünkü. Abdullah Gül Ak Parti Hükümetinin ilk başbakanı oldu. Meclis tarafından yasağı kaldırılan Erdoğan, Siirt’ten seçime girdi ve milletvekili olur olmaz 59. Hükümet’i kurup Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı oldu.

Bir şiir Erdoğan’ın da Türkiye’nin de siyasi tarihini değiştirmiş ve yeni bir sürecin başlamasına yol açmıştı.

Her insan, hayatında birçok defa yol ayırımına gelmiş ve karar verme durumunda kalmıştır. Erdoğan için de geçerlidir bu durum. Her tercihi doğru çıkmış ve merdivenleri hızlı çıkmasına yaramıştır bu tercihler.

 

İnişe geçiş dönemi

 

Ne zamanki Fetullah Gülen hareketine bürokrasideki engelleri temizleme görevini verdi, işte o gün yanlışlar başladı. Kısa vadede hiç problem yoktu ama “hareket” hızlı bir şekilde yayıldı. Sadece bürokraside kalmayıp iş dünyasında da etkili olmaya başladı. Kamuda kadro ya da kamudan ihale almak isteyenlerin Fetullahçı Gruptan referans bulma şartı getirilmişti. Fetullahçı olmadan kamu kapısından içeri girmenin imkânı kalmamıştı!

Derken 17-25 Aralık olayları yaşandı ve “Hizmet Grubu” olarak lanse edilen Fetullahçılar birdenbire “Paralel Yapı” oluverdiler. 15 Temmuz’dan sonra da malum “FETÖ” oldu.

Erdoğan’ın yanlışları bununla da sınırlı değildi. Gezi Olaylarını da “Dış Mihraklar” ve onların piyonuolan “iç düşmanların” bir oyunu şeklinde değerlendirmiş ve vatandaşın bir kısmını yanına çekmişti ama karşı tarafın da birbirine kaynaşmasına vesile olmuştu. Erdoğan'ın en büyük yanlışı "din"i "siyaset"e malzeme yapmasıydı. Cemaatlerin ayarıyla oynadı, caminin ahengini bozdu. Bu durum uzun vadede kendisine olduğu gbi ülkeye de zarar vermeye başladı ki, bu zararın daha ne kadar geeniş alana yayılacağı bilinmiyor. 

 

Dış politikada yalnızlaşma

 

Avrupa Birliği’ne sırt çevirip Amerika ile Ortadoğu’ya dalışı da fevri bir kararın sonucuydu. Üç-beş sene sürmedi ki, ABD ile de ters düştü. Rusya ile inişli çıkışlı gidişin nereye varacağını tahmin etmek oldukça zor. Onun şimdilerde “Ey Almanya” ya da “Ey Avrupa” diye kükremesi iç politikada işe yarıyorsa da dış politikada Türkiye’yi yalnızlaştırıyor.

Daha başka yanlışlar da saymak mümkün ama demek istediğimi anlatmam için bu kadarı yeter de artar bile. Daha fazlasını saymama gerek yok. Siz de sayabilirsiniz zaten.

Erdoğan’ın doğruları nasıl kendisini ve Türkiye’yi yukarı taşımışsa yanlışları da aynı şekilde inişe geçirdi. Çıkış uzun bir sürede olmuştu, iniş de uzun bir sürede oluyor ama oluyor.

Enflasyon, yüksek faiz, işsizlik ve doğrudan yabancı yatırımcının gelmemesi hep o yanlışların sonucu. Erdoğan’ın da üç zarf hazırlama vakti geliyor yani!

 

 

 

 

 

BizGençler