Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Erdoğan’ın hitabet yeteneği hakkında ne biliyorsunuz?

Her toplum, “tezahürat edeceği” veya “ilham alacağı” birine ya da bir şeye ihtiyaç duyar. İnsanlar, bu ihtiyaçlarını futbol, voleybol, basketbol gibi toplu oynanan, ya da tenis gibi ferdi oynanan sporlarla karşılıyorlar. Tiyatro, sinema ve konser gibi sanat etkinlikleri de öyle. Sanatseverler, beğendikleri sanatçıyı avuç içleri acıyıncaya kadar alkışlayıp tezahürat yapıyor ve rahatlıyorlar.

Türk toplumu fazla ezik olduğu için tezahüratı da fazlasıyla abartılı oluyor tabii. Hepimizin yakınında fanatik kişi vardır. Takımı için ölür onlar! Herkesten önce tribünde yerine almak ve takımının atkısını taşımak onun hayatıdır! Taşkınlığı çoktur bu taraftarın. Maç başlar başlamaz kendi takımına tezahürat yapmaya başlar. Her takımın amigosu vardır; taraftarın toplu tezahürat yapmasını sağlar onlar. Ah bir de aşırı taşkınlık olmasa! Sıralar kırılmasa, hakaret içeren sözler sarf etmese ama burası Türkiye; yok öyle!

Spor gösterilerinin ya da sanat etkinlilerinin tezahürat ve ilgi celp etmesi kendiliğinden olmuyor tabii. Sporcular uzun süre antrenman ve sanatçılar ise prova yapıyorlar. Ayrıca, sayısız teknik kullanılıyor. 

Ya siyaset?

Esas taraftar siyasette vardır. Siyasetçi ile seçmen arasında hiçbir akit olmamasına rağmen, vatandaş kendisine idol yaptığı lideri sever, ona hayranlık duyar ve tezahüratta bulunur. Liderinden ilham alır.

Liderler, toplumun bu ihtiyacını bildikleri için kendileri yahut da lideri oldukları parti hakkında hikâyeler anlatarak onların hayal gücünü cezbederler.

Türkiye’de en iyi hikâye anlatan lider Recep Tayyip Erdoğan’dır. “Hapis yattığını” ya da “hor görüldüğünü” öyle etkili bir hikâyeye dönüştürdü ki, milyonlarca kişi peşine takıldı. Erdoğan’ın hikâye anlatmakta inkârı mümkün olmayan bir başarısı vardır. Nasıl başarılı olmasın ki? Söylediği her şeyi inanarak söylüyor bir kere! Dolayısıyla sözü ve hareketleri birbirini tamamlıyor. Hitabette bu çok önemli bir unsurdur. Hatip eğer söylediklerine inanmıyorsa, hareketleri tuhaf olacaktır ve sözleriyle bütünlük arz etmeyecektir. Yalanını ele verecektir yani.

Vatandaşın bir başka özelliği de etraftaki olaylardan bağımsız olarak, bir çınar gibi hâlâ güçlü duran birine saygı duymasıdır. Şartlar ne kadar kötü olursa olsun, liderinin kontrolü elde tutacağına ilişkin kuvvetli bir his uyandırması gerekir. Erdoğan odak noktası olmayı her hâlükârda sürdürebiliyor. Bu da onu başarılı yapıyor.

Erdoğan, astlarına güven aşılamayı da biliyor. Bir defa karar vermişse, yanlış dahi olsa o kararının arkasında duruyor ve bu davranışı, ekibinin ona bağlı kalmasını sağlıyor.  

Erdoğan bugün Kızılcahamam Kampı’nda yaptığı konuşmada öyle ifadeler kullandı ki, onu dinleyenin kendisini “hain” gözüyle görmemesi imkânsızdır. İçinde en ufak bir “acaba” sorusu taşıyan yerin dibine girmiştir mutlaka!  Erdoğan, “2 ayda toparlandık” derken o kadar inandırıcıydı ki, etrafımdaki kişilerin suçluluk duygusuyla büzüldüklerini gördüm. Erdoğan ısrarla “dış güçler” derken o kadar emindi ki, “ekonomik savaş”ın getirdiği dalganın geri püskürtüldüğünü kabul etmekten başka bir şey yoktu!

Erdoğan, “Bakan arkadaşlara talimat verdim. McKinsey ile danışmanlık anlaşmasını yapmayacaklar” deyince, herkesin ağzından O’nun “Ne gerek var? Kendimiz yaparız” sözü döküldü.

Bu etkili konuşmayı dinleyenin “Madem gerek yoktu, Berat Albayrak niye ihtiyaç duydu” diye sorması mümkün mü?

Erdoğan’ın bir başka özelliği de din temasını çok iyi işlemesidir. “Her iki kişiden biri bize oy veriyor” diyor ya, o bir kişi, Erdoğan’ın “Türkiye’nin İslam’ın merkezi ve lideridir” sözüne şeksiz şüphesiz inanıyor. Hatta “İslam’ın Erdoğan sayesinde dünyaya hâkim olacağını” kabul etmiş durumda!

Erdoğan’a muhalefet etmek isteyenin O’nun bu taktiklerini bilip ona göre strateji geliştirmesi lazım.

 

BizGençler