Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Erdoğan muktedir oldu da ne oldu?

Sene 2003: Recep Tayyip Erdoğan’ın Ak Parti’si  “iktidar” olmuştu ama “muktedir” olamamıştı. Güç onun elinde değildi yani.

Aslında bu durum Ak Parti’ye mahsus bir durum değildi. Geçmiş hükümetler de yaşamıştı aynı güçlüğü! Türk siyaseti sayısız “güç savaşları”na sahne olmuştur. İsmet İnönü’den tutun da Tansu Çiller’e kadar hemen her başbakan vermiştir bu savaşı! Tansu Çiller mesela. Davul onda tokmak başkasındaydı. Siyasetin 40 senesine damgasını vuran Süleyman Demirel dahi verdi o savaşı. Buna rağmen her defasında küllerinden doğma başarrısı gösterdi ve altı defa gitti, yedi defa geldi! En ağırını Turgut Özal yaşadı; Kenan Evren’in karşısında bir tek takla atmadığı kalmıştı!

Erdoğan da ilk başlarda çok sıkıntı çekti. Fakat zaman içerisinde kendi etrafında sağlam bir elit tabaka oluşturdu. Onları bürokratlar izledi. Daha sonra kendi medyası oldu. Parti teşkilatları da güçlenince Ak Parti “muktedir” olmaya başladı. Ki, Diyanet İşleri Teşkilatı da destek verince Erdoğan’ın gücü arttı. Dini cemaatler de halkaya dâhil olunca Erdoğan’ın gücü iyice arttı. Son dönemlerde muhtarları da halkaya dâhil eden Erdoğan çok kalın bir zırha bürünmüş oldu. Top atsan işlemez oldu.

 

Ödül de var ceza da

 

Erdoğan, kendisine sahip çıkanı sahiplendi, sahip çıkmayanı ise sahipsiz bıraktı. Onun bu stratejisi etrafında oluşan halkaları netleştirdi. Sevenlerinin arasında çürük elma kalmadı. Erdoğan, kendisine karşı olanlara ve aleyhinde faaliyet gösterenlere ceza verme hususunda da çok katı davrandı. Kimseye tolerans göstermedi. İşi bittiğinde en yakınını dahi sistem dışına atmakta tereddüt göstermedi.

Erdoğan’ın kabuğu kalınlaştı artık. Üzerinde zırh üstüne zırh var. Erdoğan herhangi bir tehdide maruz olduğunda bu zırh katmanları kapanıyor ve her türlü tehdide karşı koruyor onu.

Erdoğan’a muhalefet yapanın, onun şahsına saldırmasının hiçbir faydası yoktur. Böyle bir teşebbüs ona zarar değil, fayda verir. Onu kuşatan kalede gedik açmak yerine surların daha da kalınlaşmasını sağlar.

Erdoğan Kalesi’nde gedik açmak isteyenler akıllandı. En dıştaki surlara saldırıyorlar.

 

 

Erdoğan kahraman mı?

 

Ak Parti’nin 15 yıllık iktidarı döneminde dış politikada başarılı olduğu söylenemez. Karşılıklı menfaat koridoru açtığı hiçbir ülke yok! Erdoğan önce “Avrupa Birliği” dedi. Oradan ayrılıp ABD ile kol kola girdi. Fakat ne hikmetse ondan da koptu. AB’den Şanghay İşbirliği Örgütü’ne kadar geniş ir yay çizdi. Ardından Rusya ile flörte başladı. Gitti geldi. Hâlâ da devam ediyor bu gelgitler. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da sayısız hatalar yaptı.

Türk toplumu bunların hepsinin farkında aslında ama Erdoğan’ın dik duruşunu ve dikine konuşmalarını sevdi. Kompleksten kurtulma diye adlandırılabilir bu durum. Türk toplumu, ezik yaşadı. Siyasetçilerin ezikliği de buna ilave edilince toplum komplekse girdi.

Erdoğan’ın “Ey Almanya… Ey Almanya… Ey AB” demesi vatandaşın hoşuna gitti. Kompleksten kurtardı onları. Sözde de olsa etkili oldu bu meydan okuma. Dik duruş, dik duruştu. Erdoğan’ın dik duruşu ona heybet kazandırdı. Mehter Marşı çaldı. Erdoğan kükredi. Vatandaş gazını attı.  Eh, ondan iyisi Şam’da kayısıydı.

Eski hükümetlerin “Yurtt sulh, cihanda sulh” politikası kimseye bir şey kazandırmamıştı. Erdoğan’ın “Sıfır sorun” deyip Ortadoğu dahil birçok ülkede at koşturması da bir işe yaramamıştı ama Erdoğan’ın “Ey Almanya…. Ey Amerika…” demesi hoştu.

Erdoğan, dış ülkelerle ilişkileri iç politika malzemesi yaptı. Onun bu davranışı Türkiye’nin içe kapanmasına neden olduğu gibi Türkiye reform kararı almakta zorlanmaya da başladı. 2000’li yıllarda “AB kriteri” deniyor ve birçok kanun üst üste çıkarılıyordu. Madem AB tu kakaydı, onun kriterine ne gerek vardı? Almanya mademki “Ey Almanya’ydı”; yatırımcısını alsın başına çarpsındı!

 

FETÖ nedir?

 

Türkiye Fetullah Gülen hareketiyle seneler önce tanıştı. Onların farklı bir itikada mensup olduğunu bilen biliyor ve onlardan hem kendileri uzak duruyor, hem de yakınlarını uyarıp onların da uzak durmasını sağlıyorlardı. Ak Parti İktidarı o “muktedir” olma döneminde bu cemaati etkili ve yetkili kıldı. O günkü adı “Hizmet”ti. El üstünde taşındı. Devlet ile iş yapabilmek için bu grubun referansı gerekiyordu. Onların kartvizitini getiren işe alınıyordu. Derken 17-25 Aralık olayı yaşandı: Sene 2013. O gün Ak Parti ile Fetullah Gülen Cemaati’nin tüm bağları koptu. “Hizmet” hareketinin adı “Paralel Yapı”e çıktı. Ardından 15 Temmuz Darbe Girişimi yaşandı ve “Paralel Yapı”in adı “FETÖ” oldu. On binlerce kamu görevlisi açığa alındı. Hapishaneler FETÖ’cü dolu. Hadi “FETÖ” yeni diyelim; “Paralel Yapı” dört senedir var. Siyasi olarak bu gruba mensup olanlara “hain”, “satılmış”, “şerefsiz”, “işbirlikçi” dendi. Daha doğrusu Ak Parti öyle dedi. Bunların hepsi mümkün ama siyasetin dediğini yasa niye demedi? Demiyor? Hukuk neden işlemiyor? Bir ülkenin birliğine, dirliğine kast eden olur da senelerce sürüncemede bırakılır mı? Mahkemelerin kurulması, suçluların en ağır cezayı alması gerekmez mi?

Türkiye’de korku ve endişe yaygınlaşmaya başladı. FETÖCÜ damgası yememek için insanlar her türlü maddi fedakârlığı yapıyor, yapmaya hazır bekliyorlar. Bu FETÖ olayı kontrolden çıkmaya başladı. Bir nev’i tehdit unsuru oldu. Devletin buna izin vermemesi lazım. Türkiye “Ergenekon” ve “Balyoz” davalarından dolayı çok büyük tazminatlar ödedi. Bir de FETÖ için ödemesin! 

 

 

 

 

BizGençler