Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

ERDOĞAN, PUTİN ve TRUMP; ÜÇÜ DE BASKICI!

Gerçi 8 Kasım 2016 Kasım günü gerçekleşen sürpriz ABD Başkalık seçiminden bu yana hep konuşuluyor ama gelişmelere bakıp önümüzdeki günlerde de “Erdoğan, Trump ve Putin” karakterlerinin benzeyen, benzemeyen yanlarının konuşulmasına devam edileceğini söylemek mümkün.

Peki, nedir benzeyen benzemeyen yanları?

Her üç lider de statükoyu sevmiyor bir kere. Hatta statükoya karşı savaş açmış oldukları için takdir ediliyor ve seviliyorlar.

Putin 2000 yılında iktidara geldi, Erdoğan 2002 yılında. Her ikisi de halkı tarafından seviliyor ve uzun zamandır iktidardalar.

Putin’iniktidara geldiği dönemde yaptığı ilk iş; Rus halkının “milliyetçi” yanına hitap etmek oldu. Onların “Rus” olmaktan dolayı övünür hale gelmelerini sağladı.

Erdoğan da Türk halkı“manevi” tarafına seslenmekle başladı işe ve onların “dindar” olmalarından dolayı gururlanmalarına zemin hazırladı.

 

Şanslı dönem

 

Putin iktidara geldiğinde tüm dünyada petrol fiyatları oldukça yükselmişti ve Putin bu şansı iyi kullandı. O dönem Rusya’da yatırım dönemi oldu.

Erdoğan’ın şansı ise o 2000’li yıllarda dünyada yaşanan para bolluğu ve düşük faizdi. Tüm gelişmekte olan ülkeler gibi Türkiye de o bolluğu yaşadı ve eline geçen fırsatı yatırıma dönüştürdü. Erdoğan sağlık, ulaştırma ve eğitim alanlarında ciddi hizmet yatırımlarına imza attı.

 

Demokrasi

 

Putin’in demokrasi konusunda cömert davrandığı pek söylenemez. Onun iktidarı döneminde Rusya’da gelişen demokrasi “kontrollü” demokrasiydi. Sovyetler Birliği döneminde hiç olmayan demokrasinin “kontrollü” de olsa var olması Rus halkını mutlu etmiş ve geleceğe ümitle bakmalarını sağlamıştı.

Erdoğan iktidara geldiği ilk dönemlerde “demokrasi” sözcüğünü ağzından hiç düşürmüyordu. Hedefinde Avrupa Demokrasi’si vardı ve o dönemde AB Kriterlerine uygun reformlar peş peşe geldi. Fakat bir müddet sonra Türkiye’de de “kontrollü demokrasi” uygulaması kendini hissettirmeye başladı.

Aralarında nüans farkı olsa da hem Erdoğan, hem Putin “Senin ne kadar demokrasiye ihtiyacın olduğuna ben karar veririm” anlamına gelen mesajlar verdiler halklarına.

 

Sporcu lider

 

Putin judocu, Erdoğan futbolcu. Sporcu olmak onların hızlı karar verme yeteneklerini geliştirmişti. Pratik yanları oldukça fazlaydı. Putin de, Erdoğan da enerji deposuydu. Çok çalışkanlar ve yorulmak nedir bilmiyorlardı. Ekiplerini de iyi çalıştırıyorlardı.

Putin KGB’nin en tepesine çıkmış istihbaratçıydı. Erdoğan ise hatipti. Sahip olduğu güçlü hitabet yeteneği onu görev aldığı partilerde de, kendi partisinde de zirveye taşımıştı.

 

Dış politika

 

Rusya, Putin’in uyguladığı yayılmacı politikalar sayesinde önemli genişlemeler kaydetti.  Şanghay İş Birliği Örgütü rüzgârını ardına alıp ABD karşısında güçlü bir blok oluşturdu. Suriye’de tek söz sahibi ülke konumuna geldi.

Ukrayna, Ermenistan ve İran ile gerçekleştirdiği ittifaklar sayesinde Türkiye’nin kuzey ve doğu komşusu oldu. En son Suriye hamlesi ile hem Akdeniz’e açılan koridora yerleşti, hem de Türkiye’nin güney komşusu oldu.  

Türkiye adeta Rusya’nın avcuna düştü!

Erdoğan’ın da dış politika birçok hamlesi oldu fakat göz doldurucu bir performans sergilediği söylenemez.

 

Trump tarzı

 

Putin Avrupa’ya karşı bir kere “petrol” kozunu kullanarak, onları “doğalgaz vermemekle” tehdit ettiyse de başka zaman aynı kozu kullanmadı.  Erdoğan ise hem içeride hem dışarıda “tehditler” savurmaktan geri durmadı.

ABD’nin çiçeği burnundaki Başkanı Donald Trump da tehdit ediyor ama onun yöntemi farklı. Vergi oranlarını arttıracağını söyleyerek tehdit ediyor mesela. Ki, Amerikan kültürüne uygun bir yöntemdir bu.  Erdoğan ise çizgi dışına çıkanları “terörist” ya da “hain” ilan etmekle korkutuyor ve öyle yargılayacakları hususunda tehditler savuruyor. Erdoğan’ın izlediği yol da aslında Türk toplumunun kültürüne tamı tamına uyan bir yoldur. Türkiye’de “terör” var ve “hain” eylemler yapılıyor. Türk halkı “terör”le yatıyor, “terör”le kalkıyor yani.

 

İki örnek

 

Erdoğan son günlerde döviz kurlarında yaşanan hızlı yükselişi rasyonel sebeplere dayandırdı ve finans sektörüne seslenirken “Acımasız parayı kullananları ben ekonomik terör estiriyorlar diye vasıflandırıyorum” ifadesini kullandı. Bankalara kredi uyarısında bulunurken de “Kredi musluğunu açmayan karşısında beni bulur” dedi.

Trump ise otomotiv sektörüne yönelik açıklamalar yaparken “Başka ülkede ürettiğiniz otomobilleri Amerika’da satmak isterseniz sizden yüzde 35 daha fazla vergi alırım” ifadesini kullandı. Alman otomobil üreticilerinede bir sözü vardı: “Amerika’da Amerika markalarından çok Alman markalı otomobil var. Buna müsaade edemeyiz.”

Almanlar hemen cevap verdi: “Bizim gibi kaliteli araç üretemiyorsanız, kabahat bizim mi?”

Almanlar Trump’a anında cevap verdi ama Türk finans ve bankacılık sektör temsilcilerinin böyle bir şansları yok. Sessiz kalıp dar alanda top çevirmeye çalışmaktan başka yapacakları da yok.

 

Milli gelir

 

Trump’ı seçen ABD halkı ona, kişi başına düşen 45 bin dolar milli geliri arttırması için oy verdi. Türk ve Rus halkları ise 11 bin doları arttırması için oy verdi Erdoğan ve Putin’e.

Bu talepleri karşılamanın tek yolu yeni kaynaklar bulmak ve yatırımlar yapmaktır. “Dört bir yanımız düşmanla çevrili” ya da “Dış mihraklar bizim güçlenmemizi istemiyorlar” demekle asla yapılmaz bu, kat’a yapılmaz!

 

 

 

 

 

BizGençler