Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Gazeteci, gazeteciğini yapsın!

Ediz Hun, Göksel Arsoy, Tamer Yiğit, Kadir İnanır, Ayhan Işık benim çocukluğumun jönleriydi.  Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Filiz Akın ise sevilen kadın oyunculardı. Bir de “kötü adam”lar vardı; Ahmet Tarık Tekçe, Erol Taş, Behçet Nacar, Danyal Topatan gibi. Bakmayın siz onlara “kötü adam” dendiğine; hepsi de yufka yürekli insanlardı ama kötü adam rolünü tercih etmişlerdi.

Seyirci “rol”den anlamazdı. Erol Taş Ediz Hun’a hareket yapmaya görsün, taşlardı onu. Ya da Behçet Nacar, hele bir Filiz Akın’a yan baksın; anında yerdi taşı. O “yenge”ydi ve ailenin namusu sayılırdı!

Yazlık sinemalarda çok olurdu bu taşlama olayı. Kapalı salonlarda yuhalama ve sinkaflı sözler, yazlık sinemalarda taş ve sopa! Arada bir silahını çekip “dan – dan – dan” ateş edenler olurdu tabii!

Aynı taşkınlığı “futbol” ve “parti” taraftarları arasında da görmek mümkündü. Ölümle biten münakaşalar yaşanırdı.

 

Siyasi olgunluğa eremedik maalesef!

 

Türk seyircisi film seyretme kültürünü geliştirdi; medeni bir şekilde sinemaya gidiyor, filmi seyredip çıkıyor. Futbol taraftarları arasındaki taşkınlıklar da nispeten törpülendi, tribünlere kadın seyircilerin gelmesi centilmen seyirci sayısını arttırdı. Hele voleybol ve basketbol da çok daha fazla o centilmen sayısı. Fakat siyasi taraftarlarda hiçbir gelişme olmadı! Onlar at gözlüklerini çıkarmadılar hiç!

Partisine toz kondurmuyor adam. Küçücük bir eleştiriye dahi tahammülü yok. Kendisi gibi düşünmeyen kişilerin yüzünü görmek istemiyor. Önce yollar ayrıldı, sonra mahalleler!

Hâlbuki en fazla konuşulması gereken mesele, siyasi meseledir. İktidar partisinin yaptığı hataların faturası, taraftar olsun olmasın vatandaşın tamamını çıkıyor çünkü.

Eleştirenlerin en başında da medyanın gelmesi gerekir. Medya onun için vardır zaten. Görevidir yani.  Fakat ne hikmetse medya; eleştirmeyi bir kenara bıraktı, savunuyor. Bir kısmı üstüne vazifeymiş gibi düpedüz savunuyor, bir kısmı ise fütursuzca saldırıyor. İkisi de yanlış, ikisi de zararlı. Medyanın “savunmak” ya da “saldırmak” gibi bir görevi yoktur!

 

Yaptığını tanıtmak isteyen reklamla tanıtsın

 

Medya halkın avukatıdır. Hakkını savunamayan gariban vatandaşın hakkını medya savunur. Onların güçlüler tarafından ezilmesini önlemek medyanın görevidir.

İktidarlar güçlüdür. Devleti arkalarına alıp suiistimal yapmaları dahi ihtimal dâhilindedir. Bu ihtimalin vukua gelmesi ancak medya denetimi ile mümkündür.  Medyaya boşuna “dördüncü kuvvet” denmemiştir. Yargı, yasama ve yürütmeden sonra medya gelir.

Hâkim ve savcıların iktidarın güdümüne girmesi halinde yargı nasıl yara alırsa, medyanın görevini yapmaması durumunda da aynı bozulma yaşanır, dengeler bozulur.

 

Gazeteci iktidar sözcüsü olamaz

 

Tanıdığım gazeteciler var. İktidarı öyle güçlü savunuyorlar ki, şaşıyorum. O arkadaşların cemaziyelevvelini bilirim. Hiç de söylediği gibi düşünmüyor ama söylüyor. “İktidarı savunmak için kendisini paralamış olması lazım” diyorum onun o gayretini gördükçe.

İktidarın gazeteciler tarafından savunulmasını hiç doğru bulmuyorum. Tarafsız olması gereken bir kurumun üyesi kalkıp da iktidarı savunma eylemine girmişse, her şeyden önce kendisine duyulan güveni suiistimal ediyor demektir ki, yolsuzluk yapmakla arasında hiç fark yoktur bu eylemin.

İktidarın yaptığı faydalı icraatları dahi medya mensubu ballandıra ballandıra anlatamaz. Partinin birçok organı var, onlar anlatsınlar. Şimdilerde bunun tam tersi vaki oluyor. Televizyon kanallarındaki açık oturumlara ve tartışma programlarına parti mensupları değil de gazeteciler katılıyor ve hükümet sözcüsüymüş gibi çatır çatır iktidarı savunuyorlar. Ne günlere kaldık! Onların o hailini görünce mesleğim adına utanıyorum.

Şirketlerin ve iktidarların kendilerini anlatmak ve yaptıkları faydalı işleri vatandaşa duyurmak için müracaat edecekleri sayısız araçlar vardır. Reklam da bunlardan birisidir. Verir parayı, anlatır meramını. Şayet gazeteci “Parayı bana ver, tanıtımını ben yapayım” diyorsa – ki öyle bir ihtimal de yok değil – çok kalitesiz bir iş yapıyor demektir.

 

Ülke bölündü!

 

Türkiye’de “düşman kardeşler”in sayısı arttıysa bunda medyanın rolü büyüktür. Elbette ki ana sorumlu iktidardır ama medyanın suçu da göz ardı edilemez. Hatta toplumun bu tür yanlış dayanışmaya hoşgörü göstermesi de cesaretlendirmektedir hem iktidarı, hem de medya mensuplarını ama unutmamak lazım ki, bunun hiç ama hiç kimseye faydası yoktur. Cebini doldurmak isteyen meşru yoldan doldursun. Vatandaşın iyi niyetini suiistimal ederek cep doldurulmaz!

Vatandaşın “Benim partim de benim partim” demekten, kendi partisini savunuyor diye yanlış iş yapanlara alkış tutmaktan vazgeçmesi lazımdır.

Türkiye’nin bölünüp parçalanmaya tahammülü yoktur ama toplum ikiye bölündü ve uçlara taşındı.

Eğer ekonominin büyümesi isteniyorsa, bu bölünmenin olmaması lazımdır. Ülkede istikrar olacaksa bu bölünmenin yaşanmaması lazımdır. Türkiye bölgede lider olacaksa, bu bölünmenin ortadan kalması lazımdır.

Birbirini anlayıp dinlemeyen insanlar nasıl yol alabilirler? El birliği ile iş yapmayanlar nasıl güçlü olabilirler? Ortak aklı kullanmayanlar nasıl çağı yakalayabilirler?

 

 

BizGençler