Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Hak yerini bulsun

 

 

Adettendir, taksiye binen şoförle sohbet eder. Pek de hoş olur. Piyasa hakkında bilgi alışverişi yapılır bir kere. Olup bitenler değerlendirilir. Benim taksi şoförü “Ben bu işten hiçbir şey anlamadım beyim” diye başladı söze. “Bir tarafta cemaat var” dedi sırtındaki yükün ağırlığını dengelemek istercesine omzunu silkelerken. “Öbür tarafta ise vatandaşının üzerine tank süren, kalabalıklara ateş açan, F-16’larla Meclis’i vuran gözü dönmüş caniler var.”

Belli ki yaşananlara bir anlam veremiyordu.

Vites değiştirirken “Allah’tan tek bir dileğim var, beyim” dedi. “Suçsuz olanlar ceza görmesin, suçu olanlar ise en ağır ceza ne ise onunla cezalandırılsın!”

Taksi şoförünün dilek ve temennileri Türk toplumunun dilek ve temennilerinin bir yansımasıydı aslında da “suçlu” ile “suçsuz”u birbirinden ayırt etmek pek de öyle kolay bir iş değil; o nasıl olacak?

Vakit alacakaranlığın etkili olduğu tan vaktidir. “Ak” ile “kara”yı birbirinden ayırmanın zor olduğu bir vakit yani. Elbette ki imkânsız değil ama çok dikkatli olunursa anca ayrılabilir.

On binlerce insan tutuklandı. Bir kısmı görevden el çektirildi. İşyerlerine kayyum tayin edildi. Bazı vakıf ve derneklerin faaliyetlerine son verildi.

Ülkenin birlik ve dirliğini tehdit eden topluma zarar veren kişi ve kurumların bertaraf edilmesi ve cezalandırılması elbette ki gereklidir ve yapılmalıdır.

Ancak dönüp dönüp sorulan bir soru var; o da şu: Herkesin “Hah” deyip rahatlayacağı ve “Hak yerini buldu” diyerek gönlünü ferahlatacağı bir yargılama için ne gibi yol ve yöntem uygulanacak? Toplumun “ceza”dan önce bu “kriter”lerin yerinde olduğundan emin olması gerekiyor.

 

Ahıska Türkleri

 

Dünyanın en çileli toplumlarından biri de hiç şüphe yoktur ki, Ahıska Türkleridir. Bilhassa Bolşevik Rusya’daki hayatları onlara zehir olmuştur.

Hitler’in yönettiği Alman Ordusu 1941 yılında Polonya’yı geçmiş Estonya, Letonya, Litvanya, Moldova, Beyaz Rusya, Ukrayna‘yı işgal etmiş ve Moskova’ya saldırı hazırlığı yapmaya başlamıştı. Almanlar ele geçirdikleri şehir hapishanelerinin Ahıska Türkleriyle dolu olduğunu gördüler.  Onları çıkarıp Alman askerlerini hapse koydular ve Ahıska Türklerini o hapishanelere nöbetçi diktiler. Ahıska Türkleri hapisten, Almanlar da Rus askerlerinin başına kendi askerlerinden nöbetçi dikip sayılarının azalmasından kurtuldular.

Alman Ordusu, Moskova’ya girdi ama ele geçiremedi. Savaşı kaybetmişti. Geri çekilmeye başladı. Ahıska Türklerinin durumu ne olacaktı? Almanlar geri çekiliyordu. Bu kez Ruslar onları tekrar hapsetmekle yetinmez, öldürürlerdi! Onlar yapabilecekleri tek şeyi yapıp geri çekilen Alman Ordusu’nun peşine takıldılar ve ta Polonya’ya kadar geldiler. Bir kısmı yolda öldü, bir kısmı Avrupa topraklarında öldü. Bir kısmı da uzun müzakereler sonucu Türkiye’ye kabul edildi.

 

Ahıska Türkü Türk’tü Türk kaldı

 

Ahıska Türkleri Türklükleriyle iftihar eden bir millettir ve özlerinden asla taviz vermemişlerdir. Onların bu ketumluğu Bolşevik Rusya’nın korkulu rüyası olmuştu. Ahıska Türklerini Rusya’nın en ücra köşelerine sürgün ettiler. Trenlere yükleyip onlar vagonlarda ölünceye kadar uzun süren yolculuklara çıkardılar. Ahıska Türkü öldü ama Ahıska Türkü kaldı.

 

Liyakat ama neye göre?

 

Darbe teşebbüsünün hemen ardından hâkim, savcı, asker, öğretmen, akademisyen birçok bürokrat açığa alındı. Sayıları on binleri bulan bu bürokratların yargılanmaları nasıl zor ise onların yerine tayin edilecek kişilerin seçimi de o kadar zor. Titizlik istiyor.

Arzu edilen elbette ki bu alımların belli bir liyakat kriteri ile gerçekleştirilmesi. De… o liyakatin tarifi yapılmış mı? Tayini yapacak olan kişi kötü niyetli olsa dahi onun o kötü düşüncesini yansıtmadan atama yapmasını sağlayan bir sistem kurulabilecek mi?

 

Cemaat nedir?

 

Türk Dil Kurumu (TDK) cemaat ismini “İnsan kalabalığı, topluluk” diye tarif ediyor. Dini tarifini ise “Bir imama uyup namaz kılan kişiler” şeklinde açıklıyor.

Her insan öyle ya da böyle bir cemaatin üyesidir. Dini olduğu kadar siyasi, sosyal, mesleki cemaatler de vardır çünkü. Atatürkçülük de bir cemaattir neticede; Tayyipçilik de.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz 20 bin öğretmen alınacağını açıkladı. Eğer bu öğretmenler cemaatçi olduklarına bakılıp ona göre alınacak olursa, tek bir öğretmenin ataması mümkün olamaz. Dolayısıyla mülakatta dikkate alınacak kriter ne olacaktır? İş cemaat işi haline dönüştürülürse Atatürkçü “En doğru liyakat bende” diyecektir. Tayyipçi ise “Hayır, bende” diye itiraz edecektir.  

Eğitim, yargı, adalet, asker, polis gibi kamu hizmeti yapan kişilerin vizyon ve liyakati ne olacak?  Bir de bu hizmeti veren Milli Eğitim, Sağlık, Emniyet, Ordu, Mahkeme gibi kurumların kriteri var: O ne olacak?

 

Milli İrade

 

Türk toplumu darbe girişiminin hemen ardında “Demokrasi” dedi, “Milli İrade” dedi ve tamamı Türk bayrağı altında toplandı. Çok doğru birlik beraberlik mesajları verildi. Bu birlik ve beraberlik duygusunun büyümesinin toplumun tek arzusu olduğunu iyi görmek lazım... Bu arzunun gelişmesi, birlik ve beraberliğin pekişmesi, gerçekleştirilecek olan bu “Yargılama” ve “Atama” süreçlerinde pekâlâ mümkün. Bu fırsatı da göz ardı etmemek lazım.    

 

Liderlerde düşen görev

 

Son olaylarda parti liderleri de çok ciddi bir sınavdan geçtiler. Birlik beraberlik mesajı verdiler, yatıştırıcı açıklama yaptılar, darbeye karşı durup demokrasinin yanında yer aldılar.

Onlardan elbette ki bir partide toplanıp orada siyaset yapmaları beklenmiyor ama bundan sonraki mesajlarına dikkat etmeleri gerekiyor. Toplumun huzura ihtiyacı var. Bölünmüş ve parçalanmış olmak ne ülkeye yakışıyor, ne de insanlar bunu içlerine sindirebiliyorlar.

 

 

 

 

 

 

BizGençler