Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Hiçbir devlet adamı ülkesi batsın istemez

Günü henüz belli olmadı ama iktidar da muhalefet de referandum startı verdi. Sloganlar da belirginleşiyor.

Ak Parti “Terörün önlenmesi”ne ve “ekonomik büyüme”ye vurgu yapıyor.

Meydanlara çıkacağı açıklanan Cumhurbaşkanı Erdoğan “Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Recep Tayyip Erdoğan’ın meselesi değil, ‘Büyük Türkiye’ olma meselesidir” ifadesini kullandı.

Başbakan Binali Yıldırım ise bu meselenin “Türkiye’nin çağ atlama meselesi” olduğunun altını çizdi.

Referandumda “evet” oyu isteyen Ak Parti özetle; “Evet deyin; Türkiye ekonomik büyüme sürecine girsin ve çağ atlasın” diyor.

CHP ve diğer “Hayır”cılar ise “Türkiye tek kişiye teslim edilemez” diye seslendiği seçmene, “Referandumda demokrasi oylanacak” mesajı veriyor ve oylarını ona göre kullanmalarını istiyor.

 

Atışmalar

 

Sazlar ele alındı yani ve atışmalar başladı:

CHP “Bu bir rejim meselesi” diyor. Ak Parti “1923 yılında cumhuriyet kuruldu ve rejim o gün değişti. Türkiye cumhuriyet demokratik, laik ve özgürlükçü bir hukuk devletidir” diye cevap veriyor.

CHP “Türkiye ‘Tek Adamlığa’ sürükleniyor” diye itiraz ediyor. Ak Parti “Tam aksine Türkiye güçler ayrılığının tam uygulandığı bir konuma getiriliyor” diye cevaplıyor CHP’nin bu itirazını.

 

Şirketi iflas etmiş iş adamı!

 

Siz hiç şirketinin iflas edip batmasını isteyen iş adamı duydunuz mu?

Hiçbir iş adamı istemez bunu ama şirketi iflas etmiş birçok iş adamı vardır. Ömrünü verdiği, büyümesi için gecesini gündüzüne kattığı, gerektiğinde günlerce uykusuz kaldığı şirket elinden kayıyor ve iflas edip gidiyor.

İflas sürecine girmiş şirketlerde yaşanan en belirgin psikoloji şudur: İflastan hemen önce her şey sütlimanmış gibi bir hava eser. Küçük bir hamleyle her şeyin düzeleceği kanaati hâkim olur. İş adamı kararını verir ve evini, otomobilini, hatta eşinin ziynetini satarak o hamleyi yapar ama delik o kadar büyümüştür ki, atılan tüm parayı anında yutar ve yine o karanlık günlere girilir.

 

Ülkesi iflas etmiş lider!

 

Ülkesinin kötüye gitmesini isteyen lider olmaz. Atatürk, İsmet Paşa, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ve tabii Recep Tayyip Erdoğan… Bu liderlerin hiçbirisi yönettikleri ülkenin iflas etmesini istememişlerdir. Fakat onların istememesine rağmen ülke bazılarının döneminde iflasın eşiğine gelmiştir.

İşte o noktaya gelip de “Bana bir dönem daha yetki verin, her şeyi güllük gülistanlık yapayım” diyen liderlerin varlığını hepimiz biliyoruz. İsimlerini saymaya gerek yok, konu o değil çünkü. Konu psikoloji. Ülkenin yönetimi elinden kayan lider, “Bir fırsat daha” der. “Bana bir fırsat verin, her şeyi düzelteyim!”

 

Son bir fırsat psikolojisi

 

Peki, iş adamında ya da siyasi lider de görülen bu psikoloji nasıl geliyor? Biraz da ona bakalım.

Şirketleri iflas ettiren ya da ülkeyi iflas noktasına taşıyan birçok nedeni vardır ama en bariz olanlarından biri, “Ben bilirim”ciliktir hiç şüphesiz.

İş adamları şirketlerinin kendi kontrollerinde olmasını isterler. Dolayısıyla kurum kimliğinin gelişmesine pek izin vermezler.  Dolaysıyla profesyonel bir yapıya geçilemez o şirkette.

Gün gelir şirket krize girer. Kendine güvenen iş adamı o kadar bilgi ve birikimine rağmen şirketini iflastan kurtaramaz.

 

Dış mihrak!

 

Ülkeler için de gerelidir bu durum. Başbakan uzun süre iktidarda kalmışsa dünyayı tanıma imkânı bulur. Liderlerin zayıf ve güçlü yanlarını öğrenir ve kendini yeniler. O artık her şeyi biliyordur. Danışmana gerek duymaz. Hızlı karar vermek ve hızlı sonuç almak ister. Bürokrasiyi hatta hukuku dahi dinlemez. Ülkenin kurum kimliği onu ırgalamaz. Görev dağılımından anladığı kendi talimatlarının anında yapılmasıdır. Yapan yapar, yapmayan gider!

Her şey birbirine girmiş, yıkım başlamıştır ama o fark etmez bunları. Fark ettiğinde de iş işten geçmiş olur. Yıkımın gerçekleştiğini gören liderlerin ortak sözü hep şöyledir: “Dış mihraklar bizim büyümemizi istemedi. Dış düşmanla işbirliği yapan bürokrasi ayak sürüdü! Hepsi hain!”

 

 

 

BizGençler