Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

İnsanın kendisini dolandırana kurtarıcı gözüyle bakması doğru mudur?

Son günlerde soygun maksadıyla kurulan o kadar çok şirket ve şebeke ortaya çıktı ki, şaşırmamak elde değil. Çiftlik Bank, Tavuk Bank, Anadolu Farm, Elit Çiftlik, Birlik ve Beraberlik, Aysun Bank vs.

Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkçi, bu maksatla kurulmuş şirket ve temsilcilik nezdinde inceleme yapıldığını ve denetimi tamamlanan 30 firmanın 19’unda piramit sistemi olduğu sonucuna varıldığını bildirmişti. Sayı her geçen gün artıyor.

Bu soyguncu şirketlerin ortak özelliklerini şöyle sıralamak mümkün:

1)      Güven telkin eden bir yüz

2)      Piramit satış sistemi

3)      Yüzde 100’lere kadar çıkan Ponzi vaatleri

4)      Titan Saadet Zinciri

5)      Zincir koptu mu kaç!

 

Bir de bu soyguncuların tuzağına düşenler var. Onların özelliği ne peki?

1)      Çabuk ikna oluyor

2)      Yakınını da ikna ediyor

3)      Aldatıldığı söylendiğinde dahi o dolandırıldığına inanmayıp o kişilere kumpas kurulduğunu iddia ediyor

4)      Sırra kadem basan dolandırıcının geri geleceğine ve parasını misliye ödeyeceğine inanmaya devam ediyor

5)      O kişilerin kendisini dolandırıldığına kesin ikna olunca, orada kaybettiğini kazanacak başka bir dolandırıcı aramaya başlıyor

 

Şaşılacak bir durum değil mi? Tencere kapak hikâyesi. Birbirlerini buluyorlar ve sistem işliyor.

Bir de siyasi ayağı var bu işin. O da aynı sistem!

Bir parti çıkıyor mesela; dinden imandan söz edip gökteki yıldızları vaat ediyor. Dini bütün insanları dünya lideri yapacağı sözünü veriyor. Düşman gösterdiği “laikleri” inlerinden çıkarmayacağının altını çiziyor. Onların camileri ahır yaptığını iddia ediyor ve oyları toplayıp iktidar koltuğuna oturuyor. Biri bir şey diyecek olursa, o partiye oy veren seçmen o sözün sahibini “hain” olmakla suçluyor ve dindar diye bildiği partiye sadakatini sürdürüyor.

Tersi de mümkün tabii. Laik olduğunu iddia eden parti “Atatürk”ten, “Cumhuriyet”ten, “Demokrasi”den, “Özgürlük”ten dem vuruyor ve oyları silip süpürüyor. Onun seçmeni de oldukça samimi ve partisinin kendisini aldatmayacağından adı gibi emin!

Hâlbuki her şeyin bir ölçüsü var değil mi? Bugün ülkeler bile yüzde 5 oranında bir büyüme gerçekleştirdiğinde davul çalıp şenlikler düzenliyor. Yüzde 10 kazanan şirket bu başarısını yedi düvele duyurmak için gazetelere ilan veriyor. Birisinin yüzde 100 kâr vaadinde bulunduğu takdirde onun o tatlı ve şirin laflara sarıp sunduğu parlak vaatlerine hemen sarılmak doğru mudur?

Müslüman kişi için söz bir tek “İmanlı bir Müslüman” olduğunu söylemek için gerekli… Diğer tarafı sözünden çok haline bakara anlaşılır. Her saniye Allah, peygamber demesine gerek yok yani.  Müslüman vakarlı olur, yalan söylemez, insanları aldatmaz, kul hakkı yememeye dikkat eder, özü sözü birdir. Onun bu halini görüp peşinden giden pişman olmaz. Ama bire bin katan bir kişiye de “Çok parada haram, çok lafta yalan vardır” ölçüsüyle bakması gerekmez mi?

“Demokrasi”, “özgürlük”, “insan hakları”, “eşitlik” gibi mefhumlar elbette ki çok değerlidir ve toplumların vazgeçilmezidir herbiris. Bunu da “söylediklerini içine sindirmiş mi” diye sorgulamak lazım gelmez mi?

 

BizGençler