Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

İş yeri sahibi olmak çileli iştir

Bir şirketin kâr etmesi aklın gereği olduğu gibi kanunun da emridir. Kâr edilir de vergi verilmez mi? Verilir tabii. Kimi Gelir Vergisi verir, kimi Kurumlar Vergisi. Kimi de her ikisini.

 

Muhtasar ve SGK Beyannamesi vermek de kanun emridir. Emlak, Çevre Temizlik Vergisi ödemeden olur mu? Olmaz. İşletmelerin titiz bir muhasebecisi olsun ki, bütün bu işlemleri vaktinde yapsın ve ceza yemesin!

Muhasebeci bedava iş yapacak değil herhalde. Firmanın her ay muhasebecisine belli bir ücret ödemesi gerekiyor.

Muhasebeciyle kalsa iyi: İşyeri doktoru var birde. Ona da ödeme yapması lazım.

Hadi onu da yaptı diyelim. İşyeri güvenliğini ne yapacaksın? İşyeri Güvenlik uzmanı istihdam etmek de kanun emridir. O da para istiyor!

Muhasebeci, doktor, işyeri güvenliği uzmanı elbette ki faydalıdır. Elbette ki gereklidir ama para? “İşyeri o kadar para kazınıyor mu” diyen yok. Ver! Ver! Ver!

İşletmenin olmazsa olmazlarından biri de avukattır: Her işletmenin bir hukuk danışmanının olması lazım. O da para!

Hadi bunları buldu buluşturdu denkleştirdi diyelim. Bitmiyor ki!

Firma ya esnaf odasına kayıt yaptırmalı, ya ticaret veya sanayi odasına. Bu odaların aidatı da aidattır hani; can yakar!

Bordrolu çalışan kişi için aybaşı gelmek bilmez. 30 gün olur sana, 30 sene; bekle Allah bekle.

İşveren için ise öyle hızlıdır ki. Göz açıp kapayıncaya kadar geçiverir o 30 gün!

Bu ödemeler az kazansın, çok kazansın her işletmenin ödemesi gereken ödemelerdir.

Bu ağır yükün altından ancak güçlü firmalar kalkabiliyor. Zayıflar ise kaybolup gidiyor.

Bir işletmenin yaşayabilmesi için güçlü olması lazım yani. Bu gücü elde etmek için ya küçük işletmelerin birleşmesi, ya da kendilerine finans gücü olan ortak bulmaları lazım.

“Küçük olsun, benim olsun” devri bitti, bitiyor.

Ha, hepten mi bitti? Değil tabii. Ülkenin taşınmaz mallarının yüzde 40’ını hâlâ kamu elinde bulunduruyor.

İktidarların gücü de o taşınmazlar.

Bir firmaya “Bana siyasi destek ver, ben de sana gayrimenkul vereyim” teklifinde bulunabiliyor. Siyasi liderlerin “Kazan kazan” dedikleri sistem bu aslında.

Bir de ülkenin gerçeği var; oda şu: Firmaların katma değeri yüksek ürün üretmesi ve ülkenin “Orta Gelir Tuzağı”ndan çıkması lazım. Bu gerçeği göz ardı eden vebal altındadır. İster siyasetçi olsun, ister iş adamı!

 Hele çalışanların kıdem ve ihbar tazminatlarına tenezzül eden işveren çok büyük vebal altındadır. Ona destek veren iktidarlar da tabii.

Kalkınmış ülkeler, katma değeri yüksek ürün üreterek toplumlarının refah seviyelerini yükseltmişlerdir. Türkiye ise "ucuz işçilik" sisteminin cazibesine kapılmış ve işçi haklarına göz diker olmuştur. Bu yol doğru bir yol değildir! 

 

 

 

 

 

BizGençler