Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

İstanbul Boğazı’nın renklerini bilir misiniz?

İstanbul gördükçe sevilen, tanıdıkça hayran olunan, anladıkça saygı duyulan bir şehirdir. Roma, Latin, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına baş şehirlik yapmış olan bu kent, çok renkli zengin sosyal hayatlara da ev sahipliği yapmış; her birisinin ihtişamını belleğine nakşetmiştir.

Bilhassa Boğaz. Boğaz’ın Osmanlı İmparatorluğu döneminde oldukça müstesna bir yeri vardır. Fethin gerçekleştiği 1453 yılından önceki Bizans Dönemi’nde şehirden uzak birkaç küçük balıkçı köyleri ve terk edilmiş manastırların bulunduğu bir arazi parçasından ibaret olan Boğaz, Osmanlılar tarafından mamur hale getirilmiş ve dünyada eşi, emsali bulunmayan birbirinden güzel kasır ve yalılarla süslemiştir.

Bu yalı ve kasırların kimlere ait olduğunu anlatmadan önce yalı ve köşk (kasır) neye denir, onu izah etmekte fayda var.

Yalı, suyu yalayan kâşanelere denir. Köşk ise suyla irtibatı olmayan malikânedir. Eğer boyutları küçük ise sahilhane, büyük ise sahilsaray denir. Köşk ve yalı malikleri aynı zamanda bahçe ve çevreyle de meşgul olmuşlar ve görenleri hayran bırakan kendine has güzelliğe sahip “Türk Bahçesi” tarzı ve üslûbu oluşturmuşlardır. Yalı ve köşklerin arkalarındaki yamaç ve dağlarda koruluk denilen ormanlar bu güzellikleri süslemişlerdir.

 

Çiçeklerin rengi

 

 

Boğaziçi kültürü; erguvan, mor salkım, manolya gibi bitkileri, bülbülü, balığı, mehtabı ve kasrı ile kendisine dünya kültürleri arasında güzide bir yer edinmiştir.

Boğaziçi yalıları iki katı aşmayan narin binalar olarak tasarlanmış ve inşa edilmişlerdir.  

Boğaziçi, Sultan III. Ahmet zamanında şehirleşmeye başlamış, yaz kış oturulan köylerin dışındaki yerler sayfiye yerleri olarak kullanılmıştır. Fakat evveliyatı da vardır: Yıldırım Beyazıt 1395 yılında Anadolu Hisarı’nı, Fatih Sultan M ehmet ise 1452 yılında Rumeli Hisarı’nı inşa ederek Boğaz trafiğini kontrol altına almışlardır.

 

Yalıların kimliği

 

 

Boğaziçi yalılarını şu ana başlıklar altında toplamak mümkündür.

1)      Bizzat padişah sarayları (Dolmabahçe, Beylerbeyi, Çırağan, Küçüksu Kasrı).

2)      Sultan ve şehzade sahil sarayları (Feriye gibi).

3)      Vezirlere ve devlet ricaline ait saraylar.

4)      Üst kademedeki memur sarayları.

5)      Tüccar ve esnaf evleri (Boğaz sahillerine pek yaklaşmazlardı).

6)      Reaya yalıları. Bunlar daha çok sarraf ve bankerlere ait yalılardır. Çoğu Tarabya, Arnavutköy, Yeniköy ve Kandilli civarındadır. Reaya demek, askeri olmayan çiftçi ve tacir Müslüman ve gayrimüslim demektir.

Boğaziçi’nde dileyen dilediği yere köşk ya da yalı inşa edemezdi. Sadece hanedan mensupları istedikleri yerde yalı, köşk, kaşane saray yaptırabilirlerdi. Ki, onların da kendi içlerinde bir protokolleri vardı.

Hanedan mensupları daha çok Beşiktaş, Ortaköy ve Kuruçeşme sahillerini tercih etmişlerdi. Sadrazam ve vezirler Bebek’te, İlmiye sınıfı Rumelihisarı’nda, gayrimüslimler Arnavutköy ve Kuzguncuk’ta, Avrupalı diplomatlar ile zengin Rum ve Ermeniler ise Yeniköy, Tarabya ve Büyükdere’de otururlardı.

Anadolu Yakası ulaşım zorluğu nedeniyle daha az tercih edilmişti. 19. Yüzyıl ortalarında çalışmaya başlayan Şirket-i Hayriye vapurlarıyla Sarıyer ve Beykoz'a kadar yapılaşma başladı. 

 

Köşklerin rengi

 

 

“Aşı rengi” denilen kırmızı yalılar devlet mensubu olanların, açık renkli yalılar Müslümanların, gri renkli yalılar ise gayrimüslimlerin yalılarıydı.

Bu bilgileri Ziya Burcuoğlu’nun yazıp, İhlas Vakfı’nın yayınladığı  “Boğaziçi’ne Yolculuk” isimli kitaptan aldım. Kitap, Boğaziçi’ndeki saray, yalı ve köşkler hakkında çok faydalı bilgiler veriyor.

Boğaz’a gidip arkanıza yaslanarak o muhteşem manzarayı seyrederken; tarihi yaşamak, ya da vapur yolculuğu yaparken Boğaz’ı anlamak istiyorsanız o rehber kitabı mutlaka okuyun. Boğaz’ın tadı işte o zaman bir başka oluyor.

 

 

 

 

 

BizGençler