Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

İstanbul'un fethinin 564. yılı çok sönük kutlandı

Türkiye bugün (29 Mayıs 2017) İstanbul’un fethinin 564. Yılını kutladı. “Türkiye” dediysem, tamamı değil ha; bir kısmı. Bir kısım Türk vatandaşı “Niye fethin kutlaması yapılıyor” diyor ve hiç kutlanmamasını istiyor. Bir kısmı da kutluyor ama sadece “dini” pencereden bakıp kutluyor.

İstanbul’un fethinde din gayretinin rolü olduğu inkârı kabil olmayan bir gerçektir. Osmanlı’dan önce birçok Müslüman devlet “Konstantiniye’nin elbette fethedileceği”nin müjdesini almış ve “Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir” hadis-i şerifi ile metholunan komutan olmak için Konstantinopolis şehrini kuşatmıştı ama o şerefe Fatih Sultan Mehmet nail oldu.

İstanbul’un fethinde Fatih Sultan Mehmet’in “askeri dehası” elbette ki işe yaramıştır. Osmanlı’nın o dönemde kullanmaya başladığı ateşli silahların önemli rolü oldu mutlaka ama İstanbul’un fethi sadece bunlarla sınırlı değildir.

Fethi emreden Peygamberimizin ve o emri ifa eden Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinde “askeri” maksadın ötesinde  “siyasi”, “sosyal” ve “iktisadi” hedefleri de vardı. Çağ açıp çağ kapayan bu fethin dünya “sanat”ına ve hatta “mimarisi”ne etkisinin olduğunu söylemek hiç de abartılı olmaz.

Fethin sadece “din” ile sınırlı tutulması bu olayın dünyaya mal edilmesini engellemiştir. Bu durum, bırakın dünyayı, ülkede dahi tüm toplumun kutladığı bir fetih olmasına mani olmuştur. Böylesine büyük bir hadiseyi “vizyon” eksikliği nedeniyle küçültmüş ve bir avuç insanın hatırlayıp kutladığı bir mesele haline getirmiş olmanın vebalini taşıyoruz sırtımızda!..

Dünya tarihçileri, entelektüelleri, akademisyenleri İstanbul hakkında sayısız kitap yazdı. Şairler şiirlerinde andılar İstanbul’u. Sanatçılar müziklerinde İstanbul’u terennüm etmenin hazzını yaşadı. Romancılar İstanbul’u anlatmanın ayrıcalığına kavuştu. Türk toplumu olarak biz ise bu muhteşem şehrin kıymetini bilemedik.  İstanbul hakkında gerekli araştırmayı yapamadığımız yetmiyormuş gibi başkalarını yaptığı araştırmalara da kulağımızı tıkadık.

 

 Fatih Sultan Mehmet’in fermanı

 

Hâlbuki basit olaylarda dahi çok tutarlı mantığın izini görürüz. Anadolu’dan getirilen nüfus meselesi mesela:

İstanbul 1453 yılındafethedilmişti ama ne Türk, ne Müslüman nüfus vardı. Konya ve Aksaray başta olmak üzere Anadolu şehirlerinden getirilen aileler İstanbul’un çeşitli semtlerine yerleştirildi. Hatta bugünün Aksaray semti o gün Aksaray’dan getirilen ailelerin yerleştirildiği semttir.

Anadolu’dan gelen aileler tamamen yerleştikten sonra Fatih Sultan Mehmet “Şu büyüklükte konuta yerleşen şu kadar, bu büyüklükte konuta yerleşen bu kadar vergi ödeyecek” diye bir ferman yayınlıyor.

Ferman padişah fermanı; uymak lazım: Herkes vergisini ödeyebileceği konuta taşınıp yerli yerine yerleşince padişah bir ferman daha yayınlıyor ve “Her kim ne vergi ödeyecekse affettim” diyor.

Herkes şaşkın!

“Madem affedecektiniz, niye koydunuz o vergiyi?”

Padişah tebessüm ederek; “O gün o vergiyi koymam lazımdı” deyip şu açıklamayı yapıyor:

“Anadolu’dan gelen aileler gelişigüzel yerleşmişlerdi. Takdir ettiğim vergiyi dahi ödeyemeyen aile ileride o evin bakımını nasıl yapardı? Fermanla birlikte herkes vergisini ödeyebileceği eve taşındı ve böylece meskenlerin bakımı garanti altına alınmış oldu.”

 

 

 

  

BizGençler