Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Kahraman lider, ilizyonist şeyh

Zengin ülkelerin düşman sayısı çok olsa da zarar görmeleri az oluyor.  Amerika mesela. Dünyadaki 200 küsur ülke arasında ABD’ye düşman olmayan ülke yok denecek kadar azdır ama kimse ona zarar veremiyor.  

 

Fakir ülkelerde ise durum tam tersidir. Onların düşman sayısı az olmasına rağmen zarar görmeleri çok oluyor.  Sayıları çok ise de zarar gören ülkelere Ermenistan’ı örnek gösterip geçelim.

Zarar meselesi, zarar vermek isteyenin gücünden ziyade zarara muhatap olanın güçsüzlüğüyle ilgili bir meseledir. Bünyesi zayıf olan insanlar nasıl her mikroptan kolayca etkileniyorsa güçsüz ülkeler de her saldırıdan etkileniyorlar ve sosyal patlamalarla çalkalanıp duruyorlar.

Hiçbir iktidar ülkelerinin küçük ülke olduğunu kabul etmez. Onlar iktidara geldiğinde küçük olduğunu belki itiraf ederler ama diktikleri gökdelenlerle ülkelerinin en büyük ülkeler arasına girdiğini söylerler göğüslerini kabarta kabarta!..

İşin en acı tarafı ise bu kabarma halinin sadece liderlerin kasım kasım kasılmasıyla sınırlı kalmamasıdır. Şeyh bozuntuları da kendilerine bir övgü alanı açarlar. Uçar, savaşlara gider,  zaferler kazanırlar. Müridlerine "harika" şeyler gösterir, ilizyon yaparlar. Fetullah Gülen de o ilizyonistlerden biriymiş; tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı bu. 

Türkiye bu iki imtihandan da geçmiştir. Geçmektedir.

Türkiye lâfla gelişemez, güçlü olamaz ve sürdürülebilir bir büyüme sağlayamaz!

Yaşadıklarımız bize bu gerçeği gösterdi.

 

Karnın zil çalarken etkili olamazsın

 

Bir ülkenin darbe girişimlerinden uzak olması da özgürlük sınırlarının geniş olması da ekonomik gücüne bağlıdır. Refah seviyesi yüksek olan ülkelerde darbe olmayacağı gibi dış baskılara karşı da mukavimdir.

Ülkelerin dış saldırılara karşı mukavemetli, iç karışıklıklara karşı dayanıklı olmasının tek şartı ekonomik güce sahip olmasıdır.

Kişi başına düşen milli geliri 10 bin dolar ve altında olan ülkeler her türlü iç ve dış tehditlere açık olmasına rağmen 20 – 30 bin dolar olan ülkelerde darbe ihtimali ve dış güç etkisi yok ya da düşük etkili olmaktadır.

Türkiye’nin iç karışıklıklardan, darbe girişimlerinden dış güçlerin saldırılarından kendini koruması için ekonomik güce kavuşması lazım.

Bu da müteşebbislerle olur.

Müteşebbis sanayi yatırımı yapar, hizmet sektöründe faaliyet gösterir, katma değeri yüksek ürün üretir, istihdama katkı verir ve dolayısıyla ülke kalkınır.  Kişi başına düşen milli gelir oranının artmasıyla birlikte toplumun demokrasi anlayışı gelişir, sahiplenme duygusu artar ve kendini günlük maceralardan uzak tutar.

Hükümet, 15 Temmuz 2016 günü darbe teşebbüsünde bulunan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile ilişkisi olduğu iddia edilen sekiz bin şirketi incelemeye alıyor. Çok hassas bir konu: Bütün dünya soluğunu kesti bu incelemeyi takip ediyor.

Yargılamaların çok hızlı yapılması gerekiyor.  Hem müteşebbisin yılgınlığa düşmemesi için önemli bu, hem de yurt dışındaki finans kuruluşlarının ve doğrudan yatırım yapma niyetindeki firmaların ikna edilmesinden dolayı önemli.

 

Üç güç

 

Ülkelerin etkili olmaları için “siyasi”, “iktisadi” ve “askeri” gücünün olması lazım. Almanya’nın “siyasi” ve “iktisadi” gücü tartışılmayacak kadar fazla olmasına rağmen “askeri” gücü yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla dünya politikalarında yeteri kadar etkili olamamaktadır. Dünyayı bırakın Avrupa Birliği’nde bile lider konumuna gelemedi.

Rusya’nın “askeri” ve “siyasi” gücü varsa da “iktisadi” gücü problemli.

Çin “askeri” ve “siyasi” gücü etkili bir ülke olmasına rağmen “iktisadi” gücü henüz emekleme döneminde.

Türkiye ise “askeri” güç bakımından önemli bir ülke olmasına karşılık “iktisadi” ve “siyasi” gücü zayıf bir ülkedir.

İktidarlar her ne kadar “Türkiye büyük bir ülkedir” deseler de gerçekler pek öyle olduğunu göstermiyor.

Eğer Türkiye’nin “potansiyeli” konusunda aklı başında herkes, “Türkiye gerçekten büyük ülkedir” deme hususunda mutabıktır.

Türkiye’nin “lâfla peynir gemisi yürütmeyi” bir kenara bırakıp mevcut “potansiyeli harekete geçirmek” olmalıdır.

 

 

 

 

 

 

BizGençler