Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Kavramların içini boşaltmakta üstümüze yok!

Türk toplumunun kavramları eskitip atmak gibi kötü bir alışkanlığı var: Ne kadar çabuk eskitirse, başarısı o nispette artacakmış gibi de acele etmesi de bir başka hususiyeti!

Şimdilerin modası; ”Dördüncü Sanayi Devrimi”nden söz etmek: Bu kavram en son Davos’taki “Dünya Ekonomi Forumu” gündeminde seslendirilmişti. Orada bu terimi duyan Türk iş adamları ve gazetecilerlerle ülke geneline yayıldı.

Endüstri 4.0 ya da 4’üncü Endüstri Devrimi de denilen bu kavram dünyada ilk defa 2011 yılında Almanya Hannover Fuarı’nda kullanıldı.

Ekim 2012 yılında ise Robert Bosch GmhbH Çalışma Grubu oluşturdu ve hazırladıkları 4. Sanayi Devrimi dosyasını Alman Federal Hükümeti’ne sundu. 8 Nisan 2013 günü bir kez daha sundu.

4. Sanayi Devrimi’ni daha iyi anlayabilmek için önce ilk 3’e bakmak lazım.

Birinci devrim, (1874) su ve buhar gücünün daha verimli kullanılmasını sağlayan mekanik tezgâhların bulunmasıydı.

İkicisi, (1870) Henry Ford’un üretim bandı tasarımı ve elektriğin seri üretimde kullanılmaya başlanmasıydı.

Üçüncü devrim ise 1970’li yıllarda üretimde mekanik ve elektronik teknolojilerin yerini dijital teknolojiye bırakmasına sebep olan programlanabilir makinelerin kullanılmasıyla başladı. Dünya henüz bu devrimin içinde...

4’üncü Sanayi Devrimi ise sanayinin geleceği; “Akıllı Makine” dönemi... Daha önce tek tek makineleri yöneten bilgisayarların bundan sonra fabrikaları yöneteceği süreç başladı yani...

Kısaca “Sanayi 4.0” diye adlandırılan yeni dönemde, her biri farklı bilgisayar tarafından yönlendirilen makineler, bir bütün olarak ana bilgisayarların kontrolüne giriyor.

4’üncü Sanayi Devrimi’nde makineler makinelerle konuşuyorlar ve kendi kendilerini yönetiyorlar. Bu durum endüstride insanın üretime katkısını azaltıyor tabii. İnsan gücüne ihtiyaç azaldığı gibi aklına da fazla gerek kalmıyor.

Şimdilerde başladığı varsayılan dördüncü devrimin, on yılın içinde tam şeklini alması bekleniyor.

Elektronik ve de bilişimdeki gelişme sonucu şimdilerde sanayide kullanılan makineler akıllı makineler haline geldi. Makinelerin bilgisayarlar tarafından yöneltilen beyinleri var.


Akıllı fabrika dönemi

 

Basit anlatımıyla, daha önce tek tek makineleri yöneten bilgisayarlar, bundan sonra fabrikaları yönetecekler. Buna “Akıllı Fabrika Dönemi“, ”Akıllı Üretim Dönemi” (Intelligent-Smart Factories) deniliyor.

Üretimde insana duyulan ihtiyaç yok denecek kadar azalıyor. Bunun sonucu “verimlilik” ve “üretim” artarken, “işsizlik” sorunu önem kazanıyor.

Hâlbuki bugüne kadar üretim artışı, daha çok insana iş ve aş sağlıyordu. Şimdi tam tersi bir durum ortaya çıkmış olacak ki, fena!

“Verimlilik” ve “üretim”in artması elbette ki iyi ama artan verimliliğin ve üretimin sonunda piyasaya çıkan mal ve hizmetleri kim satın alacak? İnsanlar yaptıkları hangi işin karşılığı ücret alacaklar ve tüketim yapacaklar?

 

Farkındayız, izliyoruz

 

Sanayi 4.0 konusundaki çalışmalara Alman sanayiciler öncülük ediyor. Almanya ve ABD başta olmak üzere değişik ülkelerde sanayicilerin, bilişimcilerin oluşturdukları sivil toplum kuruluşları çalışmalara katkı sağlıyor. Kendi çevrelerindeki sanayi kuruluşlarını bu yeni döneme hazırlıyorlar.

Türk girişimcileri, bilişimcileri de bu gelişmelerin farkındalar. Uzun süredir takip ediyorlar. 

Türkiye’de bilişimdeki gelişmelerden sanayi üretiminin yararlanması için çaba gösterenlerin “ENOSAD-Endüstriyel Otomasyon Sanayicileri Derneği” isimli dernekleri de var.

Fakat bu bir planlama işi. Strateji meselesi. Kamu desteği olmadan olması imkânsız…

Türkiye Ar-Ge, teknoloji, yenilikçilik, verimlilik gibi kavramları henüz yerli yerine oturtamadı. Lâfını etti ama sanayide kullanamadı! Dolayısıyla katma değeri yüksek ürün üretemedi.

Türkiye sanayi devriminin birincisini, ikincisini, üçüncüsünü uygulayamamışken, dördüncüsünü konuşmaya başladı!

Bu gibi önemli devrimlerin uygulanabilmesi için her şeyden önce onun bir ihtiyaç, olmazsa olmaz olduğunun anlaşılması lazım. Bunu yapacak elemanların, şirketlerin, sanayi kesimine hizmet verecek güce eriştirilmesi lazım.

Yani iş dönüp dolaşıp eğitime, iyi yetişmiş insan gücüne dayanıyor.

“Benin oğlum bina okur, döner döner yine okur” deyip yolumuza devam edersek, yazık olur ülkenin geleceğine!

 

 

 

 

 

BizGençler