Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Kriz “global”se, başarı nasıl senin oluyor?

Hükümet yetkilileri ekonomik alanda yaşanan daralmaya dikkat çekildiğinde üzerlerine toz kondurmuyorlar ve “Hepsi global krizin bir parçası” diyorlar.  Haksız da sayılmazlar hani.

 

-          Dünyada işsizlik var; Türkiye’de de var.

-          Dünya ülkeleri ne yaparlarsa yapsınlar yüzde 2’nin üstünde bir büyüme gerçekleştiremiyorlar. Buna rağmen Türkiye yüzde 4 büyüme performansı gösteriyor.

-          Amerikan Doları dünyada değer kazanıyor; Türkiye’de de kazanıyor.

-          FED faiz arttıracağım diyor, faiz tüm dünyada artıyor; Türkiye’de de artıyor.

-          Dünyada yatırım yapılmıyor; Türkiye’de de yapılmıyor.

-          Toplumlar içe kapanıyor; Türk toplumu da kapanıyor.

-          Dünyada terör var; Türkiye’de de var.

Hâl böyle iken Hükümet’in “Global” demesi gayet yerinde bir tespittir fakat tüm sorumlulukları global aktörlere mal edip “ak kaşık” misali bir köşeye çekilmesi hiç de etik değildir.

2000’li yıllarda “Para” boldu. “Faiz” düşüktü. O yıllarda Batı’dan Doğu’ya sermaye akışı vardı ve gelişmekte olan ülkeler “Yatırımcı akınına” uğramıştı.

Türkiye o para bulluğundan istifade etmedi değil, etti. Faizlerin düşük olmasından fazlasıyla yararlandı. Özelleştirme yoluyla yabancı sermeye de çekti. Ayrıca yabancı sermaye Türkiye’de banka, sigorta, perakende ve enerji şirketlerini satın aldı. Kayıtlı şirketlerle ortaklıklar kuruldu.

2000’li yıllardaki hükümet bugünkü Hükümet’ti ve yaşanan o parlak dönemi anlatırken hiç de “Global” demiyordu.  “Ben” diyordu. “Benim ticari ve siyasi zekâm sayesinde oldu hepsi.”

Burada bariz bir şekilde “İyiler benim, kötüler onun” uyanıklığı görülüyor.

Biraz zorlanılsa, “Eh” der insan. “Ne de olsa siyasetçi; o kadar uyanıklık yapsın!”

İyi de o günlerde bendeniz gibi “Etmeyin, eylemeyin” diye yazan ekonomi yazarlarına ne diyeceksiniz? Kürsülere çıkıp “Bu iş böyle gitmez, su akarken kabımızı dolduralım.  Katma değeri yüksek ürünlere yatırım yapalım” diye konuşan STK liderlerine ne cevap vereceksiniz?

Türkiye eğer “paranın bol”, “faizin düşük” ve “yatırımcının iştahlı” olduğu dönemlerde “Ar-Ge” yatırımı yapmış olsaydı, “İnovatif” düşüncelere kapı açsaydı, “Markalaşmayı” destekleseydi bugün Türkiye katma değeri yüksek ürün üreten bir ülke olurdu ve bambaşka bir yerde dururdu.

“Yoğurdum kara” diyen olmaz; siyasetçi hiç demez amakendisine günün birinde “O günlerde Türkiye’nin ‘Hukuk Devleti’ olması için yapılması gereken reformları niye yapmadın” diye soran olacaktır mutlaka.

Çünkü Türkiye şayet “Hukuk Devleti” olsaydı bugün Türkiye yatırım üstüne yatırım yapılan bir ülke olacaktı. Hukuksuzluktan korkan yabancı sermaye gelmedi Türkiye’ye! Vietnam’a gitti Türkiye’ye gelmedi.

 

 

 

 

 

BizGençler