Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Madem milli geliri arttırdın, hukuku niye arttırmadın?

Vatandaş siyasi partilere, hizmet etmeleri maksadıyla iktidar görevi verir. Aldığı hizmetten memnun kaldığı müddetçe de güvenini yeniler. İktidarlar da vatandaşın takdirini kazanmak için canla başla çalışırlar. Hatta verdiği hizmeti vatandaşın fark etmesini dahi beklemezler, halkın algılama süresini kısaltmak için bin dereden bin su getirirler. Her türlü iletişim araçlarını kullanıp (tabiri yerindeyse) yaptıklarını vatandaşın gözüne sokarlar.

Bu allayıp pullama, süsleyip püsleme eğilimi sadece Türk siyasetçilere mahsus bir davranış biçimi değildir; onu da baştan kabul etmek lazım.

Da… Türk siyasetçisindeki abartma hastalığı; başka hiçbir ülke siyasetçisinde görülmeyecek kadar müzminleşmiş ve tedavisi imkânsız hale gelmiştir. Türk siyasetçisinin bu konuda gösterdiği hünerin adına “illüzyon” mu dersiniz, yoksa “göz boyama” ya da “sihirbazlık” mı bilemem ama çok başarılı oldukları konusunda haklarını teslim ediyorsunuzdur mutlaka.   

Yüzlerce, binlerce örneği varsa da en son olayı verip geçeceğim. Her şeyi anlatıyor çünkü o. Milli gelir hesaplamasında yapılan revizyonunda gerçekleştirilen “cinlik”ten söz ediyorum!

 

Milli gelir neden arttı?

 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) milli geliri hesaplama yönteminde revizyona gitti. Gitsin. Gayet normal. Her ülke gitti zaten. Dünya hangi yöntemleri kullanmışsa Türkiye’de aynı yöntemi kullandı. Her şey usulüne uygun yani. Peki, Türkiye’nin cinliği ne? Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’yı (GSYİH) baz alırken, Türkiye2009 yılı verilerini baz aldı.  

Bir senecikten ne olacak demeyin? Oldu!

2009 yılı hem dünya hem Türkiye için Kriz Yılı’ydı. Şu meşhur Mortgage Krizi. Türkiye ekonomisi o yıl yüzde 4.7 oranında daralmıştı. 2010 yılında ise yüzde 8.9 büyüme gerçekleştirdi.

TÜİK  2009’u baz almasının sonunda Türkiye’nin GSYH’si 1 trilyon 952 milyar 638 milyon liradan, 2 trilyon 337 milyar 530 milyon liraya yükseltiverdi. Böylece milli gelir hesabı yüzde 19.7 revize edilmiş oldu. Bir başka deyişle 2015 yılı kişi başına düşen milli gelir 9 bin 257 dolardan 11 bin 14 dolara yükseltilmiş oldu. Buna paralel olarak büyüme oranları da zıpladı tabii.

 

Arttı da ne oldu?

 

Sizleri rakama boğmak istemiyorum. Milli gelir 2009 yılı baz alındığı için yüzde 19.7 artmış oldu ya, şayet tüm dünya gibi 2010 yılı baz alınmış olsaydı bu artış yüzde 6’larda kalacaktı.

Hadi diyelim ki, şu buhranlı dönemde böyle bir haberin toplumun üzerinde pozitif etkisi olacaktır ve ülkenin gerçekten böyle bir morale ihtiyacı vardır.

 

Fakat yine de abartırken kantarın topuzunu kaçırmamak lazım geldiğini de göz ardı etmemek lazım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan yüzde 19.7 artışı da az bulmuş olacak ki, “Türkiye ‘Orta Gelir Tuzağı’ndan çıkamıyor’ diyorlardı. Bak, üst gelir grubundaymışız” dedi.

Farzımuhal Türkiye üst gelir grubunda diyelim.

O zaman “Hani insan hakları, demokrasi, adalet karşısında eşitlik, kültür, sanat, saygı, hoşgörü” demezler mi adama?

Üst gelir sınıfına geçmek demek sadece milli gelirin artması demek değil çünkü?

Üst gelir grubundaki ülkelerde sosyal hayat çok farklıdır. Kültür ve sanata değer verilir o ülkelerde. İnsanlar birbirlerine karşı saygılı ve hoşgörülüdürler. Kanun karşısında eşit olduklarını bilirler ve hukukun gücüne olan inançları oldukça yüksektir. Hani?

 

 

Dış politikada olup bitenler

 

Türkiye Koalisyon Güçleriyle birlikte Fırat Kalkanı Harekatı’nı başlattı ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) El Bab’a kadar gitti. Cumhurbaşkanı Erdoğan dün “Koalisyon güçleri Deaş ve PYD dâhil olmak üzere bütün terör örgütlerine destek veriyor” dedi ve şu açıklamayı yaptı:

“Bizi daha önce Deaş’a destek vermekle suçluyorlardı. Şimdi hepsi kayboldu. Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.”

Erdoğan’ın bu sözüne ABD’den gelen cevapta “Deaş ve PKK gibi terör örgütleriyle mücadeleye devam edileceği”ne vurgu yapılıyordu.

Bu arada Türkiye hemen her gün Rusya ile görüşüyor ve Rusya, Moskova’da gerçekleştirilen Türkiye, Rusya ve İran dışişleri bakanları arasında başlayan toplantıların Kazakistan’ın başkenti Astana’ya taşınmasını ve orada devam etmesini teklif etti.  Türkiye Astana’ya sıcak bakıyor ama “PYD olmadan olsun” demeyi de ihmal etmiyor.

Bu gelişmeler Türkiye’nin köşeye sıkışmışlığının bir alameti olabilir mi acaba?

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BizGençler