Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Marka ol ya da markadan beslen

Marka olmak her firma ve ülkenin hayalini süsleyen buna rağmen çok azının gerçekleştirebildiği bir değerdir. Marka olmak demek; insanlara yol açmak, onlara rehberlik yapmak ve hayatlarına anlam katmak gibi hiç de kolay ölçülemeyen ama insanlar üzerinde son derece etkili olmayı beceren sistemler zinciridir.

 

Marka olmak için vizyon sahibiolmak, inovatif düşünmek, tasarıma ve insana yatırım yapmak ve iğnenin deliğinden geçmek gerekiyor. Ar – Ge yatırımından söz etmiyorum bile; işin olmazsa olmazıdır zaten o.

Marka olmanın bir başka anlamı daha var ki; o da, topluma ait olmaktır.

Firmalar her ne kadar markalarını tescili ettirirler ve markalarına çocukları gibi bakarlarsa da o marka o firmanın değildir artık. Toplumun malı olmuştur. İnsanlar o marka sayesinde kendilerini değerli hissederler, iyi bir statüde oldukları kanaati uyanın onlarda. Modayı o markada takip eder, o marka ile rakiplerinin önüne geçmiş olma hissini yaşarlar.

Marka olmak her ne kadar zor ve işin zirvesi ise de o zirvede kalmak ondan da zordur. Kendini sürekli yenilemesi, sadakatle markaya bağlananların sayısını arttırması gerekmektedir.

Firmalar marka olmak için hangi yoldan geçerler?

Akşamdan sabaha marka olunmuyor! Bunu aklımızın bir köşesine yazalım.

Senelerce uğraşmak lazım bir kere.

Türkiye’de marka olmuş birkaç holding var ve her birisi 70-80 senelik bir geçmişe sahip.

Bu uzun yolu aşanları üç grupta incelemek mümkündür.

1)      Tek başına aşanlar

2)      İteklenenler

3)      Çekilenler

Adamın şansı yaver gitmiştir. İşini geliştirmiş, çocuklarına başarılı bir firma bırakmıştır. Onlar da hem profesyonelleşirler, hem de kurum kültürlerini geliştirirler ve şirketi kendilerinden sonraki nesle teslim ederler. Böyle böyle o firma zirveye çıkar. Bu tek başına çıkıştır.

Bir de başkaları tarafından iteklenenler vardır. Faaliyet gösterdiği sektörde kooperatifleşme vardır. Birlikler kurulmuştur. Onlara yol gösteren kalkınma ajansları mevcuttur. Onların iteklemesi ile yukarı çıkar bazı firmalar. Batı’da bu tür şanslı firma sayısı çok ise de Türkiye’de yok! Türkiye’de sadece siyasi destekler rol oynamıştır, o yöntemle zenginler türemiştir fakat marka çıkmamıştır.

Bir de yukarıdakinin uzattığı el ile çekilenler vardır. Franchising ve bayilik sistemi buna örnektir. Her ikisi de faydalı sonuçlar vermektedir.

Kalebodur mesela. Dünya çapında bir markaAr-Ge yatırımları fevkalade iyi. Tasarım çalışmaları mükemmel. İnovatif düşünen beyinlere sahip. Bu ürünün bayisi olan firma onun sahip olduğu tüm değerlere sahip oluyor. Ayrıca showroom tasarımı problemi dahi yaşamıyor. Usta derdi de yok. Çünkü Kalebodurun eğitip yetiştirdiği ustalar Türkiye’nin her yerine dağılmış vaziyette. Al bir bayilik, hayatını yaşa!

Franchise de öyle. Bir markanın kullanılmasına dayanan bir sistem. Divan Oteli franchise anlaşması yapıyor. “Divan” markasını kullanma hakkını satın alan firma onun tüm know how’ından yararlanıyor.

Bayilik ve franchise sistemi firmalar için olduğu kadar vatandaş için büyük kolaylıktır. Firma her türlü kalite ve yeniliği satma hakkını alırken, vatandaş da kaliteli ürün tüketme şansına kavuşuyor.

Yeşilköy Expo Center’de açılan “Bayim Olur musun” fuarı bu özelliğinden dolayı açıldığı 13 Ekim 2016 gününden itibaren yoğun bir ziyaretçi akınına uğradı.

 

 

 

 

 

 

BizGençler