Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Medya, iç barış istemez

 

Başbakan Binali Yıldırım ayağının tozuyla “Dostlarının sayısını arttıran, düşmanlarının sayısını azaltan bir dış politika anlayışını güçlendireceğiz” dedi ve hemen uygulamaya soktu bu politikayı.

Yıldırım Hükümeti’nin bu politikasına vatandaş, muhalefet, medya ve iş âlemi de destek verince tereyağından kıl çeker gibi kolayca sonuca gidildi.

Hatta iş dünyası ve vatandaş aynı politikanın içeride de uygulanması istedi. Fakat medya istemedi. İstemiyor.  Asla da istemez.

İstemez çünkü, angaje olmuş durumda. Bugün iki medya var: Birisi iktidar “yanlısı” diğeri “ diğeri “karşıtı.” Birisi “yandaş” yayın yaptığı için para kazanıyor, diğeri “muhalif” yayın yaptığı için.

Yanlıya “yandaş” ya da “havuz medya” deniyor malum. Onların görevi “sorgusuz, sualsiz” destek vermektir. Medyanın geldiği duruma bakar mısınız? “Yargı”, “Yasama” ve “Yürütme”den sonra “Dördüncü Kuvvet” olarak nitelendirilen ve esas işi “hesap” sormak olan medya, “sorgulama”yı ve “sual”i bir kenara bıraktı ve iktidar yalakalığı yapıyor.

Yeni işi “yalakalık” olan, “iktidarın her eylemini gözü kapalı onaylayan”  ve gelirini bu görevi ifa etmesinden dolayı elde eden “havuz medya” patronu ya da çalışanı “içeride dostların sayısını arttıran politika”ya “evet” diyebilirler mi?

Hadi onlar “evet” demezler. Ya öbür taraf? Onlar der mi? “Öbür taraf” dediğim, kendisine “muhalif” denilen kesim.  Onlar da tıpkı “havuz medya” gibi “körlemesine” muhalefet yapıyorlar. Onlar da iktidarın “ak” dediğine “kara” diyerek para kazanıyorlar. “Mantık” süzgecinden geçirmek yok. “Doğru” olup olmadığına bakmak yok! Yeter ki iktidarın dediğinin tersini söylesin, yapabiliyorsa çamur atsın. Böyle bir muhalefeti kendisine misyon edinen medya “içerideki dost sayısının artması”na “evet” der mi?’

 

NATO yine etkinleşiyor

 

Suriye’de, daha doğrusu bölgede birçok ülke “güç oyunu” oynuyor. Dengeler bu oyun üzerine kurulu. Ana oyuncular belli: Amerika ve Rusya. Amerika Irak’ı kontrol ediyor. Rusya oyuna sonradan girdi girmesine ama şimdi o da Suriye’yi kontrol eder hale geldi.

Irak Devleti 1) Merkezi Hükümet 2) Kürt yönetimi 3) IŞİD olmak üzere üç parçalı bir ülke haline getirildi ve her üçü de Amerika’nın kontrolünde.

Suriye de tıpkı Irak gibi 1) Merkezi Hükümet 2) Kürt yönetimi 3) IŞİD olmak üzere üç parçalı bir ülke haline geldi ve üst yönetim Rusya’nın elinde.

Bu anlaşmanın en kârlı yaptığı ülkelerden birisi de hiç şüphesiz İran. İran hem Irak’ın hem de Suriye’nin merkezi hükümetinde de etkili. Her dediğini yaptıracak kadar etkili hem de.

Amerika ve Rusya bu yönetim sisteminde mutabık kaldılar. Tek problem bu sistemin sürdürülebilirliğindeydi o da yoluna girdi girmek üzere. NATO her iki ülkedeki güçlerin birbirleriyle kavga etmeden yaşamalarını sağlayacak bir statüye kavuşturuluyor. Varşova Zirvesi de bir yerde bu konsensüsü pekiştirmek maksadıyla gerçekleştirildi ve tahminlerin ötesinde mesafe alındı.

 

Biat toplumu

Ak Parti Hükümetleri, toplumun güvenine mazhar oldu. Vatandaş bilhassa Recep Tayyip Erdoğan’a çok güvendi ve onun her sözüne hiç sorgulamadan onay verdi.

Muhalefet ve muhalif kesim, bu tavrından dolayı Ak Parti’ye oy ve destek verenleri “biat toplumu” olmakla suçladı.  

Aslında “biat etmek” de kötü bir şey değildi, “İktidara destek” vermek de. Hangi toplum sorgulamış da “Türk toplumu” sorgulasın?

Toplumlar, kendilerini iyi yönetenlere destek veririler, kötü yönetenlerden de desteklerini çekerler. Türkiye’de her şey iyi miydi de toplum destek verdi? Bu sorunu iki cevaplı bir soru. Birinci cevabı “evet dünyadaki gelişmeler olumluydu ve Türkiye’yi yönetenlerin işlerini kolaylaştırdı.” İkincisi ise “Erdoğan çok iyi bir hatipti ve toplumun hoşuna gidecek güzel sözler söyleyip onları ikna etti.”

Bu iki maddenin de sürdürülebilirliği söz konusu. Eğer yarın bir gün vatandaş homurdanmaya başlarsa demek ki, “Erdoğan’ın sözleri etkili olmuyor” ve “Dünyadaki şartlar olumsuzlaşmaya başlamış”tır. Bu iki şarta iyi bakmak lazım: Hükümet sürdüremiyorsa Erdoğan ağzıyla kuş tuttu, para etmez!

Bir husus daha var; onu da söyleyip kapatayım konuyu:

İleri bir tarihte vatandaşa “Sen niye Erdoğan’ın tatlı sözlerine kandın” diye sorulmaz ama Erdoğan’a “Sen neden hep tatlı söz söyledin ve toplumun güveniyle oynadın” diye sorabilir. Siyasetçinin sorumluluğu var ve o sorumluluktan muaf tutulan olmamış!

 

 

 

 

BizGençler