Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Neye ne için oy vereceksiniz?

Bir ülkede “hukuk” varsa, vatandaş “demokratik” haklarını özgürce kullanabiliyorsa o ülkede “Parlamenter Sistem” ya da “Başkanlık Sistemi” uygulanıyor olması pek fazla bir şey değiştirmez.

Fakat o ülkede tüm değerler “para” ile satın alınabiliyor ya da her şeyin bir “bedeli” varsa orada nitelikli bir sistemden söz edilemez.

Dünyada 210 civarında ülke var. Bu ülkelerin hepsi bir anayasaya sahip ve kimi “Parlamenter Sistem”le, kimi “Başkanlık”la, kimi de “Krallık”la yönetiliyor.  Nicelikliler yani. Adları vardır, yazılı anayasaları vardır, hukuktan da söz ederler ama o anayasanın ve yasaların ne kadar işlerliği olduğu daima tartışmalıdır!

Dünyada “kalkınmış” ülkeler ile “geri kalmış” ülkeler tasnife tabi tutulurken, sahip oldukları “Başkanlık” ya da “Parlamenter” sisteme göre tasnife tabi tutulmuyorlar. Ana kriter “hukuk” ve “demokrasi” mevhumları oluyor.

Türkiye’yi yönetenler “Büyük Türkiye” demekten çok hoşlanırlar. Konuşurken “Güçlü Türkiye” ideallerinde söz etmeyi pek severler. Her şeyi yapacaklardır ama “Muhalefet” ve “Bürokrasi” ayak bağı olur onlara!

Suçlu daima başkalarıdır.

Hâlbuki Türkiye gibi kalkınmakta olan ülkelerin esas meselesi “kalkınma” değildir.Kalkınma “Hukuk”la olur.Ülkenin “hukuk sistemi” yoksa ne yatırım olur, ne yatırımcı bulunur, ne de kalkınma olur o ülkede!Bütün işler “Vur-kaç” sistemi üzerine inşa edilir. Ne uzun vadeli plan yapılır, ne de strateji geliştirilir.

 

Devlet, gayrimenkul zengini

 

 

Türkiye’nin nevi şahsına münhasır bir özelliği daha var ki, bu durum “Hukuksuzluğu” teşvik eden bir durumdur. Türkiye’nin sahip olduğu gayrimenkulün hâlâ yarıya yakını kamuya aittir. Devlet, dünyanın en zengin devletidir. Sahip olduğu gayrimenkulün birkaç dönümünü birine verip onu zengin edebilir. Bir vakıf binasını düşük kira ile bir yakınına tahsis edip onu paraya gark edebilir.

Talep gayrimeşru, arz gayrimeşru ama bu durum “Alan memnun, veren memnun”a çevrilmiş ve “gemisini kurtaran kaptan” uyanıklığına dönüştürülüp övünülen bir hâle sokulmuştur.

Böyle bir “al takke – ver külah” uygulamasının kurulduğu bir sistemde ne “arz” tarafı hukuk ister, ne de “talep” tarafı. “Hukuk”  bu menfaat ilişkisini zora sokar çünkü.

Bu “ahbap çavuş” ilişkisi içinde olan insanların ağzından hiç düşürmediği sözler vardır bir de; “yetim hakkı”, “gece-gündüz çalışmak” gibi. Ve tabii “iç” ve “dış mihraklar” var ayrıca.

 

Onların hukukçuları var

 

 

Devletin gücünü elinde bulunduran yöneticiler o gücü diledikleri gibi kullanmak için de “hukuk” istemezler. “Hukuk” onların iki dudağı arasındadır ve her dediklerini emir telakki eden “hukukçuları” vardır.

Hasılıkelam, gücü ve kamuya ait gayrimenkulü elinde bulunduran iktidarlar bu avantajlarını “hukuk”a terk etmek istemezler. Kendilerine uşaklık edene gayrimenkul ihsan etmek onları mutlu eder. Kendilerine karşı çıkanların kafasına ise “hukukçuları” vasıtasıyla “hukuk”un tokmağını vurmak ayrı bir hazdır.

Ülkeye “hukuk” mu lazım, “yönetici” mi? “Kaliteli hukuk” mu arayacağız, “kaliteli yönetici” mi?

16 Nisan Referandumuna 10 gün kaldı. Sandığa bu soruların cevabını vererek gitmekte fayda var.

 

Oy kullanırken “Erdoğan – Kılıçdaroğlu” mukayesesi yaparak mı “Evet” ya da “Hayır” diyeceğiz? Yoksa torunlarımıza bırakacağımız ülkenin geleceğini düşünerek mi oy kullanacağız?

BizGençler