Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Nükleer santral için İğneada’ya kıymayın

İğneada insanlık için lazım olan ne varsa hepsine fazlasıyla sahip. 300 kilometrelik Istranca Dağları’nın denizle buluştuğu şirin beldelerden biri her şeyden önce. Suyu bol. Denizi var. İstanbul’un oksijen deposudur aynı zamanda.

 

Longoz Ormanları ise muhteşem; Avrupa’nın en büyüğü ayrıca.

İğneada’ya iki sene önce gitmiştim. İnsanlar mutluydu o günlerde. Geleceklerinden ümitliydiler. Turizm sektörünün kendileri için önemli bir iş kapısı olacağını düşünüyorlardı.

Bu kere moralsiz buldum onları. Nükleer santral lafı huzurlarını kaçırmış. “Nükleer santral istemiyoruz” diyor da başka bir şey demiyorlar. Nükleer santralin lafı bile morallerini sıfırlamaya yetmiş yani. Yatırımlar durmuş.

Garanti Bankası’nın 10 yıldır başarıyla uyguladığı “Kadın Girişimci Buluşmaları” programının Kırklareli çalışmalarına davetliydim. O vesileyle İğneada, Longoz Ormanları, Sislioba ve Beğendik köylerini, Dupnisa Mağarası’nı gezme fırsatımız oldu.

Longoz Ormanları’nı rehber Hüseyin Çomak ile birlikte gezdik. Çomak, tam bir tabiat aşığı. Sadece Longoz Ormanlarını değil, Istranca Ormanları’nı da avcunun içi gibi biliyor.    

Longoz malum, “subasar” olarak da bilinen bir çeşit orman ekosistemi. Derelerin önlerindeki kumullar nedeniyle denizle bağlantıları kesiliyor, göllerin oluşması sonucu doğuyor longozlar.  

İğneada Longoz Ormanları 2007 yılında milli park ilan edildi ziyarete açıldı. Milli Park alanında Erikli, Mert, Saka, Pedina ve Hamam gölleri olmak üzere beş göl bulunuyor.  Uzunluğu 10 kilometreyi bulan kumullar üzerinde kendine has bitkiler yaşıyor. Güneydoğu Avrupa’ya has meşe, kızılağaç, dişbudak ağaçları yaygın bu park ormanda. Meşe nispeten kuru yerlerde yetişiyor. Kızılağaç ve dişbudak ise sulu.  Yaban kedisi, yaban domuzu, yaban tavşanı, kır tavşanı, karaca, ağaç sansarı, tilki, gelincik, büyükkulaklı yarasa milli parkta yaşayan memeli türlerindendir.

Konu yarasa olur da Dupnisa Mağarası’ndan bahsetmemek olur mu? Demirköy İlçesi’nin Sarpdere Köyü sınırları içinde bulunan Dupnisa Mağarası 2003 yılında turizme açılmış. Türkiye’nin mağaralar literatüründe en çok bilinen mağaralar arasında yer alıyor. Üç bölümlü bir mağara: Sulu, Kuru ve Kız Mağarası. Sulu Mağara yarasaların barınma yeri olduğu için 15 Kasım ve 15 Mayıs tarihleri arasında yarasaların doğum dönemleri olduğu için girişe kapanıyor. Trakya Kalkınma Ajansı mağaranın girişine güzel bir ahşap yol yapmış. Ziyaretçilerin güneşten korunmasını sağlayan kamelyalar inşa etmiş.

Sislioba Köyü halis bir orman köyü. Erkekler orman yenileme işinde çalışıyor. Kadınlar ise ormandan topladıkları bitkileri ya kurutup ya da reçel yapıp satıyorlar.

Beğendik Köyü ise sınır köyü. Köyü ikiye bölen dubanın bir tarafında Türk Bayrağı dalgalanıyor, bir tarafında Bulgar. Geçimini denizcilikle sağlayan Beğendik Köylüleri, nükleer santralin köylerine kurulacağını işittikleri günden bu yana rahat uyuyamadıklarını söylüyorlar.

Türkiye’de nükleer santral inşaatı Akkuyu’da başladı. Sinop ve İğneada ise yeni nükleer merkezleri. Her üç bölge de turizm potansiyeli oldukça yüksek bölge. Akdeniz’de turizme elverişli birkaç koy kaldı ve onların hepsi de nükleer santralin inşa edilmekte olduğu Akkuyu (Büyükeceli) civarında bulunuyor.

Akkuyu Nükleer Santrali 1970’li yıllarda konuşulmaya başlandı. O tarihlerde değil Büyükeceli, Türkiye’de turizm diye bir kavramdan kimsenin haberi yoktu. O tarihlerde nükleer santral o bölgeye uygun gelebilirdi. Tarım alternatifinin karşısında avantajlı durumdaydı çünkü. Bugün ise turizm daha avantajlı duruma geçti. Türkiye nükleerden elde edeceği gelirden daha fazlasını turizmden elde edebilir. Turizmden elde ettiği döviz, enerji için ihtiyaç duyduğu dövizi misliyle karşılayabilir. Dolayısıyla, turizm varken nükleer enerjiden söz etmek abesle iştigalden öte bir şey değildir.

Aynı durum İğneada ve Sinop içinde geçerlidir.

 

 

 

 

 

 

BizGençler