Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Osmanlı da “beyin avcısı”ydı!

Amerika’yı Amerika yapan en önemli özelliklerinden biri de hiç şüphe yok ki, “beyin avcısı” olmasıdır. Dünyanın hangi ülkesinde yetenekli bir beyin varsa Amerika ondan haberdar olmuş ve onların neredeyse tamamını ülkesine çekmiştir. O çekmemişse dahi beyin ona gidiyor. Araştırma ve imkânı sunuyor olması Amerika’yı cazibe merkezi yaptı. Bilgisini değerlendirmek isteyen de para kazanmak isteyen de Amerika’ya gidiyor. Hem de güle oynaya gidiyor.

Dünyadaki tüm tarih yaygısını kaldırıp altına bakan gene Amerika olmuştur. Etilerden Çin İmparatorluğu’na, Roma İmparatorluğu’ndan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar tüm devletleri;    Cengiz Han’dan Atilla’ya, Timur’dan Sezar’a, Büyük İskender’den Fatih Sultan Mehmet’e kadar tüm devlet adamlarını araştıran, onların özelliklerini mercek altına alan tek ülke yine Amerika’dır. Onların nasıl bir dehaya ve yeteneğe sahip olduklarını en ince detayına kadar incelemiştir.

İşine yarar ne bulmuşsa almış ve kimini gelenek haline getirip yaşatmış, kimini ise kanunlaştırıp toplumunun yolunu aydınlatan meşale yapmıştır.

 

Osmanlı da “beyin avcısı” idi

 

Osmanlı da önemli bir “beyin avcısı”ydı aslında. Devşirme çocukların arasından yetenekli olanları seçmiş, onları Enderun’da okutmuş ve kimini vezir, kimini paşa, kimini mimar, kimini komutan olarak değerlendirmişti. Bu devşirme çocuklar arasından veziri azam makamına kadar çıkan yöneticiler olmuştu.

Türkiye’nin çok büyük ülke olduğu iddiası olur olmaz her yerde seslendirilmeye başlandı. Dünyaya şekil verdiğini öne sürülüyor ve bununla övünülüyor. Keşke öyle olsaydı da hepimiz övünseydik!

Bir ülkenin büyük olması için “Yazdığı senaryoda başka ülkelere rol verebilmesi ve onları kendi çıkarları yönünde yönetmesi” şarttır. Türkiye dünyanın ilk 20 ekonomisinden biridir ama uluslararası ölçekte büyük olması için yazdığı ne bir senaryosu vardır, ne de rol verip oynattığı ülke! Bu üzücü bir durumdur tabii ama gerçektir!

 

Ha Ali Veli, ha Veli Ali!

 

“PYD/YPG teröristtir” dedi, mesela. Ne ABD, ne Rusya hiçbirisi tınmadı! ABD en son YPG’den ismini değiştirmesini istedi, o da “Suriye Demokratik Güçleri” yaptı. “Ha Ali Veli, Ha Veli Ali!” Ne değişti ki? Türkiye’nin bu tür gönül alıcı oyunlarla gözünün boyanmasına izin vermesi dahi onur yaralayıcıdır! “Fetö teröristtir ve çok tehlikelidir” demesine rağmen Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri sığınmacı FECÖ örgüt üyelerini kabul ediyorlar!

Bu yaşananlar Türkiye’nin ileri sürdüğü tezlerin doğruluğundan ya da yanlışlığından kaynaklanmıyor. Tam aksine doğru sözü, doğru yerde ve doğru zamanda söylememiş olmasından kaynaklanıyor!

Bütün bunlara rağmen Türkiye en azından bölgesinde belli stratejileri uygulama ve uygulatma potansiyeline sahip bir ülkedir. Bu potansiyelin uygulanmaması oyunu kuralına göre oynamamasından kaynaklanıyor.

2000’den önceki yıllarda “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” politikası uyguladı. 2000’den sonra ise “Sıfır Sorunlu” politikaya geçti; orada da “fincancı katırlarını ürkütme” hatasına düştü ve sorun yaşadı. Her iki hâlde de uzun vadeli strateji geliştiremedi ve dolayısıyla sistem dışı kaldı. Türkiye’ye yakışan vakarlı ve uzun soluklu stratejilerdi hâlbuki.

 

Türkiye bölgenin hamisi olur mu?

 

Gene de Türkiye’nin belli bir ekonomik performansı, tarihi geçmişi, devlet kültürü ve asırlara dayanan tecrübe birikimi var. Eksikleri olsa dahi demokrasi geleneği var. Komşu ülkelere örnek olması, onlara know how transfer etmesi ve bölgenin oyun kurucusu olması mümkündür.

Günübirlik politikalardan uzak durması lazımdır... Hele dış politikayı iç politika malzemesi yapma alışkanlığını tamamen terk etmesi gerekmektedir.

Üniversiteleri diploma veren kurumlar olmaktan çıkarıp birer eğitim merkezi haline getirdiği takdirde Türkiye “beyin avcısı” konumuna geri döner ki, işte o zaman Türkiye’nin on büyük ekonomi arasında yer alması işten bile değildir.  

 

 

BizGençler