Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Paran kadar konuş!!!

Şirket, devlet ve hatta aile… Sürdürülebilir olması ekonomisine bağlıdır. Güçlü ekonomisi olanlar büyüyüp serpiliyor; olmayanlar sağlıksız, ezik bir hayat sürüyorlar. Hatta o hastalıklı genleri sonraki nesillere de taşıyor ve onları da aynı marazlıkla uğraşmaya mecbur bırakıyor.

Türkiye ekonomisi dünyanın 17’inci büyük ekonomisi. Fakat sosyal konularda, eğitimde, sağlıkta ve bilimde ortalama 100’üncü sıralarda. 200 ülke arasında tam ortada duran bir konuma var yani.

Türkiye’nin iç tasarrufu yüzde 20 civarında. O da iyimser bir rakam.

Bir başka deyişle ekonomik aktivitelerini sürdürebilmesi için iç tasarrufunun dört katı kadar bir finansmanı dış kaynaklardan temin etmeye mahkûm.

Ki… kazandığı her 100 liranın 80 lirasını borç verene ödemesi anlamına geliyor bu. O da imal ettiği ürünlerden elde ettiği katma değere bağlı. Katma değer düşükse kredi borcunu ödüyor ve el elde baş başta kalıyor! Vatandaşına temin ettiği istihdam imkânını kâr sayıp oturuyor.

Türkiye’nin yaklaşık 400 milyar dolar dış borcu var. Bunun 300 milyar doları özel sektör ve bankaların borcu, 100 milyar doları ise kamu sektörüne aittir.

Türkiye’nin ne yapıp edip katma değeri yüksek ürün üretmesi gerekiyor. Gerisi lafügüzaf!

“Türkiye ekonomisi son 15 senede 3 kat büyüdü” deniyor. Çok doğru; ekonomi üç kat büyüdü ama 4 kat da dış borcu büyüdü!

Burada borçların “dört” kat büyüdüğünü söyleyip ekonominin büyümesinden söz etmemek ne kadar gayriciddiyse ekonominin “üç” kat büyüdüğünü söyleyip borcu gündeme getirmemek de o kadar gayriciddidir.

Türkiye’nin meselelerini konuşurken; imkânlarını da imkânsızlıklarını da masaya yatırıp ona göre strateji geliştirmek lazım. Bu yapılmazsa ne büyüme olur, ne kalkınma!

Bir ülkenin borcu varsa o ülkenin tam özgür olduğundan söz edemeyiz. IMF, Dünya Bankası ve kredi derecelendirme firmaları başta olmak üzere sayısız kurum ve kuruluş burnunu o ülkenin iç işlerine sokar.

Borçlu ülkeler her ne kadar esip gürleseler de bu kurumların denetimini kabul ederler. Ülke ve bankalara kredi açan kerdi kuruluşları, Mood’s’in ya da Standard & Poor’s veya Fitch’in verdiği raporlara bakıp öyle kredi veriyorlar çünkü.

Şayet bu kredi derecelendirme şirketleri “risk” olduğunu rapor ederlerse; kredi şirketleri, bankalar ve emekli fonları ya kredi musluklarını kısıyorlar, ya da faiz oranlarını arttırıyorlar!

Türk siyasetçisinin esip gürlemek yerine; kendisinin ve ülkenin enerjisini doğru projelere kanalize etmesi daha doğru bir politik yöntem olacağı kanaatindeyim.

 

 

 

 

 

 

 

 

BizGençler