Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Savaş mı, terör mü?  

Fransa 14 Temmuz 2016 (dün) günü milli gününü kutluyordu. Fransa’nın beşinci büyük şehri ve aynı zamanda en çok turist çeken kentlerinden biri olan Nice’teyaşanan terör olayıyla dünya dehşete düştü.

 

Bir kamyon 90 kilometre hızla kalabalığın arasına daldı, çoğu çocuk 84 kişi hayatını kaybetti, 100’e yakın kişi yaralandı.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande 10 bin takviye askerin katıldığı güvenlik operasyonlarının süreceğini, ülke sınırlarına takviye birlikler gönderileceğini bildirdi ve “Suriye ve Irak’taki operasyonlarımızı arttıracağız” dedi. Olağanüstü halin 3 ay daha uzatıldığını bildirdi.

Fransa 13 Kasım 2015 günü düzenlenen ve 130 kişinin ölümüne neden olan Paris saldırıları sonrasında ilan edilen olağanüstü hal devam ediyordu.

Fransa İçişleri Bakanı Bernard Cazeneuve ise “Savaştayız” ifadesini kullandı.

Yaşanan Cazeneuve’un dediği gibi bir “savaş” mı, yoksa “terör” mü? Şurası kesin ki, adı ister “terör” olsun, ister “savaş” olsun, hiç fark etmez; dünya ülkeleri “küresel terör” ile yüz yüze.

Cevap bekleyen bir başka soru da şu: Hollande’ın dediği gibi Suriye ve Irak’taki operasyonların arttırılması mı, yoksa IŞİD’i ciddiye alıp ona göre bir strateji mi geliştirmek lazım?

Kesin olan bir şey var ki, adına “savaş” ya da “terör” denmesi bir şeyi değiştirmiyor. Hele “IŞİD” denen bu cani terör örgütüile adını değiştirip “DAEŞ” demekle filan mücadele etmenin imkânsız olduğunun bilinmesi lazım!

Hiçbir ülke henüz tanımış değilse de Irak ve Suriye’nin belli coğrafyasına yerleşen, halifesi, askeri gücü, kendi adına bastırdığı parası, mahkemeleri ve belli bir geliri bulunan bir devlet var ülkelerin karşısında.

Ayrıca, dünyanın her yerinde eylem yapabilme kapasitesine sahip bir örgüt bu örgüt. Düzenli ordusu olduğu gibi silah gücü de var.

Yaşadıkları ülkelerin kendilerini itip kaktığını iddia eden ezik insanları “mücahit” rütbesiyle onurlandıran IŞİD, onlara dilediği ülkede dilediği eylemi yaptırtabiliyor.  

8 Kasım 2016 günü Amerika’da seçim var.

2017 yılında Almanya “Genel Seçimler” için, Fransa “Cumhurbaşkanı Seçimi” için sadık başına gidecekler.

Liderlerin açıklamaları toplumların öfkesini zaten arttırıyordu. Seçim döneminde bu açıklamamaların daha da keskinleşeceğini söylemek mümkün… O yetmezmiş gibi dünyanın hemen her ülkesinde siyasi kırılmalar yaşanıyor. İslamofobinin dozu arttı.

Fransa’nın elinde belli istihbarat bilgilerinin olduğu daha 13 Temmuz günü “Ankara Büyükelçiliği ve İstanbul Başkonsolosluğunu güvenlik gerekçesiyle kapatma kararı alması”ndan anlaşılıyor. Fakat mesele “istihbarat” meselesi olmanın çok ötesinde bir meseledir. Dolayısıyla, bu global meselenin enine boyuna iyi tartışması ve onunla mücadele etmek için doğru politikaların uygulanması gerekiyor.  

IŞİD işlediği eylemlerle, üzerine gelen her güce karşı koyma hususunda kararlı olduğunu gösteriyor. Ülkeler de öyle. Onlar da tıpkı Hollande’ın dediği gibi “Irak ve Suriye’deki operasyonlarını sürdürüyorlar.”

Bir tek fark var; o da şu: IŞİD dilediği an dilediği ülkede eylem yapacak militanları bulabiliyor. Fakat hiçbir devlet bu eylemi yapamaz. Birilerinin beynini yıkayıp canlı bomba haline getiremezler çünkü. Devletler insanları ölüm makinesine dönüştüremezler. 

Türkiye’nin durumu var bir de ki, o hepsinden önemli. Türkiye sadece Suriye ile 950 kilometre sınırı olan bir ülke. Komşuları hem terör yuvası hem de iki ülke vatandaşları arasında akrabalık bağı var. Din ve kültürleri ortak.

Dolayısıyla Türkiye’nin dokuz düşünüp bir konuşması, en doğru olanı.

 

 

 

 

BizGençler