Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Şehirleri köylüleşen ülke; Türkiye!

Türkiye 1980 yılına kadar tam bir köy görünümündeydi. Milli geliri küçüktü. İhracatı yok denecek kadar azdı. Bütçesi de mütevazı olduğu için bakkal defteri tutar gibi tutuluyordu. Ülkede “İthal İkamesi” vardı ve Türkiye’nin ihtiyacı olan ürünü ithal etme hakkını elde eden şahıs ya da firma kısa sürede köşeyi dönüyordu.

1983 yılında ANAP’ın iktidara gelmesiyle birlikte çok şey değişti. Başbakan Turgut Özal, kapalı ekonomiden liberal ekonomiye geçiş için Kambiyo Rejimini ve Türk Parasını Koruma Kanunu’nu değiştirdi. Gümrük Kanunu başta olmak üzere sayısız reform yaptı ve Türkiye dışa açıldı.

Bankacılık sektörü güçlendirildi ve yeni bankalar kuruldu.

 

Köyden kente göç

 

Bu değişim sayesinde Türkiye otomotiv ve tekstil sektörü başta olmak üzere önemli bir sanayileşme sürecine girdi. Bu da köyden kente göçü hızlandırdı.

Kente yerleşen ve kendine iş bulan vatandaş borçlanıp ev ve otomobil satın aldı. Eski köylü gitmiş; evi ve otomobili olan şehirli gelmişti. Şehirliliği otomobil ve ev ile sınırlıydı ama olsun, o yetiyordu ve vatandaş mutluydu.

2000’li yıllara gelindiğinde Türkiye global firmalara fason üretim yapan bir ülke konumuna gelmişti. Hemen her otomobil firması Türkiye’de üretim yapmaya, dünyanın en önemli konfeksiyon markaları da Türk firmalarına fason üretim yaptırmaya başlamışlardı. Bu arada kamu da sahip olduğu işletmeleri özelleştirmiş ve sanayiden çekilmişti.

 

Ak Parti Dönemi

 

2003 yılında Ak Parti iktidar oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan belediyecilikten gelen bir siyasetçiydi ve hizmeti öne çıkaran bir strateji uyguluyordu.

Ak Parti, 15 yıllık iktidarı döneminde yol, tünel, köprü, havalimanı, hastane, üniversite inşa edip halkın hizmetine sundu. Vatandaş çok memnun oldu tabii bu hizmetten ve her seçimde hiç tereddüt etmeden Ak Parti’ye oy verdi ve onu iktidarda tuttu.

Bu hizmetler de tıpkı vatandaşın taksitle ev ve otomobil satın alması gibi borçla gerçekleştiriliyordu. Yabancı bankalardan alınan krediler uzun vadeliydi ve Türkiye, 25-30 sene o köprü ve havalimanlarının borcunu ödemek için çalışacaktı.

 

Hepsi borçla yapıldı

 

Evet, borç işi yapan müteahhidin borcuydu ama devletin taahhüdü vardı; “Şu kadar araç geçmezse ben ödeyeceğim” diye. Osmangazi Köprüsü ve Avrasya Tüneli örneğinde olduğu gibi geçen de geçmeyen de ödemek zorundaydı bu parayı.

Burada iki önemli husus var, dikkatinize sunmak istediğim.

1)      Türkiye’nin bu hizmetlere kavuşturulması elbette iyi ama o hizmetlerin bedelini ödeyecek para nereden gelecekti? Sanayi kurulmamıştı ki, oradan elde edilenle ödensin!

2)      Türkiye köylülükten kurtulacağım derken 1980’nin de gerisine düştü ve hepten köylü oldu. Arabası, evi ve işine gideceği metrosu olan köylü! Bunu, Türkiye’yi geçmişiyle mukayese ederek söylemiyorum. Gelişmiş ülkelerle mukayese ederek söylüyorum. Almanya, Japonya, Güney Kore “Ar-Ge”, “İnovasyon” ve “Teknoloji” konuşuyor. Amerika zaten aldı başını gidiyor. Endüstri 4.0 ve onun getirdiği “Yapay Zeka” ile “Robot” teknolojilerinin baş döndürücü bir hızla geliştiğine bakıp “Hani” diyorum. “Türkiye’de bunlar niye yok? Neden konuşulmuyor?” Uçan otomobil, sürücüsüz araç, üç boyutlu üretim, pilotsuz uçakAmeliyat yapan robot.. Bunlarla ilgili haberleri her gün duyuyoruz ama hepsi başka ülkelere ait! Hani? Türkiye’de niye yok?

Son söz: Türkiye 1980’li yıllarda başlattığı şehirleşme hamlesinin arkasını getiremedi ve ondan daha kötü bir köylü oldu. Evi ve otomobili olan ama onlar için 20 senesini ipotek etmiş köylü!..

 

BizGençler