Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Siyasetçiler çok mu uyanıklar?

İnsanların hayatında aidiyetler önemli bir yer tutar. Hele refah seviyesi düşük toplumlarda çok daha önemli bir yeri vardır aidiyetin. İş sahibi olmayı, okuyan çocuğuna yurt ya da burs temin etmeyi, resmi dairedeki görevliye iş yaptırmayı oldukça kolaylaştırır çünkü.

Sivas, Kastamonu ve Malatya’dan göç eden insanlar İstanbul’a gelir gelmez yaptıkları ilk iş dernekleşmek ya da vakıf kurmak olmuştur. Ev bulmalarını, işe yerleşmelerini kolaylaştırıcı bir yönü olduğu için müracaat ediyorlar tabii bu yola.

Adana, Mersin, Osmaniye, Hatay gibi şehir insanı pek ilgi duymazlar bu tür dernek ve vakıf işlerine. Verimli topraklara sahip oldukları için işsizlik diye bir problemleri yoktur onların. Büyükşehirlerde iş bulamamışlarsa memleketlerine dönüp tarımla iştigal ederek temin ederler geçimlerini.

 

Aidiyetin fazlası zarardır

 

“Ekonomik” ve “sosyal” hayatı şekillendiren “aidiyet” meselesi siyasi hayatta da önemli rol oynamaktadır.

Siyasi aidiyetler; kişilerin kendilerini nerede iyi hissettiklerine bağlıdır. Kimi kendini “Atatürk”e yakın hisseder, kimi ise “Abdülhamit Han”a!

Kişilerin eğitim seviyeleri düştükçe ya da korkuları arttıkça “Atatürk”çülükleri artar; ya da “Padişah”çı yanları kuvvetlenir.

“Padişahımız efendimiz” demek o kişiyi motive etmese de moral takviyesi olur; yere daha sağlam basmasını sağlar. Hakeza Atatürk; “Kurtarıcımız Atatürk” diyen Atatürkçü’nün de morali yükselir ve kendini daha güçlü hisseder.

Türk toplumu, refah seviyesi yüksek bir toplum olsa ne Sivaslı “Sivaslı” olmanın sözünü eder, ne Atatürkçü “Atatürkçü” olmanın ama öyle bir durum yok ve dolayısıyla ülkede “Atatürkçülük” de keskindir, “Abdülhamit Hancılık” da keskindir.

 

Hayıflanmak yerine vizyon

 

Altını çizdiğim bu mesele sosyolojik bir meseledir. Almanya, Fransa ya da Amerika’ya gittiğinizde oradaki insanların “Ah be” diye hayıflanıp 100 – 200 – 500 sene önceki atalarıyla övündüklerini görmezsiniz. Onlar daha ziyade önlerine bakarlar ve “Ne üretelim de refah seviyemizi arttıralım” diye konuşurlar.

Geri kalmış ya da kalkınmakta olan ülke toplumlarının geçmişleriyle övünmeleri ve o yolla moral bulmaları siyasetçilerin de işine yarar. Bazıları “Atatürk” ile başlar bazıları “Padişahımız efendimiz” diye başlar söze. Öyle de bitirirler.

Bu gelişmelerin hepsi belli bir kültür ve birikimin sonucu ortaya çıkan tepkilerdir.

Hani “tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan” tekerlemesi var ya; tıpkı onun gibi bir şeydir bu. Vatandaşın bir kısmı “Atatük”ten hoşlanır, bir kısmı “Abdülhamit Han”dan. Bu gayet normal bir şeydir ve belli bir saygı çerçevesinde dileyen dilediği kişi ya da lideri sevmekte hürdür.

De…

Türkiye’de öyle olmuyor.

Duygular geriliyor ve sevgi tam sevgiye, nefret tam nefrete dönüşüyor. Atatürk sevgisi “Abdülhamit Han” nefretine, Abdülhamit Han sevgisi ise “Atatürk” nefretine dönüşüyor. Bir müddet sonra sevgi kayboluyor ve meydan nefrete kalıyor.

 

Kurt puslu havayı sever

 

Kurdun puslu havayı sevmesi misali siyasetçinin beslendiği nokta tam da bu noktadır işte. Nefret duyguları kabarmış olan toplum karşı tarafa zarar veren, onları tu kaka eden iktidarı sever ve açılığı, işsizliği problem etmeden destek verir kendisine yakın bulduğu iktidara.

Bu nokta aynı zamanda siyasetin iflas ettiği noktadır da. Ülke kilitleniyor çünkü. Üretim durduğu gibi aklıselim de duruyor. Akıl tutulması yaşanıyor yani.

“Türkçülük” veya “İslamcılık” var bir de ki, o da ayrı bir süreçtir ve fazlası daima zarardır!

Bir diğer iflas ise azınlığı yok sayma meselesidir ki; o da şudur:

Türkiye’de “Atatürk” veya “Abdülhamit Han” tarihi liderler olarak kabul eden ama oraya takılıp kalmak yerine yüzünü geleceğe çevirmiş insanlar da vardır. “Batıyla nasıl yarışırız” diye düşünen; “Neden Ar-Ge yatırım yapmıyoruz” diye hayıflanan insanlardır onlar. Çoğu iyi eğitim almıştır ve “inovatif” düşünürler.

 

Akıl tutulması yaşanmasın

 

Siyasetçilerin “Atatürkçüler” ya da “Abdülhamit Hancılar” gibi konuşması ve onların taleplerine cevap vermesi gayet normaldir. Kendisini iktidara taşıyacak oy onlardadır çünkü.

Fakat…

İktidara geldiklerinde o “Ar-Ge” diyen, “Teknoloji” diye çırpınan insanları dinlemeleri lazım. Onu yapmıyorlar işte.

O olmayınca da ülke bir türlü “Orta Gelir Tuzağı”ndan çıkamıyor!

 

 

 

 

BizGençler