Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Siyasetçiye mi güvenirsiniz, TÜSİAD'a mı?

Bencillik, dünyadaki tüm siyasilerin karakteristik özelliğidir. Hep kazanmak, hep iktidar olmak isterler.

Türk siyasetçisinin bir de “çıkma”sı vardır. Konuta “çıkma” yapma alışkanlığı buradan mı geliyor, yoksa buradaki “çıkma” alışkanlığı “konut”a mı taşınmış onu bilemem ama her ikisinde de “çıkma” olduğunu biliyorum. 

Bu “çıkma”nın adı “tahammülsüzlük”tür.

Türk siyasetçisi nedense kendisinden gayrısına tahammül edemiyor! İktidara gelir gelmez, liste yapıyor ve eyleme başlıyor: Kendisine alternatif olma ihtimali bulunan kişi ve kurumların tamamını siliyor. Kökünü kazıyamadıkları olmuşsa, onların da sesini kısıyor.

 

Vatan hainliği

 

Kimini “vatan haini” yaftasıyla susturuyor. Kimini “Ben senin cemaziyelevvelini bilirim” diyerek susturuyor. Kimine de menfaat verip öyle susturuyor. Tehdit ederek susturdukları da oluyor tabii.  

Sadece muhalefet ve bürokratla sınırlı kalmıyor tabii bu susturma eylemi. STK lideri, sanatçı, gazeteci kim tehdit unsuruysa, hepsini susturuyor.

TÜSİAD, hemen her iktidarın daha iktidara gelir gelmez üzerine gidip susturmak istediği sivil toplum örgütlerinin başında gelmektedir.

TÜSİAD iktidarları rahatsız eden açıklamalar yapmaktan geri durmuyor çünkü. Demokrasinin köklü bir kültür haline gelmesi için reformlar yapılmasını istiyor, Türkiye’nin hukuk devleti olması için baskı kuruyor. Kişi ve kurumların yargı karşısında eşit muamele görmesini talep ediyor.

Bu talepler iktidarların hah deyince yerine getireceği şeyler değildir. Kimini güçleri yetmediği için, kimini de işlerine gelmediği için yapmak istemezler.

İktidarların bu gibi durumlarda kullandıkları çamur malzemesi bellidir: “TÜSİAD dış güçlerle işbirliği yapıyor!” Bu çamur öyle bir çamurdur ki, yapışmasa dahi mutlaka iz bırakır.

TÜSİAD’ın adı “Patronlar Kulübü” diye 9’a çıkmış bir kere; iner mi 8’e?

Toplumun nazarında “Emek sömürücüsü” bir kulüptür o!

 

Emek sömürücüsü

 

Kimse onun 2 bin şirket ile temsil edildiğini bilmez. Kimse Türkiye dış ticaretinin yüzde 85’ini TÜSİAD üyelerinin gerçekleştirdiğinden haberdar değildir. Kamu ve tarım hariç istihdamın yüzde 50’sini TÜSİAD üyesi şirketler gerçekleştirmektedir ama o da kimsenin umurunda olan bir durum değildir. Türkiye’de ödenen kurumlar vergisinin yüzde 80’ini gene TÜSİAD üyesi şirketler ödemektedir ama o da kimsenin ilgi alanına girmez.

Tek bir algı vardır; o da “emeği sömüren”, “emekçiyi köleleştiren” kulüp algısı!

Kimse “Bu yaftalama doğru mudur” diye kafa yormaz!

Vakti zamanında bilhassa sosyalist ve komünist düşünce sahibi kişilerin düşman bildikleri kapitalizmi kötülemek için attıkları bir çamurdur bu “Patronlar Kulübü” yaftası ve öyle de kalmıştır.

İş adamı ile siyasetçi arasındaki en belirgin farklardan biri de hedefin kendisidir hiç şüphesiz. Siyasetçi kısa vadeli düşünür ve en fazla beş sene ilerisine uzanır onun hedefi. İş adamı ise uzun vadeli düşünmek mecburiyetindedir ve 30 sene, 50 sene ilerisi için hedefler koyar şirketine.

 

Uzun vadeli strateji

 

Hasılıkelam: Uzun vadeli düşünme siyasetçiye zarar verir. Müteşebbis ise tam tersi; kısa vadeli düşündüğü takdirde sonunu hazırlamış olur.

Gelişmiş ülkeler uzun vadeli stratejiler sayesinde kalkınmışlardır. Siyasetçiye de bu stratejiyi uygulama görevi vermişlerdir. Uzun vadeli stratejileri sonuçlandırmak için bilhassa tercih edilmiştir bu kısa vadeli yönetim tarzı. Yorulan gönderiyor ve yerine taze kuvvetin gelmesini sağlıyor çünkü.

Türkiye’nin de uzun vadeli planlara ihtiyacı vardır ama uzun vadeli stratejisi olmadığı için toplum siyasetçinin kısa vadeli planlarına teslim olmuş ve işleri onun vicdanına terk etmiştir. Siyasetçi de daima kendi çıkarına uygun davranmıştır; gösterişli, oy getirici işleri yapıp uzun vadeli stratejilere iltifat etmemiştir. 

 

Hukuk devleti

 

Çok gerilere gitmeye gerek yok aslında. Bundan 10 sene önce TÜSİAD tıpkı bugün olduğu gibi “Hukuk” diyordu. “Yargıya güven” diyordu. “Demokrasi” diyordu. Şayet iktidar onun dediğine uyup reformları gerçekleşmiş, AB kriterlerinihayata geçirmiş ve Türkiye’yi “hukuk devleti” haline getirmiş olsaydı, ülke bugün yaşadığı krizin çoğunu yaşamıyor olurdu.

İktidarların bir garip huyu daha vardır. Gün gelir kendi hatalarından kaynaklanan krizlerle boğuşurken zayıf düşerler. Güçsüzleştikleri o dönemlerde, güçlü zamanlarında tukaka ettikleri, elini kolunu budadığı kurumlardan yardım isteme pişkinliği gösterirler. Onlara “birlik” çağrısı yaparlar.

Hâlbuki iktidarın güçlü olduğu dönemde darbe alan kimseler, fırsat beklerler;  güçsüzleştiğini gördükleri an da gelip o zayıf iktidarı vururlar. Zira siyasetin dengesi böyle kurulmuştur.

 

Aklıselim

 

Fakat TÜSİAD için geçerli değildir bu yöntem. TÜSİAD’ın yeni Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, sorumluluğuna müdrik bir iş adamı kimliğiyle çıktı, “Biz demiştik” deme hakkını kullanmak yerine, “Dövizdeki dalgalanma yönetilebilir bir dalgalanmadır” dedi. İş adamlarına Türk Lirası’na güvenmeleri çağrısı yaptı ve “Yatırım yapmaya devam edelim” şeklinde konuştu.  

Türkiye’de TÜSİAD gibi aklıselimi elden bırakmayan kurumlar olmasa ve herkes siyasetçiler gibi sadece kendini düşünüyor olsaydı, Türkiye şimdiye kadar atlattığı krizlerin birinden kurtulsa bir diğerinin altında kalırdı.

Bereket versin, TÜSİAD ve benzeri kuruluşlar var da çıkılıyor krizlerden.

 

 

 

 

 

 

BizGençler