Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilsin mi?

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Suriyeli mültecilere “vatandaşlık” sözü verdi ya; bir kesim “yanlış” diye ayağa kalktı. Bir kesim ise “bundan daha güzel bir müjde olamazdı” deyip Erdoğan’a övgü yağdırdı.

Daha önce de söyledim. Biz Türkler, “ifrat”la “tefrit” arasında gidip gelmeyi seven bir milletiz. Biri “ak” diyor, diğeri “kara.” Başka renk yok sanki!

Böyle davranmakta “duygusallığımızın” önemli etkisi var tabii. Olaylara analitik bir gözle bakmak yerine, duygularımızla bakmayı tercih ediyoruz. “Doğru”larımız da duygu yüklü, “yanlış”larımız da!

Başkalarının mantık süzgecinden geçirip bulduğu doğruya da itiraz ediyor, onları “çıkarcılıkla” suçlayıp çıkıyoruz işin içinden!

Küçük bir örnek vererek anlatayım ne demek istediğimi:

Suriyeli bizim kardeşimiz. Bu, doğru; şeksiz şüphesiz doğru… Her şeyden önce dindaşız onlarla. Aynı kültürden ve tarihten geliyoruz. Akrabalık bağımız var ve tarih boyunca birçok şeyi birlikte paylaştık onlarla.

Suriye’de iç savaş çıkınca başta Türkiye’ye olmak üzere toplam 6 milyon Suriyeli ülkesini terk edip Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır  gibi ülkelere gitti.

Almanya’nın bir milyon mülteciye ev sahipliği yaptığını biliyoruz. Fransa 4 bin 500, İngiltere 140 mülteci kabul etti.

Burada en dikkat çeken şey, Batı’ya gidip yerleşen mülteci sayısının 300 bini bulmaması ve kabul edilenlerin neredeyse tamamının ekonomik durumunun iyi olması. Gittikleri ülke ekonomisine katkı sağlayacak insanlar yani.

Türkiye’ye gelenlerin önemli bir kısmı yoksul. “Parası var” denilen de ekonomik gücü Türkiye’de esnaflık yapmaya ancak yetiyor. En zenginleri bir ev alabiliyor işte.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Batılı, ülkesine kabul edeceği sığınmacının sebep olacağı olumsuz ekonomik, sosyal ve siyasi etkenleri dikkate alıyor. Türk halkı ise onların bu dikkate alma durumunu kınıyor, ülkeyi yönetenlerin hiçbir tehdit ve tehlikeyi dikkate almamasını alkışlıyor.

Eğer Türkiye’nin Suriyeliye “açık kapı” politikası uygulaması onların çok beğendiği, takdir ettiği bir şey olsaydı, Suriye’nin zenginleri Avrupa ülkelerine gitmezlerdi. Keza Türkiye’dekiler. Hepsi Avrupa’ya gitmek istiyor. Bırakın onları, kendi vatandaşımız Avrupa’yı istiyor.

Vasıflı Suriyeli meselesine gelince…. O ayrı bir konu.

Suriye devleti 60-70 sene yatırım yapmış ve sayısız vasıflı insan yetiştirmiş. Aralarında çok iyi eğitim almış, yetenekli insanlar var. Onlar hangi ülkeye gitse, o ülkenin kalkınmasına katkı verirler.

Avrupalı uyanık. Türkiye’ye “3 milyar euro verelim. Sen, Avrupa sınırlarında bekleyen bir milyon mülteciyi geri al. Daha sonra biz seçelim ve bir milyon Suriyeliyi alalım, olsun bitsin” diyorlar. Gözleri o vasıflı Suriyeli göçmenlerde yani. 

Hayatın da kendine göre kuralları var: Arz - talep meselesi de bunlardan birisi ve her alanda geçerli. Kendisini yetiştirmiş Suriyeli şayet istiyorsa, öyle yapıp, böyle yapıp gidecektir Avrupa’ya. Batı’ya beyin göçü ilk değil zaten de bu kere daha toplu olacak, hepsi o.

Türkiye’nin vatandaşlık hakkı vermekle vasıflı Suriyeli kişileri burada tutacağı kanaatini taşıya insanlar var Türkiye’de. Bu ümit iyi niyetten öte bir şey değil, onu bilmemiz lazım. İyi niyet elbette ki şart ama Suriyeli yetenekleri Türkiye’de tutmak için daha başka unsurlara da ihtiyaç var. O insanlara Avrupa’dan daha iyi ücret, daha iyi sosyal haklar, daha iyi güvenlik vermediğiniz müddetçe Türkiye’de tutamazsınız onları.

Hasılıkelam,  Türkiye’nin Suriyeli vasıflı insanlara sahip çıkmak istemesi gayet doğru ve yerinde bir karar mutlaka ama uygulamada pek şansı yok bu isteğin.

Kişi başına düşen milli geliri 10 bin dolar civarında olan Türkiye’nin arzu etse de her şeyi yerine getirmesi imkânsızdır. Dolayısıyla, bu hengamede Suriye de çok zarar görecek, Türkiye de.

Ensar – muhacir anlayış ve dayanışması elbette iyi bir şey. De… Sonuçta, yoksullukta eşitliğe razı olur, otururuz oturduğumuz yerde! Nitekim öyle de oluyor.

 

 

 

 

 

BizGençler