Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Suriyeli mülteciye TOKİ evi

Türkiye'nin bayram gündemi "Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesi" hususuydu. Bayram bitti ama gündem aynı kaldı.

Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan Varşova’da gerçekleştirilen NATO Liderler Zirvesi dönüşünde aynı konuda yeni açıklamalarda bulundu. Erdoğan gazetecilere “Suriyelileri mülteciler bizim ülkemize sığınmışlar. Apartman bodrumlarında tıkış tıkış kalıyorlar. Onları orada yaşamaya mahkûm mu edeceğiz? Ülkemizin belli yerlerine yerleştirelim. Hatta gerekirse TOKİ’nin elinde boş konutlar var” dedi.

Türkiye, Suriyeli mülteci konusunda da ikiye bölündü. “İsteyenler” - “İstemeyenler!”

İsteyenler “Onlar muhacir. Ülkelerinde yaşanan iç savaştan kaçmış, ensar olarak bizi görmüş, bize sığınmışlar. Onlar vatandaşlık müracaatında bulunsa hangi ülke ‘Hayır, ben seni almam’ der de biz diyeceğiz” fikrinden gidiyor. Erdoğan’ın dediğini diyorlar yani.  

İstemeyenler ise “Ak Parti oy avcılığı yapıyor” diye istemiyorlar.

Her ikisi de tamamen duygusal!

Hem ayrıca Anadolu’da yapılıp da satılmamış ne kadar TOKİ evi var da Suriyeli mülteci o binalara yerleştirilsin? Bütün bunlar ayağı yere basmayan şeyler ama burası Türkiye; bizde işler böyle yürüyor!..

 

Türkiye göçmenler ülkesi

 

“Suriyelilere vatandaşlık verelim ve Türkiye’de kalsınlar” tezini savunanların bir dediği de “Türkiye’nin göçmenler ülkesi” olması. Türkiye’de yaşayan her iki kişiden biri çeşitli ülkelerden gelen ve Türkiye’ye yerleşen muhacirmiş. Kendisi muhacir olan bir Türk vatandaşına “Suriyeli muhacir istemem” demek yakışır mıymış?

Şehirlerin kendilerine has kültürleri vardır. Gelenekleriyle yaşarlar. O şehre az sayıda kişi gelip yerleşirse, şehrin kültürüne bir zarar veremezler; şehrin kültürü arasında kaybolup giderler. Fakat şehir nüfusunun önemli bir kısmı kadar nüfus birdenbire o şehre gelirse, şehrin kültürü gelenlerin arasında kayboluverir!..

İstanbul ve Diyarbakır bu durumun iki canlı örneğidir. Diyarbakır on bin yıllık bir kültürün varisi olan bir kentimizdi. İpek Yolu ticaretinin köşe taşlarından biriydi. 1970’li yıllara kadar “Doğu’nun Paris’i” diye anılırdı ve gerçekten öyleydi. Terör olayları şu bu derken Diyarbakır’ın hayat tarzı kısa sürede değişti. Kültürü yok oldu.

İstanbul’u anlamaya gerek var mı bilmem? Dünyanın en görkemli ve en zengin şehriydi. Taksi şoförleri bile kibar insanlardan meydana geliyordu. 1960’lı yıllarda köyden kente göç başladı ve Anadolu İstanbul’a taşındı. Eski İstanbul’u şimdi ancak sahaflardaki eski kitaplarda bulmak mümkün!

Amerika da göçmenler ülkesi ama Amerika kendi kültürünü de koruyabiliyor, göçmenlerin güvenliğini sağlayabiliyor. Stratejisi var. Plan yapıyor. Vatandaş atığı kişilere haklar verdiği gibi sorumluluklar da yüklüyor.

 

Yoksullukta eşitlik

 

Suriyelilerin Türkler ile dindaş, kardeş, akraba, dost olduğu inkâr edilmez bir gerçektir. Bunu tartışmanın anlamı yok. Da… Nasıl Türkiye’de köyden kente göçen insanlar, göç ettikleri şehrin kültürünü değiştirmişlerse, Suriye’den gelen insanlar da Türkiye’nin kültürünü değiştireceklerdir.  Bu değişimden Türkler nasıl olumsuz etkileneceklerse, Suriyeliler de aynı şekilde olumsuz etkileneceklerdir. Yoksullukta eşit olunduğu için etkilenme pek hissedilmiyor ama her iki toplumun da gerilediği inkar edilmez bir gerçek.  

 

Suriyeli ne ister?

 

Suriyeliler belki biraz para ile geldiler ama işsizler; iş ve aş istiyorlar. Türkler de istiyorlar tabii o iş ve aş’ı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu insanlara iş ve aş verdiği gibi onların sosyal güvenliğini de sağlaması lazım. Onları gelecek endişesinden kurtarması ve güvenli bir ortamda yaşamalarını sağlaması da gerekiyor. Bunların hiçbirini bihakkın yapamıyor ve “ensar-muhacir” muhabbeti yapıyorsa, kimse kusura bakmasın “inandırıcı” olmaz bu muhabbetler!

 

Ne ka kira, o ka şatafat

 

Çok konuşulan bir konuydu, Başbakan Binali Yıldırım o konuya da parmak bastı. Kamu binalarına yapılan yatırım ve taşıt kiralama için ödenen bedel çok artmıştı. Geçen senenin mayıs ayında hizmet binalarına ödenen kiralama bedeli 35.6 milyon lirayken bu yıl mayıs ayında 50.5 milyon liraya yükseldi. Taşıt kiralamalarında ise geçen yılın beş ayında 172.6 milyon liralık ödeme yapılırken, bu yıl yüzde 19 artışla 205 milyon liralık harcama gerçekleşti. Başbakanlığın bu israfı önleyici genelge hazırlaması bekleniyor. Binalar ve araçlar ihtiyacı karşılamaktan ziyade şatafat maksatlı kiralanıyor ve haklı olarak eleştiriliyor!

Cumhurbaşkanlığı’nın 2016 yılı ödenek toplamı 434 milyon liraydı. Yetmeyeceği anlaşılınca 712 milyon 800 bin liraya çıkarıldı. Kim bilir belki ona da bir genelge hazırlanır?!!

 

 

 

 

BizGençler