Yazarlar

Metiner Sezer

Metiner Sezer

Tek elden yönetim iyi mi, kötü mü?

Müzakere etmek, fikrini söylemek, sorgulamak, eleştirmek... Elbette ki lazımdır ve hayatın olmazsa olmazıdır her birisi. Hiç şüphesiz bunlar, beyin fırtınası estiren ve ortak aklı bulmaya yarayan eylemlerdir. Ham fikirleri olgunlaştırmak, eksikleri tamamlamak ancak ve ancak bu eylemleri gerçekleştirmekle mümkündür. 

Türkiye’de fikrini söyleme cesareti gösteren insan sayısı o kadar az ki, utanmasam “bir elin parmağı kadar” diyeceğim. Çevremizde şekillendirilmiş ve bize dikte edilmiş fikirleri tekrarlama konusunda hiç problem yaşamıyoruz. Sıkıntı yok o konuda. Biz bizeyken, esip gürlüyoruz. Bize empoze edilen bir fikri, yüksek perdeden seslendirme hususunda pek istekliyiz.

De… Farklı bir yerde farklı bir konuyla karşılaştığımızda, tabiri caizse “dut yemiş bülbül”e dönüyoruz. Hani kendi mahallende esip gürlüyordun?

Bir ülkenin tek elden yönetilmesi her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesiyle “Zaman kazanmaya ve işleri kolaylaştırmaya yarıyor”sa da verimli olduğu söylenemez.

Bir başbakanın “İnisiyatif” kullanamadığını düşünebiliyor musunuz? Ayrıca kabinede görevli bakanlar var. Onların “Fikir” beyan edememesi, olacak şey mi?

Zaten “sorgulama” yeteneğimiz düşük, “ortak akıl üretme” potansiyelimiz kıt, bir de buna “Tepeden gelecek talimatı bekleme” kuralını eklendi mi, “bilgi zenginliği”miz yok olup gidiyor! Bilgi çağında bilgi fakirliği!!!

 

Devletin dediği, halkın dediği

 

Batı ülkeleri, daha doğrusu “Gelişmiş Ülkeler” ile  “Gelişmekte Olan Ülkeler” arasındaki en bariz farklardan birisi de gelişmiş ülkelerde “Halk ne derse devlet onu yaparken” gelişmekte olan ülkelerde “Devlet ne derse vatandaş onu yapıyor” olması durumudur. En acısı da vatandaşın bunu gönüllü yapmasıdır. Tersini bilmez çünkü. Öyle görmüş ve öyle yaşamış. Genlerinde de yok. Haliyle, “Devletimiz büyüktür” diyor ve kendisine ne denirse onu yapıyor.

Gelişmiş ülkelerde ise sivil inisiyatif gelişmiş. Her sektörün, her grubun, her düşünce ve inancın vakfı var. Derneği var. Birliği var. Kooperatifi var. Bu örgütler, temsil ettikleri grubun çıkarları için ihtiyaçlarının karşılanması için lobi yapıyor, hükümetler ya da mahalli idareler üzerinde baskı kuruyorlar. 

Avrupa Birliği mesela; Avrupa Birliği Parlamentosu Brüksel’de toplanıyor. Kanunlar çıkarıyor ama hangi kanunun hangi şartlarda çıkarılacağına çiftçi, sanayici, turizmci ya da ihracatçı birlikleri karar veriyor. Onlar kararlaştırıyor, Parlamento ise çıkardığı kanun veya kararnameler ile sistemin kimse kimsenin ayağına basmadan işlemesini sağlıyor.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise devlet bir karar alıyor ve tüm sistem kilitleniyor. Kimse buna itiraz edemiyor. Devleti yönetenlerin çıkarı ile halkın çıkarı farklıdır ve siyasetçiyi serbest bırakırsan kendi çıkarına uygun karar alır; gayet normal bu.

Bunu bilen, devleti tanıyan uyanıkların davranış biçimi daha da farklıdır. Onların kendi çıkarları için devleti kullanmaları da söz konusu olur sıklıkla. Arada olan garibana oluyor ama vakti zamanında ona gereken aşı yapılmış: tınmaz: “Devletten iyi mi bileceksin? Öyle yapmışsa vardır bir hikmeti!”

Kimsenin akıl erdiremediği garipliklerimizden biri de şu: Devlet, her türlü özgürlüğe sahip olması gereken, bağımsız, bağlantısız mesleki örgütleri kontrol altına alıyor ve “Şu konuda şunu, bu konuda bunu söyleyin” diye talimat veriyor. Gelişmiş ülke devlet adamlarının ya da STK yetkililerinin hiç anlayamadıkları hadiselerin başında geliyor bu durum. Nasıl anlasınlar ki? Adam güya temsil ettiği grup adına hareket ediyor. Yalan! Perişan vaziyetteki sektörünün problemlerini anlatıp kamuoyu oluşturacağına “Sektörümüz problemsiz. Dimdik ayakta. Bizi yalnız bırakmayan iktidarımıza minnettarız. Sayın Başbakanımıza teşekkür ederiz” şeklinde beyanatlar veriyor!

 

Türk toplumunun güzel hasleti

 

Türk toplumunun bir hasleti vardır ki, dost düşman herkesin takdirini toplamış bir haslettir bu. Sabırlıdır. Bekler. Heyecanlı bir yapıya sahip olmasına rağmen soğukkanlılığını bozmaz. Her yanlışa parmak sallamaz ama küp doldu mu, silkinir ve üzerindeki yükü atar. Eğer yöneticisiyse o yük, onu da atar.

 

Suyun hakkı suya

 

 

Eski zamanların birinde denizde bir gemi seyrediyormuş. Yolcular arasında şık ve zengin erkekler, bakımlı ve güzel kadınlar varmış. Hafif bir rüzgâr yelkenleri şişirmiş… Yolcular kalabalık ya da ikişerli, üçerli gruplar halinde yiyip içiyor, gülüşüp oynaşıyorlar.

Sohbetin koyulaştığı bir anda kalabalığın arasına dalan bir maymun, adamlardan birinin kuşağındaki keseyi kapıp yelken direğinin en tepesine çıkıyor. Meraklı kalabalık sessizce onu izliyor. Maymun, kendisine gösterilen ilgiden memnun… Biraz daha o ilginin tadını çıkardıktan sonra kesenin ağzını açıyor ve içindeki altın paralardan birini suya, birini adama atmaya başlıyor. Atıyor, atıyor ve para bitince, boş keseyi adama fırlatarak inip kayboluyor.

Herkes şaşkın, önce adama bakıyorlar. Sonra da etrafında toplanıp soran gözlerini ona dikiyorlar.  Adam yerdeki keseyi alıp, “Ben sütçüyüm” demiş. “Süte su koydum ve çok para kazandım. Maymun suyun hakkını suya, benim hakkımı bana verdi” diyerek; kesesini cebine koyup kamarasının yolunu tutmuş.

Kimsenin hakkı kimsede kalmıyor, er ya da geç hak yerini buluyor. Tek bilinmeyen şey maymunun haksızlık yapanı ne zaman ve nerede yakalayacağı? Genelde de olmadık yerde yakalıyor ve muhatabını yerin dibine sokuyor.

 

MI acaba?

 

 Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu, Prof. Dr. Canan Karatay için İstanbul Tabip Odası’nın verdiği 15 gün meslekten men cezasını onadı. İyi de, Karatay açıklamalarını eliyle değil diliyle yapmıştı. Tabipler Birliği ceza değil de yasak savıcı bir karar mı vermek istedi acaba?

 

Yargıtay ve Danıştay'ın yapısı değiştiriliyor. Lağvediliyor yani. Sayıştay zaten fonksiyonsuzdu. Geriye bir tek Anayasa Yüksek Mahkemesi kaldı ki, onun da icabına bakılır. Böyle yapmakla ”işler seri yapılsın mı” murat ediliyor acaba?

 

Afganistan, İran ve Türkiye’nin Mevlana eserlerinin kendi ortak mirasları olduğunu belirterek UNESCO’nun “Dünya Belleği” listesine alınması isteğine itiraz etmiş. Bu coğrafyada başka bir davranış bekleyen var mıydı acaba?

 

ABD “İnsan Ticareti” Raporu açıklandı. Türkiye fuhuş ve çocuk işçiliğinin varış noktası olarak gösteriliyor. Asgari tedbirleri alamadığı ancak iyi niyetle çaba gösterdiğine vurgu yapılıyor. Türkiye’nin iyi niyetinden endişe eden mi vardı acaba?

 

 

 

BizGençler